Yağma tasarısı sanayiyi bitirir

Yağma tasarısı sanayiyi bitirir

TMMOB Genel Başkanı Kaya Güvenç, endüstri bölgeleri yasa tasarısının Türkiye'nin sanayileşmesine kesinlikle yardımcı olmayacağını vurguladı.

Yağma tasarısı sanayiyi bitirir
Özlem Albayrak
Başbakan Bülent Ecevit'in "Bir an önce çıkarılması gerekiyor" talimatını verdiği endüstri bölgeleri yasa tasarısını değerlendiren Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Genel Başkanı Kaya Güvenç, amaç maddesinde, "doğrudan yabancı sermayeyi ülkeye çekmek ve sanayileşmeyi hızlandırmak için gündeme getirildiği" belirtilen endüstri bölgeleri yasa tasarısının Türkiye'nin sanayileşmesine kesinlikle yardımcı olmayacağını vurguladı.
Tasarı sayesinde gelişmiş ülkelerin eskimiş teknolojilerini ve maliyeti yüksek yatırımlarını tasarı sayesinde Türkiye'ye taşıyacağını, tasarının sermayenin önündeki tüm engelleri kaldırmayı hedefleyen kuralsızlaştırmanın bir görüntüsü olduğunu söyleyen Güvenç, "Ülkenin kalkınmasını ve halkın refahını birlikte ele alan bir planlama olmadan bu tür yasaların bize hiçbir katkısı olmayacağını açık ve net şekilde ifade etmek gerekir" dedi.
Endüstri bölgeleri yasa tasarısı ne getirecek?
Endüstri bölgeleri yasa tasarısı bazı yasaları, yönetmelikleri tamamen ortadan kaldırmaya yöneliktir. Tasarının amacı, "Yabancı sermaye yatırımlarını teşvik etmek ve yabancı sermaye girişimini artırmak amacıyla endüstri bölgeleri oluşturmak" şeklinde ifade ediliyor. Bizim ilk karşı çıktığımız nokta buradan başlıyor. Türkiye'de veya herhangi bir ülkede yabancı sermayenin girişini amaç olarak almak doğru değildir. Amaç halkın refah düzeyinin yükseltilmesi olmalıdır ve bizim açımızdan bu sanayileşme ile mümkündür. Mutlaka ulusal, bilim, teknoloji ve sanayileşme politikaları planlanmalıdır. Yabancı sermaye bu politikaların neresinde yer alacaktır? Gelsinler de ne yaparlarsa yapsınlar demek bizim açımızdan kabul edilebilir bir amaç maddesi değildir. Bizim gibi geri kalmış ülkelere yabancı sermaye iki amaçla gelir. Ya ülkenizdeki hazır kaynakları kullanacaktır ya da çeşitli düzenlemelerin olmayışından yararlanarak gelişmiş ülkelerdeki yatırım maliyeti fazla olan bazı sanayi alanlarını buraya aktaracaktır. Azgelişmiş ülkelere ucuz işgücü, gelişmiş ülkelerde olan ve maliyetleri artıran bazı çevre koruma yasalarının olmaması nedeniyle yabancı sermaye yatırım yapmaktadır. Azgelişmiş ülkelere gelen firmalar araştırma, geliştirme faaliyetlerine hiçbir şekilde yeltenmiyorlar. Oysa araştırma geliştirmeye dayanmayan, yüksek teknolojiye dayanmayan sanayileşme, sanayileşme anlamını taşımaz. Ancak olsa olsa taşeron hizmeti yaptırırlar.
Tasarının ikinci maddesinde İmar, Çevre, Maden, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma, Belediye Kanunlarının uygulanmayacağı belirtiliyor. Bu yabancı sermaye gelsin, nasıl gelirse gelsin, nereye gelirse gelsin, anlamını taşıyor. Yani Ayasoyfa Müzesi'ni büyük bir dökümhaneye çevirebilir bu kanun. Bizim SİT alanlarımız, özellikle kültürel varlıklarımız dediğimiz alanlarda tahribat yapılması mümkün. Olur mu olmaz mı tartışmasını yapmak istemiyorum ama, bu kanunun hükümleri buna izin veriyor.
Bunu engellemeye dönük herhangi bir düzenleme getirmiyor mu?
Hiçbir zorlama yok. Müsteşarlardan oluşan Danışma Kurulu oluşturuluyor. Danışma Kurulu'na gerektiği zaman Türkiye Odalar Borsalar Birliği katılabiliyor gözlemci olarak, bilgi vermek amacıyla. Yabancı sermaye "Ben Ankara'nın şurasında yatırım yapmak istiyorum" dediğinde bütün mesele Danışma Kurulu'nun kabul etmesinde. Kurul kabul ettiğinde Bakanlar Kurulu da kesinleştiriyor. Tabii burada bitmiyor. "Olağanüstü Hal Bölgesi'nde yapılan yatırımlar için öngörülen teşvik tedbirleri buralarda uygulanır" deniyor. Yani endüstri bölgelerinde bazı kanunların uygulanmaması bir yana Türkiye'de şu anda bölgesel dengesizlikleri giderme amacıyla çıkarıldığı söylenen (her ne kadar eleştirsek de bölgeler arasındaki dengesizlikleri gidermek için bir girişim olarak kabul edebileceğimiz) bölgesel teşviklerin endüstri bölgelerinde uygulanması öngörülüyor.
