Devlet yaşama hakkını ihlal etti

Devlet yaşama hakkını ihlal etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1994 yılında 3 kişinin kaybedilmesiyle ilgili davada, Türkiye'yi yaşama hakkını ihlal ettiği için 70 bin sterlin tazminata mahkum etti.

Devlet yaşama hakkını ihlal etti
Mehmet Aslanoğlu
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Diyarbakır'da 1994 yılında 3 kişinin gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamamasıyla ilgili davada, Türkiye'yi 70 bin sterlin tazminat ödemeye mahkum etti. Strasbourg'ta görülen davada mahkeme, Türkiye'nin "insanın yaşama hakkını ihlal ettiği"ne karar verdi.
Dava, kaybolan 2 kişinin babası ve 1 kişinin dedesi olan Hamsa Çiçek tarafından açılmıştı. Türkiye'nin mahkumiyetiyle sonuçlanan davada olaylar, askerlerin Lice'nin Dernek köyüne 10 Mayıs 1994 tarihinde baskın düzenlemesiyle başladı. Baskında köylüleri köy meydanına toplayan askerler, kadın ve çocukları eve gönderdi. Kimlik tespiti yapılan köylülerden aralarında Ali İhsan Çiçek ve Tahsin Çiçek isimli 2 kardeşin de bulunduğu 6 köylü gözaltına alınarak Lice Yatılı İlköğretim Bölge Okulu'na götürüldü. Gözaltının 2. gününün akşamı Çiçek kardeşler buradan alındı ve gözaltındaki köylülere iki kardeşin serbest bırakıldığı, kendilerinin de serbest bırakılacağı söylendi. Bir gün sonra serbest bırakılan köylüler köye geldiklerinde Çiçek kardeşleri sordular. Ama iki kardeş köye dönmemişti.
Bu olaydan 17 gün sonra, 27 Mayıs 1994 tarihinde de Tahsin Çiçek'in oğlu Çayan Çiçek gözaltına alındı ve bu tarihten sonra Çayan Çiçek'le birlikte 3 kişiden bir daha haber alınamadı. Başta DGM Savcılığı olmak üzere birçok resmi kuruma başvuran baba Hamsa Çiçek'e oğullarının ve torununun gözaltında olmadığı söylendi. DGM Savcılığı olayı araştırmak bir yana aileye yazılı bir açıklama yapma gereği görmeden şifai olarak gözaltında olmadıklarını iddia etti. İç hukuk yollarından ümidi kesen Çiçek ailesi, 8 Kasım 1994 yılında AHİM'e başvurdu.
'Resmi makamlar isteksiz davranıyor'
Hamsa Çiçek'in avukatı ve İHD Diyarbakır Şubesi Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Cihan Aydın, AİHM'in "Türk makamlarının kayıp olayını etkili bir şekilde soruşturmadığına" kanaat getirerek, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2, 3 ve 5.maddelerinden Türkiye'yi 70 bin sterlin tazminat ödemeye mahkum ettiğini belirtti. Silopi'de 2 HADEP'linin kaybolmasıyla tekrar gündeme gelen kayıp olaylarının, bu olayı soruşturması gereken resmi makamlarının isteksiz davranmaları nedeniyle aydınlanamadığını belirten Aydın, Hamsa Çiçek'in birçok kez DGM Savcılığı'na başvurmasına rağmen olay hakkında araştırma başlatılmadığı gibi yazılı bir açıklama yapılmasına bile gerek görülmemesinin hukukun işlemediğinin göstergesi olduğunu söyledi.
Aydın, Silopi kayıplarında da savcının "Gidebileceğim yere kadar giderim" açıklamasını hatırlatarak, soruşturmanın belli bir aşamaya gelmeden tıkandığını kaydetti. Aydın, savcının gidemeyeceği yerleri gördüğü için soruşturmanın tıkanmış olabileceğini söyleyerek, yargının baskı altında olduğunu ifade etti.
Bir dönemin Başbakanı'nın "Tazminat öderiz, ama bu ülkeyi böldürmeyiz" açıklamasının devletin kayıp politikasını ortaya koyduğunu belirten Aydın, şöyle konuştu: "Bu davalar iç hukuk yolları tükendiği için AHİM'e gidiyor. Bizim dileğimiz kayıp vakalarının bu ülke içerisinde çözülmesidir. Silopi kayıplarının bulunması için bir kamuoyu baskısı oluşturuldu. Bu olayın çözülmesi için kamuoyu baskısına ihtiyaç oluyorsa orada hukuk işlemiyordur." src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


