'SSK'nın özelleştirilmesine

   direnmeliyiz'

'SSK'nın
   özelleştirilmesine direnmeliyiz'
Nur Karabacak
Sağlık emekçileri geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da sağlık sisteminin sorunları altında geçirecekleri bir tıp bayramına hazırlanıyor. Kutlanmaya ilk kez 1919 yılında başlanan 14 Mart Tıp Bayramı'nı sağlık emekçileri hiçbir zaman bir bayram olarak kutlayamadı. Çünkü sağlık emekçileri her yıl tıp bayramını sağlık sisteminin sorunlarının gölgesinde geçirdi. Sorunlar çözülmek yerine her yıl katlanarak arttı. Bütçeden sağlığa ayrılan komik pay, ücretler, çalışma koşulları, özelleştirmeler, sağlık emekçileri için hiçbir şeyin değişmediğini gösteriyor. Bu yıl sağlık emekçilerinin gündemini SSK hastanelerinin özelleştirilmesi başta olmak üzere sosyal güvenliğin tasfiyesi ve bunlara karşı alınacak tavır oluşturuyor.
Sosyal güvenlik sistemine ve kurumlarına yıllarca kaynak ayırmayan devlet, çıkardığı KHK'lar ve yasalar ile işçinin, emekçinin tek dayanağı olan sosyal güvenlik kurumlarının tasfiyesine son hızla devam ediyor. İki yılda mezarda emeklilik yasası, SSK Başkanlığı'nın kurulması ve son olarak SSK hastanelerini işletmeye çevirmeye yönelik Sağlık İşletmeleri Yönetmeliği sağlığın özelleştirilmesinin ve paralı hale getirilmesinin adımları. Sosyal güvenlik sisteminin kurtarılması adına yapılan ve SSK hastanelerini kâr amacı güden birer işletmeye dönüştürmeyi amaçlayan SSK işletmeleri yönetmeliği, sağlık çalışanlarının işgüvencesini tamamen ortadan kaldırdığı gibi, işçi ve emekçilerin ise parası kadar sağlık hizmeti almasına neden olacak.
SES Genel Sekreteri Şükran Öz, SSK'yı kurtarma adına yapılanların durumu daha da kötüleştireceğini vurgulayarak, özelleştirme sonunda ortaya çıkacak kötü tablonun tersine çevrilmesinin hem orda çalışanların hem de ordan hizmet alanların birlikte mücadelesi ile sağlanabileceğine dikkat çekti. Gazetemizin sorularını yanıtlayan Öz, sağlık emekçilerinin bu yıl Tıp Haftası etkinliklerinde sorunlarını ve taleplerini dile getireceklerini belirterek, ilk gündem maddelerinin SSK hastanelerinin özelleştirilmesi olduğunu söyledi. Şükran Öz'e yönelttiğimiz sorular ve aldığımız yanıtlar şöyle:
- Sağlık sisteminin sorunları nelerdir?
Sağlığın sorunları öncelikle bütçeden ayrılan pay ile başlıyor. Her geçen yıl ayrılan pay düşüyor, bütçeden sağlığa ayrılan pay bu yıl yüzde 2.6 idi. Bu paradan yatırımlara ayrılan pay da oldukça komik. Yeterli sağlık hizmeti verilebilmesi için öncelikle yatırım yapılması gerekiyor. Kuruluş açılamıyor, personel alınamıyor, çok yetersiz personel ile hizmet verilmeye çalışılıyor. Personel sıkıntısı önemli bir sorun, sağlık personeli günde 32 saat çalışıyor. Sabah nöbete geliyor, ertesi akşama kadar çalışmasına devam ediyor. Sağlık çalışanları insana hizmet veriyor, ancak kendi sağlıklarından oluyorlar.
Bunun dışında, birinci basamak sağlık hizmetleri yeterli değil. Yani insanlar hastalanmadan önlem almak gerekiyor. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Bu da bir sağlık ocağı açıp, bir doktor bir hemşire görevlendirmekle olmaz. Diğer bir sorun sağlık hizmetlerinin birkaç elden yürütülüyor olması. Evinizin karşısında bir SSK varsa ve SSK'lı değilseniz, bu hastane sizi kabul etmiyor. Birçok insanın kapı kapı dolaştırılırken öldüğünü biliyoruz. Üniversite hastaneleri, SSK, Sağlık Bakanlığı bunların tek elde toplanması gerekir. Sağlık planlamasının akıllıca yapılması, ülkenin belirgin bir sağlık politikası olması gerekiyor.
- SSK'nın özelleştirilmesi nasıl başladı?
SSK'ya bugüne kadar çok komik bir pay ayrılmış. Bütçeden ayrılan yüzde 2.6'lık pay, Sağlık Bakanlığı'na yönlendirilen paydır. Yani SSK'ya zaten doğrudan pay ayrılmaz. SSK kendi içinde özerk bir yapıya sahip, SSK yönetim kurulu tarafından yönetilir. SSK'nın adı bir kararnameyle değiştirilip, Sosyal Sigortalar Başkanlığı'na olarak dönüştürüldü. Bu KHK sigorta ve sağlık işlerinin ayrılmasını öngörüyordu. Bunun öncesi mezarda emekliliğe, sosyal güvenliğin tasfiyesine dayanıyor. Sosyal güvenliğin tamamiyle tasfiye edilmesinin birinci adımını emeklilik yasası, ikinci adımını ise SSK için çıkartılan bu KHK olarak değerlendiriyoruz. Bu KHK ile sağlık ve emeklilik birbirinden ayrılacak. Çalışanlardan ikisi için ayrı prim kesilecek.