Devam ediyor, "Bu bölgelerin kurulması için arazi temini ve altyapı ile ilgili giderleri, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın bütçesine konacak ödenekten karşılanır" Bu şu anlama geliyor. Yabancı sermaye yatırımlarına, "Sen bölgeni, yerini seç. Arazisini ben temin edeceğim. Altyapısını da ben hazırlayacağım. Yolu, elektriği, suyu, kanalizasyonu ben yapacağım. Sen yeter ki gel."
Yatırım izni başlığını taşıyan dördüncü madde de çok ilginç. "Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü, yabancı sermayeli kuruluşların endüstri bölgelerinde yatırım izni başvurularını talep tarihinden itibaren 15 işgünü içinde cevaplandırmalıdır. Bu süre zarfında cevaplandırılmayan talepler kabul edilmiş olacaktır." Dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen ve görülmeyecek bir olay bu. Birkaç bürokrat, memur savsakladığı ya da altına imza atmaktan çekindiği, istemediği takdirde 15 gün geçtiğinde talep kabul edilmiş sayılacak. Daha devam ediyor: "Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü'nün yatırımcı kuruluş adına yaptığı izin, ruhsat ve benzeri her türlü başvurular ile kamu kurum ve kuruluşları ile belediye ve meslek odaları tarafından en geç 10 işgünü içinde öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılır. Bu süre içinde gerekçesiz ilgili kuruluşlar tarafından sonuçlandırılmayan işlemler için Hazine Müsteşarlığı'nın talebi üzerine atamaya yetkili merci kurullar ve makamlar tarafından sorumluların beşer aylıklarının kesilmesine, kusurun tekrarlanması durumunda memurluktan çıkarılmasına karar verilir." Yabancı sermaye kuruluşu kabul edildi, Bakanlar Kurulu kararı çıktı. 15 gün içinde her türlü işlem bitmek zorunda. Aslında işlem de yok. İmar Kanunu olmadığına göre proje tetkiki söz konusu olmayacak. Çevre Kanunu geçerli olmayacağına göre, projenin çevre etkilerini değerlendirme raporu hazırlanması gerekmeyecek. Bu tesisin kurulacağı arazi örneğin tarım arazisi ise tarım arazilerinin amaç dışı kullanımını engelleyen bir kanun vardır, böyle bir rapora gerek kalmayacak. Aslında ne işlemleri yapılacak pek belli değil. Diyelim ki birkaç formalite var, o formaliteleri 15 gün içinde yerine getirdiniz getirdiniz getirmediğinizde, ya kabul edilecek ya da yaptırımlar karşınıza çıkacak. Bizimle ilgili kısmına gelirsek; 10 işgünü içinde projeyi incelememiz mümkün değil. Hiçbir şey incelenemez. Ama önemli bir başka nokta da kamu çalışanı olan bir kişiye, "Sen görevini yerine getirmediğinde beş maaşını ceza olarak keserim, tekrarlarsan görevden atarım" deniyor. Yıllarca kamu çalışanları kapı kulu olmamak için mücadele ettiler. Bu tasarı yasalaşırsa bırakın kamu çalışanlarının devlete kapı kulu olmasını yabancı sermayenin hizmetkârı konumuna düşecekler.
Yerli yatırımlara hiç yer verilmiyor mu?
Yerli yatırımlarla ilgili beşinci madde var. "Yerli yatırımların bu kanundan yararlanabilmesi için ülkeye teknoloji transferi sağlayan, katma değeri yüksek, istihdamı artırıcı nitelikte olması gerekir" deniyor. Burada özellikle dikkati çeken katma değeri yüksek sözü. Yabancı sermaye için katma değeri yüksek sözü yok. Tasarı gelişmiş ülkelerde çeşitli nedenlerle barınamayan, yatırım maliyeti çok yüksek olan bazı işletmelerin bizim gibi ülkelere kaydırılmasını sağlamaya çalışacak. Her ne kadar buna karşı görüştüğümüz çevrelerde bunu İSO 14000 serisi nedeniyle yapılmasının mümkün olmadığı söylense de biz buna inanmıyoruz. Yerli yatırımlarda katma değeri yüksek yabancı sermayeye herhangi bir şart getirilmemiş olması, bize bunun ipuçlarını veriyor. Tasarı çerçevesinde eski teknolojilerin Türkiye'ye gönderilmesi olası gözüküyor. Bu asla Türkiye'nin sanayileşmesi anlamına gelmiyor. Bu Türkiye'nin kalkınması anlamına da gelmiyor. Bu Türkiye'deki halkın refahının yükselmesi anlamına da gelmiyor.
