Kültürel mirasa ideolojik bakılıyor

Kültürel mirasa ideolojik bakılıyor

Barajlar ve Kültürel Mirasları İzleme Kurulu'nda çalışan Murat Cano, Türkiye'nin tarihi kültürel mirası korumada emekleme aşamasında olduğuna dikkat çekiyor.

Kültürel mirasa ideolojik bakılıyor
Ziya Özışık
Bugüne kadar birçok ülkeye, beyliğe, imparatorluğa yurt olmuş Anadolu toprakları, tarihsel olarak çok büyük bir mirasa sahip. Şu ana kadar tespit edilen bilgiler Anadolu'daki yaşamın milattan önce 13 bin yıla dayandığını gösteriyor. Bu topraklar üzerinde bulunan kültürel kalıntıları korumak ise bu topraklar üzerinde yaşayanlara düşüyor. Peki Türkiye bu görevini yerine getirmekte ne kadar başarılı? Tarihsel verilerimiz olan kültürel kalıntıları ne derece koruyor? Barajlar ve Kültürel Mirasları İzleme Kurulu, bu sorulara cevap bulabilmek ve alternatif programlar oluşturabilmek için kurulmuş. Platform içerisinde Arkeologlar Derneği'nden, Mimarlar Odası'na kadar, Tarih Vakfı'ndan Hasankeyf Gönüllüleri'ne kadar birçok uzman birimi de barındırıyor. Adını Hasankeyf'le için verdiği mücadelelerle duyuran Av. Murat Cano da, yaptığı araştırmalar ve kültürel ve tarihsel miraslarımızla ilgili birikimiyle bu platform içinde yer alıyor. Cano, Türkiye'nin temel politikalarının sürekli günü kotarma mantığıyla işlediğini, Türkiye'nin çağlar boyu süregelen tarihsel değerleri korumada çok geri olduğunu vurguluyor. Türkiye'nin enerji açığını çözmeye çalışırken, barajın yapılacağı bölgesel şartlardan bağımsız düşünerek, bu uğurda nice paha biçilmez değerden olduğuna dikkat çeken Cano, bu bölümde uzmanlaşmış kurumların barajları izleme ihtiyacını karşılama amacında olduklarını kaydediyor.
- Türkiye kendi tarihsel, kültürel miraslarını korumada hangi aşamada? Bu bağlamda devlete mal olmuş politikaları değerlendirebilir misiniz?
Türkiye kendi değerlerine sahip çıkma noktasında emekleme aşamasında. Osmanlı Dönemi'nde Osman Hamdi Bey öncülüğünde 1872'de düzenlenen kültürel miraslarla ilgili nizamname dışında, ilk yasa 1983 yılında yapılmış. Türkiye Cumhuriyeti'nin 1923 yılında kurulduğu düşünülürse, 60 yıllık bir gecikme olduğunu görürüz. Başlı başına bu bile kültürel mirasa devlet olarak nasıl bakıldığını gösteriyor. Osmanlı döneminde kültürel mirasların değerlendirilmesi söz konusu değil. O dönemde tarihsel değerlere din eksenli olarak ideolojik bakıldı. Padişahın özel izniyle ya da padişahın yetkilendirdiği kadılarla eserler "Ecnebilere aittir" denilerek yabancılara peşkeş çekildi. Bu, Anadolu coğrafyasında bulunan sayısız kültürel varlığın İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından götürülmesine sebep oldu. Diğer taraftan söyleyeceğimiz eksikliklerden biri de Türkiye'de cumhuriyetin yaratılması bilinciyle kültürel mirası koruma bilincinin eş zamanlı gelişmemesi. Genel bir devlet politikası olmasa da kültür bakanlığının özel bir politikası olarak değerlendirebileceğimiz hatalardan biri de kültürel mirasa ideolojik yaklaşılması. 1071 sonrasına ait kültürel miras önemlidir, öncekiler önemsizdir mantığıyla konuya bakılıyor. Bu görüş tamamen hatalı. Çünkü kültür varlığı en genel tanımıyla insanlığın ortak anı kaynağıdır. Bu özelliği de ait olduğu ulusa göre almaz, insanlığın dününe ait olmaktan alır. Dolayısıyla 1071 öncesini yok saymak hem bu bakımdan yanlıştır hem de bu coğrafyada yaşamış 50'nin üstünde uygarlığın ve 13 bin yıllık tarihin yadsınmasıdır. Başka bir yanlış politika da, özellikle hidrolik kaynaklara dayalı enerji elde etmede, barajlar ve hidroelektrik santral projelerinde, planlanırken ve projelendirilirken o bölgenin tarihsel kalıntılarına bakılmaması.
1980'lere kadar Kültür Bakanlığı'ndan bu konuda düşünce dahi istenmemiştir. Şimdi ise bir Kültür ve Tabiat Varlıklarını koruma mevzuatı var. Buna göre projeler planlanır, ihalesi yapılır. Bütün bu işlemlerden sonra Kültür Bakanlığı'na bir yazı gönderilir, sonra bakanlık yasal sorumluluğunu gidermek için bölge valiliklerine yazı gönderir ve bölgenin kültürel miras açısından incelenmesini, envanter çıkarılmasını ister.
- Barajlar ve Kültürel, Tarihsel Varlıkları Koruma Platformu'nun amacı nedir?
Platformun temel amacını, Türkiye'nin enerji ihtiyacının üstüne çıkmadan bu alanda sürdürülebilir bir kalkınma modelinin geliştirilmesine düşünce katmak. Bunu yaparken de kültürel mirası koruma amaçlı etinlikler düzenlemek. Türkiye'nin özerk resmi kurumu haline gelmek. Tüm Türkiye halkını bu konuda bilinçlendirmek, kendi tarihsel miraslarını sahiplenmesine ışık tutmak olarak özetleyebiliriz.
- Çevrenin ve kültürel mirasın, arkeolojik eserlerin bireyle ilişkisi nedir? İnsan için ne anlam ifade ediyor, niye insanlar buna ilgi göstermeli?
Baraj iklim değişikliklerine yol açıyor, bitki türlerini, hayvan türlerini yok ediyor. Dolayısıyla barajın yapıldığı bölgedeki insan yaşayışını altüst ediyor. Böyle bir altüst oluş insanın yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürmesine engel oluyor. Bütün insanların yaşamını sağlıklı ortamda sürdürme hakkı vardır. Buna karşı durmak da meşru bir haktır. Arkeolojik kültürel eser tek başına bir eser değildir aynı zamanda insanlığının dününe ait veri kaynağıdır. Veri yok olduğu zaman bilgiye ulaşamazsınız dolayısıyla bu insanlığın bilgi edinme hakkına yapılan bir saldırıdır. Dününü bilmeyen insan ancak kendisi kadar tarih bilincine sahip olur. İnsanlık tarihinin evrensel verilerine yabancılaşmadır bu. Şovenizme, dinsel tutuculuğa yol açar.
Toplam olarak değerlendirdiğimizde etkilenen şey asıl olarak dünyalılık bilincidir. Barış içinde yaşamayı da olumsuz etkiler. Bunun için kültürel mirasa sahip çıkmak her yurttaşın her dünyalının meşru ve temel hakkıdır ve ödevidir diye düşünüyorum.
www.evrensel.net