'Doğu'nun cüretli sesi: Hayyam

Şiirlerini 'rubai' türünde yazan Hayyam için önemli tema 'şarap'tır. O şaraptan bilinen anlamıyla söz eder ve şarap içmenin getirdiği zevkleri dünyanın en bulunmaz zevki olarak tanımlar.

'Doğu'nun cüretli sesi: Hayyam
Barış Avşar
Bilim ve sanat bayrağının 'doğu'nun ellerinde yükseldiği yüzyıllar, yaptıklarıyla 'bayrağın devredilişinden sonra' da etkisi silinmeyecek, anlaşılmaya ve aşılmaya çalışılacak önemli düşünce insanlarının eserlerini vermesine tanık oldu. Bugünkü pek çok bilim dalının belli başlı kuralları 9-10 yüzyıl önce o zamanki dünya zenginliklerinin ve gücünün büyük bölümüne sahip olan doğulu medeniyetlerde belirlendi. Tıp, matematik, astronomi gibi bilimlerde pek çok 'ilk adım', sonsuz iktidar peşindeki sultanların bu hırslarının sağladığı olanaklar ve yine bu hırsın yarattığı tehdidin oluşturduğu bir atmosferde atıldı.
Son yıllarda yaşanan 'tarihi roman' bolluğu içinde yer alan kitapların birçoğu da bu yüzyıllardaki devlet, din, bilim ve sanat adamlarını konu aldı. Bunların içinde belki de en çok 'hatırlanan'lar da eldeki bilgilere göre birlikte eğitim görüp sonradan birisi vezir, birisi güçlü bir dini önder, birisi de bilim/sanat adamı olan üç isim oldu: Nizam-ül Mülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam. Bu kitaplarda tarihin ve tarihi kişiliklerin nasıl ele alındığı, gerçeğe uygunluk konusunda ne kadar özen gösterildiği ayrı bir tartışma. Ancak bu konuda fikir yürütebilmek için 'roman olmayan tarih'in ve ele alınan kişinin bıraktıklarının neler söylediği bilinmeli şüphesiz. Ömer Hayyam, doğu kültürünün yıldızının parladığı zamanların halka en yakın kişiliklerinden birisidir. Babası bir çadırcı yani 'Hayyam' olan Ömer Hayyam, bu ismi kendisine mahlas olarak almıştır. Bazı kaynaklara göre 1040 bazı kaynaklara göre 1044'te Horasan'ın Nişabur kentinde doğmuştur. Felsefe, tasavvuf, tarih, tıp ve matematik gibi farklı konulardaki yapıtlarının birçoğu günümüze ulaşmasa da o özellikle matematikteki buluşlarıyla çağının önemli bilimadamları arasında sayılır.
Bilim üzerine yazdıklarında olduğu gibi edebi eserlerinin de önemli bölümünün korunamadığı bilinir. Ancak 'kalabilenler' belli başlı bütün dillere çevrilerek onun adını yaşatmaya yetmiştir.
Bu dünyadan başka dünya yok, arama;
Senden benden başka düşünen yok, arama!
Vazgeç ötelerden, yorma kendini:
O var sandığın şey yok mu, o yok, arama!
Şüphesiz askeri ve siyasi gücün belirlediği 'yüksek medeniyet'in nimetlerinden faydalananlar Hayyam'ın zamanında da 'yüksek zümre'ydi. Ve o da diğer bilim ve sanat adamları gibi bir sultanın, Selçuklu Sultanı Melikşah'ın korumasındaydı. Ama aynı zamanda bir imparatorun korumasındayken imparatorlar, saraylar ve tahtlar hakkında atıp tutacak etkiye ve saygınlığa sahip ender insanlardan biriydi:
Bir damla şarap Tus saraylarına bedel,
Keykubad'ın, Keykavus'un tahtından güzel
Sabaha karşı âşıkların iniltisi
İki yüzlü softanın ezanından güzel.