Altıncı madde "Yerli yatırımcılar, en az yüzde 60'ı yabancı sermaye olmak üzere yabancı yatırımcılarla kurdukları ortaklıklarla ikinci madde hükümlerinden yararlandırılır" şeklinde. Yerli firmaların, sanayi işletmelerinin yabancı sermayeye devrini teşvik ediyor. Yerli sanayici işletmesinin yüzde 60'ını yabancılara sattığı takdirde bütün bu muafiyetlerden, teşviklerden ve kolaylıklardan yararlanabiliyor. Bu son derece tehlikeli. Yabancı sermayeye hiçbir şey yapmadan sadece burada pazarlık gücü bir hayli yüksek olarak yerli sanayiyi satın almalarını teşvik eden bir madde.
Geçici maddelerde neler var?
Geçici birinci maddede, "Halen yarım kalmış ya da tamamlandığı halde işletmeye geçememiş veya faaliyeti durdurulmuş olan, sabit yatırım tutarı 5 milyon dolar karşılığı Türk Lirası'nın üzerinde olan yerli ve yabancı sermaye yatırımları endüstri bölgesi yatırımı sayılır" deniyor. En azından bu tarife uyan iki örnek var. Birincisi Bergama Ovacık altın madeni işletmeciliği diğeri de Bursa'da İznik Gölü'nün yanında bulunan Cargill. Bu ikisi de yargı kararları nedeniyle faaliyetleri durdurulmuş işletmeler. Bu geçici birinci madde ister istemez bize tasarının temel amaçlarından bir tanesinin, yargı kararları nedeniyle faaliyetleri durdurulmuş ya da işletmeye geçmemiş tesisleri bir anlamda af getirmek olduğunu gösteriyor.
Dileyen dilediği yere gider. Burda ne toplum çıkarı, ne deprem hiçbir şey yok. Yabancı sermayenin ülkeye çekilme çabası uzun zamandan beri devam ediyor. Ancak, 1970'lerin ortasından itibaren sermaye hareketleri daha çok finansal sermaye olarak gerçekleşiyor. Yani bir anlamda paralar geliyor gidiyor, 1989 yılında Türkiye'nin sermaye hareketlerin serbest bırakması ile tamamen spekülatif sermaye geliyor. Doğrudan sermaye yatırımları bir hayli azaldı. Türkiye'de tahkim yasası çıktığında yılda en az 30 milyar dolar para gelecek deniyordu. Şimdi de "Bu tasarı kanunlaşırsa yabancı sermaye girişi olacak" deniyor. Yine olmayacağına dair ciddi kuşkularımız var. Ne olacak? Küresel dünyanın temel yaklaşımı şu: Sermayenin önünde ona engel olabilecek hiçbir düzenleme olmamalıdır. Tahkimle ulusal yargıyı bertaraf etmeyi başardılar ve ulusal düzenlemelerle zarar ettiği takdirde, yabancı şirket tazminat elde etme hakkına sahip oldu. Sermayenin küreselleşmesi adına kuralsızlaşmanın devamı gelecek ve kuralsızlaşmanın diğer adımı işgücü piyasası olacaktır.
Tasarı Türkiye'nin sanayileşmesine katkı sunabilir mi?
Temel nokta yabancı sermaye karşısındaki tüm engellemelerin kaldırılarak kuralsızlaştırmanın hakim kılınmasıdır. Tasarı, kuralsızlaştırmanın en tipik örneğidir. Tasarı ile yabancı sermaye gelse dahi Türkiye'nin sanayileşmesine, kalkınmasına en ufak katkı sunmayacaktır. Bütün bunların arkasında yeni bahanelerle yeni ödünler koparılacaktır. Bir taraftan işgüvencesine yönelik kanun çıkarılırken diğer taraftan böyle gelişmeler olması düşündürücü. Çok da tehlikeli. Başbakan Ecevit kanunun çok önemli olduğunu ve bir an önce çıkarılması gerektiğini söylüyor grup toplantısında. IMF'nin verilen niyet mektubunda yabancı sermayeye ilişkin mevzuatın yeniden gözden geçirilmesi taahhüt edilmişti. Bu tasarı yerli sanayici örgütleri tarafından dahi belli kuşkularla karşılanıyor. Bu tasarıyı odalarımız "tam teslimiyet", "koşulsuz kapitülasyon" şeklinde adlandırdı. Gerçekten öyle. Bizimki kadar kuralsız bir işleyiş dünyanın hiçbir yerinde yok. Ülkenin kalkınmasını ve halkın refahını birlikte ele alan bir planlama olmadan bu tür yasaların bize hiçbir katkısı olmayacağını açık ve net şekilde ifade etmek gerekir.
www.evrensel.net