İTÜ'de protestolar yaygınlaşıyor
İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri, yemek ücretlerine yapılan zamları, üniversitedeki belli hizmetlerin paralı hale getirilmesini Ayazağa ve Maçka kampüslerinde düzenledikleri basın açıklamasıyla protesto ettiler. Öğrenciler tarafından Ayazağa Kampüsü'nde yemek zamlarına karşı okul bahçesinde oluşturulan alternatif yemek masası bugün de öğrencilerin akınına uğradı. Alternatif bir masa açan öğrenciler, üniversitelerinde rektörlüğün öğrencileri müşteri olarak görme ve üniversiteyi ticarethaneye çevirme anlayışına karşı tepkilerini sonuna kadar sürdüreceklerini ilan ettiler.
Üniversite'nin Ayazağa Kampusü'ndeki yemekhanede, yemek zammını protesto eden grup, geçen dönem 600 bin lira olan yemek ücretinin jetonla 1 milyon, kartla 750 bin liraya yükselmesi karşısında oluşturdukları "alternatif yemek masası"nda, diğer öğrencilere pilav, nohut, yarım ekmek ve içecekten oluşan mönüyü, 250 bin liraya sattılar.
Kokteyle para var...
İTÜ Maçka kampüsünde saat 13.30 da bir araya gelen yaklaşık 100 öğrenci ise, yaygın bir şekilde topladıkları imzaları bugün rektörlüğe sunacaklarını belirttiler. Son dönemlerde "Atılım projeleri" adı altında hayata geçirilen uygulamalarla üniversitelerinin iyice topluma yabancılaştırıldığını ifade eden öğrenciler sözlerini şöyle sürdürdüler: "Rektörümüzün, 'özelleştirmiyoruz, özerkleştiriyoruz' dediği üniversitemiz hakikaten özerk ama sermayedarlar için özerk bir ticarethaneye dönüştürülüyor. Bütçesinde açık çıktığını iddia eden üniversite yönetimi, üniversitemizdeki yerini halen kavrayamadığımız, 'Süleyman Demirel' isimli kültür merkezinde sermayedarlarla kokteyl verecek mali kaynağı bulmayı beceriyor. Kampüsün içinde kurulan özel paralı okulundan sağlanan gelirin nerelere harcandığı bilinemiyor açıklanmıyor." İş Bankası sponsorlu öğrenci kimlik kartları için alınan paraların ve hazırlık harcı olarak alınan 120 milyon liranın nerelere gittiğinin bilinmediğini ifade eden öğrenciler, kendilerinden üniversite vakıf yurdu için alınan çok yüksek aidatların da nerelere harcandığını bilemediklerini vurguladılar.
Eğitim-Sen'den eylem
İTÜ'de temmuz ayından bu yana yapılan yüzde 150 oranındaki yemek zammı ile uygulamaya başlanan kartlı sistemi protesto etmek amacıyla Eğitim-Sen 6 Nolu Üniversiteler Şubesi tarafından bugün, yemekhane önünde bir basın açıklaması yapılacak. Basın açıklamasının ardından yemekhane önünden rektörlüge kadar yürüyüş yapacak olan Eğitim-Sen'liler yürüyüş sonrasında taleplerini içeren dilekçeleri rektörlüğe teslim edeceklerini açıkladılar.
www.evrensel.net