SSK hastanelerine yönelik ise SSK işletmeleri yönetmeliği diye bir yönetmelik çıkarıldı. Bu yönetmeliğin adı üstünde, hastaneler işletme haline getirilecek. İşletmelerde ise bir tek mantık vardır; kâr. SSK hastaneleri bu mantıkla parçalanacak. 111 SSK hastanesi işletmeye dönüştürülecek, her biri kendi içinde bir işletme olacak, hal böyle olunca, her işletmenin bir kârı, zararı olacak. Bu işletmenin yönetim kurulu 8 kişiden oluşacak. Başkanı ise il veya ilçede en büyük mülki amir yani vali ya da kaymakam olacak. Bir işletme müdürü, bir başhekimi, bir işçi temsilcisi, bir işveren temsilcisi olacak. Yönetmelikte herkesin yapacağı görevi belirlenmiş. İşçi temsilcisinin ne yapacağı zaten belirlenmiş, yani tamamiyle göstermelik. Diğerlerine gelince, vali ve kaymakamlar siyasi iktidarda kim varsa, onun siyasi görüşünü yansıtacak. İşletme müdürü ise atanacak, yani kimi isterlerse onu atayacaklar. Başhekim de seçilecek ama bir asili bir yedeği olacak. YÖK'te olduğu gibi, en fazla oyu alan da seçilmeyebilir.
Çalışanlar da işçi, memur, sözleşmeli, özel statülü sözleşmeli diye bölünecek, farklı maaşlar verilecek ve aralarındaki dayanışmayı da öldürecekler. Örgütlenmeleri engellenecek. İnsanları bölüp, parçaladıkları için, özelleştirmelere karşı insanların karşı duruşuna da engel olucaklar. Her hastanenin işletme yönetim kurulu farklı olacağı için her hastanenin yönetimi kendiyle ilgili kararları kendisi verecek. Her işletmenin nasıl ki kendi işvereni var, bu da çok farklı bir mantık değil. İşletme mantığıyla bakıldığında verimli olmayan klinikleri istediği yeri açıp, istediği yeri kapatabilir. Bu hizmet alanlar açısından vahim bir durum ancak orada çalışanlar açısından daha da vahim bir durum. Bütün bunlar eğer güçlü bir karşı duruş olmazsa başımıza gelecek şeyler. SEK, EBK özelleştirildiğinde çalışanlar işten atıldı. Sağlıkçılar mesleğimiz var diye güvenmesinler.
- SSK'nın özelleştirilmesinden hizmet alanlar nasıl etkilenecek?
SSK devletin falan değil. SSK 1946'da kurulmuş, 1951'de prim kesintileri ile düzene girmiş bir kurum. O günden bugüne prim ödeyen işçilere aittir SSK. Ancak bu düzenlemeler yapılırken ne işçiye soruldu, ne de orada çalışanlara. Şimdi işçiler tek prim veriyor. Bundan sonra sağlık için ayrı prim, emeklilik için ayrı prim ödeyecek. İşletmelerde temel amaç kâr olduğuna göre, kârlı olmayan alana yatırım da yapılmayacak. Örneğin kronik böbrek rahatsızlığı, kanser gibi, yaşlılık hastalığı gibi sürekli tedavi isteyen hastalıklar kârlı hastalıklar değildir. Böyle kârlılık sağlamayan hastalıkların tedavisinden de vazgeçecekler. Bunun dışında, ilinizde bir hastane var, diyelim bu hastane verimli olmadığı için kapatılabilir. Yönetmelikteki başka bir madde de dışarıya hizmet sunabilir, dışarıdan hizmet alabilir ifadesi var. SSK'nın bugünkü yapısıyla dışarıya hizmet vermesi çok zor, dışarıdan hizmet alması demek ise hastaları başka hastanelere yönlendiricek anlamına geliyor. Primlerin 1/3'ü zaten dışarıdan alınan hizmete aktarılıyor ve SSK bütçesinin devlet bütçesinin 1/5'ine yakın olduğu söyleniyor. Yani bu para özele aktarılacak.
- SSK'nın özelleştirilmesine karşı tepkiler sizce yeterli mi?
Bugüne kadar SES bir karşı duruş sergiledi. Ancak işçi sendikalarından bir tavır görmedik. Bunun nedenini ise tabanın konuyla ilgili bilgilendirilmemesine bağlıyoruz. Duyduğunda insanın tepki göstermemesi imkânsız. İşçi sendikalarında yöneticiler mutlaka haberdardır. Çok açık bir durum. Sendikaların bu konuda işçileri bilinçlendirmesi gerekiyor. Sendikaların kimin malını kime satıyorsun diye sormaları gerekir. Sadece sormak değil, izin vermemek de gerekir.
www.evrensel.net