Örgütlü üretici köylü

Türkiye Üretici Köylü Sendikası'nın kurucu üyeleri adına basına ve kamuoyuna gönderilen bir açıklamada, hem sosyal güvencelerle, hem üretimin güvencesiyle ilgili talepleri yer alıyor.

Örgütlü üretici köylü
Sennur Sezer
"Yıllardır içinde yaşadığımız sorunların çözülmesini bekledik. Sorunlarımızın çözülmesi bir yana sorunlar daha da artarak bizleri yaşayamaz hale getirdi. Suyumuz, toprağımız, ürünümüz kirlendi. Emeğimiz ve bizler yok sayıldık. Seçimlerde sadece oy deposu olarak görüldük. Bizimle ilgili kararlarda hiç bir zaman söz hakkımız olmadı. Bütün bunların nedeni, bizlerin elinde doğan, büyüyen ve gelişen bir örgütümüz olmayışıdır."
Türkiye'de emeğiyle geçinen pek çok kişi bu satırların altına imza atabilir. Örgütsüz emeğin nasıl sömürüldüğünü yaşamın pratiğinden öğrenmiştir çünkü. Bu kez bu ses, Türkiye'nin alışık olmadığı bir kesimden geliyor:
Köylerden. Türkiye'nin "efendisi" olduğu söylenen tarım emekçilerinin yaşamı hiç bir zaman kolay değildi. Hele, toprağını bir aile işletmesi gibi ekip biçen emekçilerin. Son yıllarda bu zorluklara yenileri eklendi :
IMF'nin dayatmasıyla ürünlere kotalar uygulanmaya, tarımsal KİTler, özellikle Devlet Üretme Çiftlikleri bölüm bölüm özelleştirilmeye başlandı. Tarım topraklarının turizm ya da endüstri gerekçeleriyle niteliklerinin yitirtilmesi, deprem yıkımlarıyla birlikte, kendi kendini doyurabilecek sayılı ülkelerden Türkiye'nin gizli açlığa sürüklenmesine yol açtı. Pamuktan elmaya, zeytinyağından kiraza yabancı tarım ürünleri dış alım yoluyla piyasayı sardı. Devletin tarım ürünlerini ve tarımcıyı desteklememesi gereği, dış borç anlaşmalarının önemli koşullarından biri haline geldi.
Bu durum hem üretici emekçiyi, hem tüketici emekçiyi zor duruma soktu.
Bugün, üretici köylüler yeni bir örgütlenmeye girmiş durumdalar: Türkiye Üretici Köylü Sendikası'nı kurmuşlar. Bu sendikanın kurucu üyeleri adına basına ve kamuoyuna gönderilen bir açıklamada, hem sosyal güvencelerle, hem üretimin güvencesiyle ilgili talepleri yer alıyor.
Akarsuların, göllerin, toprakların kirletilmesinin durdurulması, üreticilerin taban fiyatlarının belirlenmesinde taraf olmaları, tarımsal KİTlerin ve Zıraat Bankası'nın özelleştirilmesinin durdurulması, tarım ürünlerinin dış alımının durdurulması, üretici kooperatiflerinin bilgi ve teknoloji yönünden desteklenmesi bu taleplerin en önemlileri.
Bu taleplerin yaşama geçmesi için gerekli koşul da yer alıyor açıklamada: "30 Milyon üretici köylünün örgütlü bir güç haline gelmesi".
Bu açıklama bir çağrı. Her ilde, her ilçede, her köyde, her beldede sendika girişimcileri seçilmeli. Örgütlenme hızlanmalı. O zaman tarlalar, başak başak, çiçek çiçek borçlara sararmayacak. Pamuk kozaları emek verenin yüzünü ağartacak. Ulusal tarım politikasını, kendisi belirleyen üretici köylü, toprağının, suyunun yabancı şirketlerce kirletilmesine de karşı olacak elbet. Bu kirletilme uluslararası anlaşmaların korumasındaysa, bu anlaşmaların bozulmasını da isteyecek.
Umut yedi canlı bizim coğrafyamızda. İşçinin sendikasızlaştırılmaya çalışıldığı dönemde, köylerden sendikalaşma çağrıları yükselir, biz örgütlenmezsek, taleplerimiz kâğıt üstünde kalır saptaması yapılırsa, nasıl umutlanmazsınız.
Emekçinin emeğine sahip çıkmak için yanyana gelmesi.... Kemal Özer'in bir şiirini anımsatıyor bana : "Bu türkü dökülen terin türküsü/ yaz günü belirir ya alınlarında/ toplarken pamuğu, biçerken pamuğu/ doldururken ambarları ağız ağıza/ karşılığı ödenmeyen bir türlü/.../ Bu türkü geleceğin türküsü/ bilenmiş uykuluarında tohumun/ geçmiş Bedrettin'den delmiş toprağı/ devşirecek sevincini Anadolu'nun/ açacak asıl sahibine yeryüzünü."
Toprağa Bastıkça Söylenen adlı bu şiir Emek Şiirleri adlı iki kitaptan oluşan seçkinin Selam Yaratana adlı cildinde yer alıyor.
Türkiye Üretici Köylü Sendikası'nın açıklamasını okuduktan sonra, Eray Canberk ile Gülsüm Cengiz'in hazırladığı, Evrensel Basım Yayın'ın bastığı Emek Şiirleri'ni yeniden okumaya başladım. Köy emekçileriyle ilgili şiirleri özellikle... Biraz daha ışıdı yüreğim
www.evrensel.net