Halka değil, Bush

Halka değil, Bush'a dayanıyorlar

İstifası istenen hükümetin, ekonomiyle ilgili bakanlarını bile değiştirmeye yanaşmadan yoluna devam etmesinde, ABD Başkanı Bush'tan gelen telefon etkili oldu.

Halka değil, Bush'a dayanıyorlar
Haber Analiz - Fuat Ovacıklı
Uyguladığı dışa bağımlı ekonomik programı iflas eden hükümet, ülkeye sadece cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik çöküşlerinden birini yaşatmadı, siyasi çürümüşlük bakımından da cumhuriyet tarihinde eşi benzerine az rastlanır bir tutum sergiledi. Uyguladığı IMF patentli ekonomik programı çöküşle sonuçlanan DSP-MHP-ANAP koalisyonu, krizin faturasını halka yüklerken, kendisi en küçük bir siyasi sorumluluk bile yüklenmedi. Hükümetin istifa etmesi ya da kabinede ekonomiden sorumlu tüm bakanları değiştirmesi yönünde parlamento içinden ve dışından gelen baskıları, sadece Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel'in istifası ile geçiştirmeye çalışması, eşine ender rastlanan bir yüzsüzlük örneği oldu.Bush'un telefonuna sarıldılar
Hükümet, yaşanan ekonomik çöküntünün faturasını önce MGK'da çıkan -ya da çıkarılan- Sezer-Ecevit gerilimini kullanarak Çankaya'ya havale etmek istedi. Bunun uygulanan IMF programın doğal bir sonucu olduğu ve siyasi sorumluluğunun da bu programı uygulayan hükümete ait olduğu gerçeği, hükümete rağmen gündeme gelince; bu kez iyice duvara dayanan hükümet, yeni bir çıkış aradı.
"İlaç" ise, yönetime gelir gelmez hiçbir haklı gerekçeye dayanmaksızın, bir açıdan da tartışmalı bir seçimden sonra gelen iktidarını pekiştirmek amacıyla Irak'a saldıran ABD'nin yeni başkanı oğul Bush'tan geldi. Başbakan Bülent Ecevit, Irak'a saldırısı sırasında Türk hükümetine haber vermediği için sitem ettiği ABD'nin yeni Başkanı Bush'un kendisini Üsküp'ten aradığını, teselli edip uyguladıkları ekonomik programı desteklediklerini bildirmesi üzerine hemen kameraların karşısına geçti.
Demirel, Özal ve Ecevit'in 'başkanları'
Türkiye "bu filmi" daha önce de görmüştü. Bu ekonomik programın düğmesine basan Turgut Özal da, siyasi olarak duvara dayandığı dönemlerde ABD Başkanı "Baba" Bush'la yapıtğı telefon görüşmesini kameraların karşısına geçip bir itibar vesilesi olarak halka duyururdu: "President Bush beni telefonla aradı ve istediğim zaman benim de onu hiç çekinmeden arayabileceğimi söyledi." Bu sözler yıllar önce Turgut Özal tarafından, 23 Şubat 2001 günü de Ecevit tarafından söylendi. Bu ülkenin daha eski kuşakları da Süleyman Demirel'in, dönemin ABD Başkanı Johnson'la çektirdiği fotoğrafı ortalıkta dolaştırarak siyasi prim sağlamaya çalıştığını hatırlayacaklardır.
İncirlik'ten sonra gelen telefon
Ecevit'in daha bir hafta önceki Irak saldırısını kendilerine haber vermediği için sitem ettiği Bush'tan böyle bir telefon almasında etkili olan gelişme ise, Irak'ın kuzeyine gerçekleştirilen ABD saldırısı için İncirlik'i kullandırması olmuştu. Ecevit, Yılmaz, Bahçeli hükümeti bu tutumlarıyla, ekonomik krizi aşmak için ABD'den kendilerine siyasi ve mali destek sağlamaya çalıştı. Ve İncirlik'in kullandırılmasının hemen ardından gelen "oğul" Bush'un telefonu, Irak'a bir önceki saldırıyı "Babasının Oğlu" başlığıyla duyuran Sabah gazetesi tarafından "Umut Veren Telefon", Hürriyet gazetesi tarafından da "Bush Telefonu İlaç Gibi Geldi" başlığıyla manşetlere taşındı.
Daha bir gün önce, Ankara'da hükümetin görevine devam edebilmesi için en azından Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı DSP'li Recep Önal, Maliye Bakanı ANAP'lı Sümer Oral, Ulaştırma Bakanı MHP'li Enis Öksüz'ün ve ekonomi bürokrasisinin görevlerinden alınması gerektiği konuşulurken Bush'un telefonu ve onu büyük bir destek olarak cilalayan medyanın da desteğiyle hava birden değişiverdi. Medyanın bu telefonu böyle cilalamasında da, uygulanan ekonomik programdan nemalanan kesimler içinde medya patronlarının da önemli bir yer tutması, olası bir krediden onlara da 'pay' verileceğinin bilinmesi gerçeği yatıyor.
Meşruiyetlerini ABD'ye dayandırıyorlar
Özal'dan beri "ortadirek" edebiyatı, "fedakârlık" söylemleri ve kemer sıkma programlarıyla ülkeyi yöneten, duvara dayandığında da Bush'ların telefonlarıyla yaşadığı krizi aşmaya çalışan hükümetlerin sonuncusu da, sorumlu olduğu tek merkezin ABD olduğunu göstermiş oldu. Krizin faturası "Kemer değil, boğaz sıkma paketi" ile halka çıkarılırken, kulak verilen, bu krizin faturasını hayatıyla ödeyen Türkiye halkı değil de ABD oldu.
Bu yüzsüzlüğün açık siyasi anlamı da, bu hükümetin meşruiyetini halka değil, tamamen ABD'ye dayandırmış olmasıdır. Bu, aslında uygulanan ekonomik programın da yine ABD'nin başını çektiği yabancı sermayenin çıkarlarını yansıttığının bir göstergesidir. Bugüne kadar "milli" söylemlerle halkın desteğini sağlamaya çalışan MHP ve DSP gibi partilerin, bu ekonomik programı "kurtuluş" programı olarak sunan ANAP'ın halka karşı zerre kadar bir sorumluluk duymadıkları bir kez daha ortaya çıkmıştır. Halk onlar için türlü mekanizmalarla kandırılarak oyu alınıp iktidara gelinecek, ondan sonra da yabancı sermaye ile onların yerli işbirlikçilerinin çıkarları için, ezmekten çekinilmeyecek bir şeydir.
www.evrensel.net