Program emekçinin üstüne çöktü

Hükümetin emekçilerden fedakârlık isteyerek uyguladığı ve IMF anlaşması ile gündeme gelen 'istikrar programı', çökerken yine fatura emekçilere çıktı.

Program emekçinin üstüne çöktü
Hükümetin IMF ile imzaladığı stand-by anlaşmasının sonucu olarak uyguladığı 'Ekonomik İstikrar Programı' krizle birlikte çöktü. Uygulanması sırasında emekçileri 'enflasyonun düşmesi için fedakârlık' adı altında sürekli olarak yoksullaştıran program çökerken de emekçilere zarar verdi. Ekonomik İstikrar Programı'na göre 2001 yılı enflasyon hedefine göre, yüzde 10 maaş ve ücret zammı verilen emekçiler, programın çökmesi ile enflasyon hedefinin yüzde 25'e çekilmesi ile yeni bir 'fedakârlık' ile karşı karşıya kaldı. Hedeflenen enflasyon oranında verilmesi planlanan maaş zamları, daha verilmeden bir gün içinde fazlasıyla geri alındı. Hükümet krizi çözme adına aldığı kararlarla emekçilerin daha da yoksullaşmasına neden oldu. Enflasyon hedefinin yüzde 25'e revize edilmesi ve kur politikasındaki değişiklikle gündeme gelen yüzde 30'un üzerindeki devalüasyonla emekçilerin kaybı yüzde 50'ye yaklaştı. Son iki günde rantiye ise kârına kâr kattı. Örneğin 6 trilyonunu repo yapan bankalar iki günde 780 milyar faiz alırkan, bunu dolara çevirerek 'dalgalı kur' sistemi sayesinde de 2.4 trilyon kazandılar. Böylece rantiyenin iki günlük 'kriz kârı' 3.1 trilyonu buldu. Yani emekçiler yüzde 50 kaybederken, rantiye yüzde 50 kazandı.
Sabit ücretli kaybetti
Hafta başından itibaren gelişen kriz sonucunda alınan 'sabit kur sisteminden vazgeçilmesi ve dalgalı kur sistemine geçilmesi' kararı ile de emekçilerin cebinden para çalındı. Hükümetin, IMF'nin bilgisi dahilinde aldığı karar gereği döviz kuru 'dalgalı kur' sistemi ile belirlenecek. Böylece Türk Lirası'nın değerinin düşürülerek ihracatın artması bekleniyor. 'Örtülü devalüasyon' olarak adlandırılan bu uygulama ile hükümet iki gündür piyasadan döviz toplayan bankaları ve rantiyeyi ödüllendirirken, sabit ücrete mahkûm ettiği emekçileri cezalandırmış oldu. Bu krizin gelişmesi sırasında alınan kararlarda kendisini ortaya koyuyor. Bankalar daha krizin ilk gününde iki saat içinde 7.5 milyar dolar piyasadan çektiler. Merkez Bankası ise piyasaya para sürmeyerek bankaları döviz satmaya zorladı ve bankalar 4.3 milyar dolarlık döviz sattılar. Ancak hükümetin bir gün sonra bankalara iç borç geri ödemesi olarak aktardığı 3.9 katrilyon lira yine dövize yöneldi ve bankalar 3.2 milyar dolarlık döviz alışı gerçekleştirdiler. Bankaların bu 'dövizde ısrarı', devalüasyon beklentisini artırırken, faizlerin repo piyasasında yüzde 7500'leri bulmasına yol açtı. Hükümet bu noktada 'Ekonomik İstikrar Programı'nın çökmesi anlamına gelecek 'dalgalı kur' sistemine geçti. Böylece elinde bol miktarda döviz tutmakta ısrar eden bankalar ödüllendirilirken, sabit ücretle geçinmeye çalışan milyonlarca emekçi cezalandırılmış oldu. Çünkü hükümetin 'dalgalı kur sistemini' açıklaması ile birlikte döviz fiyatları hızla yükselmeye başladı. Dolar 1 milyon lirayı aşarken mark 400 bin lirayı aştı.
Yabancılar istedi
Hükümetin 'dalgalı kur' sistemine geçme kararını IMF'nin onayı, hatta isteği ile aldığı ifade edilirken, asıl nedenini Londra ve New York'taki finans çevrelerinin Türkiye'ye giriş için yaptığı devalüasyon baskısı olduğu belirtiliyor. Hükümet aldığı kararla finans çevrelerinin isteğini 'örtülü' bir şekilde yerine getirirken, rantiyeye yeni kaynaklar aktarmış oldu. Çünkü Merkez Bankası döviz satışı yapmadan bu karar alınmış olsaydı 3-4 milyar dolar Merkez Bankası kasasında kalacaktı. Ancak karar döviz satışının ardından yapıldığı için bu paralar dövizi elinde tutan bankalara aktarılmış oldu. Hükümetin dalgalı kur sistemi ile gerçekleştirdiği, 'örtülü devalüasyon'un yüzde 30'ların üstünde olduğu belirtiliyor.
TL'de değer kaybı sürecek
Dalgalı kur sistemine geçilmesi ile TL değer kazanan para olmaktan çıkarak, hızla değer yitiren para konumuna gelecek. İhracatçılar bu gelişmeyi sevinçle karşılarken, ihracat artışının iki ay sonra gerçekleşeceğini belirtiyorlar.
www.evrensel.net