Şiirlerini 'rubai' türünde yazan Hayyam için önemli tema 'şarap'tır. O şaraptan bilinen anlamıyla söz eder ve şarap içmenin getirdiği zevkleri dünyanın en bulunmaz zevki olarak tanımlarken, ölen insanların toprağa karışan bedeninin günü gelince bir şarap testisi olarak yeniden vücuda geleceğini, kendisinin de böyle olmak istediğini söyler. Şiirinde böyle olduğunu gördüğü testilerden söz eder, onların insan halleriyle testi halleri arasında benzerlikler bulur, kavuştuklarından ve kavuşamadıklarından söz eder, aşklarını konu alır. Bu açık maddeci yaklaşım, tanrı ve onun emirlerine uygun yaşadıklarını iddia edenler için de geçerlidir. Her ne kadar dini kurallara göre yürütülen bir düzenin en tepesinde oturan kişinin himayesinde olsa da, bu onun düşündüklerini yazmasına engel olmaz:
Putların, Kâbenin istediği: Kölelik;
Çanların, ezanların dilediği: Kölelik;
Mihraptı, kiliseydi, tesbihti, salipti:
Nedir hepsinin özlediği? Kölelik.
Böylesine keskin bir dille çağına ışık tutan bir sanatçının kullandığı dilin nasıl olduğu da önemliydi kuşkusuz. Bu konuda Türkçe'ye yapılan sayısız Hayyam çevirileri içinde ayrı bir yer edinen Sabahattin Eyuboğlu yazdığı önsözde şunları söylüyor, "Eski Hayyam çevirilerini okurken bir şeye takılırdım: Nasıl oluyor da, derdim, düşüncesini bu kadar pervasızca söyleyen, hocalara, softalara böylesine çatan bir adam, ağdalı, lügatlı, cüppeli bir dille konuşuyor? Farsça bilmediğim için çevirilerin, Hayyam'ın kendi dilinde kullandığı ağza uyup uymadıklarını kestiremezdim. Onun da, bizim Divan şairlerimiz gibi, halkın bilmediği kelimeler kullandığını sanırdım. Abdülbaki Gölpınarlı'nın çevirileri çıktıktan sonra ve kendisine akıl danıştıktan sonra anladım ki düşüncede yaptığını dilde de yapmış, bütün büyük adamlar gibi o da halkın, meydanın kelimeleriyle konuşmuş. Bu kelimelere halkın zor anlayacağı, belki de yanlış yorumlayacağı yeni anlamlar yüklemiş, o başka."*
Hayyam, rubailerinde basit mantık ilkeleriyle cüretkâr sorular yöneltir:
Öldürmek de, yaşatmak da senin işin;
Bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin.
Ben kötüyüm diyelim, kimde kabahat?
Beni böyle yaratan sen değil misin?
ya da:
Aşk bir belâdır, ama Tanrıdan gelme;
Halk neden karşı kor Tanrı emrine?
Bize herşeyi yaptıran kendi madem,
Kulu sorguya çekmenin alemi ne?
gibi. Din konusundaki bu sorgulamalarının yanı sıra kimi zaman kendisinin 'dinsizlikle suçlanmasına tepki' ya da 'aslında tanrının varlığı konusunu tartışmadığı' şeklinde yorumlanabilecek mısraları da vardır.
Her ne kadar Hayyam'ın yaşadığı yıllarda rubailerinin kaleme alınmadığı, ölümünden sonra farklı kaynaklar tarafından aktarıldığı bilinse de önemli olan rubailerin hangilerinin gerçekten ona ait olup olmadığı değildir. Anlatım gücü başta olmak üzere çeşitli önbilgilerle bu konuda çeşitli yorumlar yapılabilir. Ancak önemli olan Hayyam'ın, başka 'cüretkâr kalemler'in de onun adını kullandıkları, bu sayede kendilerini korudukları şeklindeki tezin üretilmesine yol açan cesaretidir. Bu tez Hayyam mahlasıyla yazılmış ve birbirinden oldukça farklı tarihlere ait rubailer bulunmasıyla ilgilidir.
Hayyam bugün batıda en çok tanınan doğulu şairler arasında ön sıralarda gelir.
Dostlar, bir gün, sözleşip bir yerde birleşin;
Oturun sofrasına dünya cennetinin;
Saki doldururken kadehleri cömertçe,
İçin bir kadeh de zavallı Hayyam için!
* Hayyam/Bütün Dörtlükler, Cem Yayınevi, 1991.
www.evrensel.net