Ölüm uykudaydı, tiyatro ayakta!

Cuma Boynukara'nın yazdığı, Zafer Diper'in "Barış Manço Kültür Merkezi"nde yönetip oynadığı tek kişilik oyun, "Ölüm Uykudaydı" adını taşıyor.

Ölüm uykudaydı, tiyatro ayakta!
Güngör Gençay
Cuma Boynukara'nın yazdığı, Zafer Diper'in "Barış Manço Kültür Merkezi"nde yönetip oynadığı tek kişilik oyun, "Ölüm Uykudaydı" adını taşıyor.
Tanıtım broşüründe olayın "Latin Amerika ülkelerinin birinde" geçtiği söyleniyorsa da, oyunun bütünü dikkatli olarak gözlendiğinde, daha geniş kapsamlı bir totoliter rejimler coğrafyasına aidiyetini saptamak fazlaca zor olmuyor. Film gösterimiyle geçmişteki şiddet olaylarının, oyunun içine aktarılması, bu yargıyı pekiştiriyor.
Oyun, anlatıcının Galile olayını dile getirmesiyle başlıyor. Bruno'nun yakılışı, Rozenberglerin elektrikli sandalyeyle öldürülüşü beyaz perdeden yansıtılarak hem izleyicinin oyun üzerinde yoğunlaşması, hem de sürecin kavranması sağlanıyor. Böylece, yaşanmış olanla, halen yaşanmakta olan olaylar birbirine besletilerek oyuna derinlik kazandırılmış oluyor.
Yaşama köprü
Önceleri hücrede bir başına beş yıl kalan anlatıcı, eline geçirdiği küçük ve tarihsiz bir gazete parçasıyla dış dünyayı kurguluyor, yaşamına köprü yapıyor. Duvarı, perde gibi düşleyerek anıları yoluyla gerçekleştirdiği tasarımlar, hem oyunu zenginleştirip tutsağın ruh halini veriyor, hem de izleyicinin oyunu algılamasını kolaylaştırıyor. Daha sonra hapisaneye gelen üç tutsağın birlikte verdikleri mücadele cezaevinin ikinci boyutunu görüntülüyor. Anlatıcı Marucio Varella'nın görünmeyen bir kurula (seyirciye) başlangıçta kendi yaşamıyla ilgili anlattıkları, zaman içinde yazar Hernandes, ses sanatçısı Manuel ve ressam Roberto'nun gördüğü işkenceyle bütünleniyor.
Tek tip giysiden başlayarak; dövme, diş sökme, vücudun çeşitli organlarına elektrik verme, cinsel taciz gibi şiddet ve işkence olaylarının verdiği gerilim, Başgardiyan Adolfo'nun sadist duygularını köpeği Bop aracılığıyla uygulatmasıyla doruk noktasına ulaşıyor.
Bütün bu insanlık dışı uygulamalara karşı; tutsakların tavırlarını ölüm orucuyla somutlaştırması, memleketimizde yaşanan son cezaevi olaylarını ve ölüm oruçlarını anımsatıyor.
Oyunda; sağ kalan tek kişi olan anlatıcı, en doğal hak olan yaşama özgürlüğünü elde edebilmek ve kullanabilmek için işkencelere direnen ve sonunda ölüme yatan insanların dramını anlatıyor.
Yargı'dan 'Ölüm Uykudaydı'ya
Sanırım 1986 yılında "Yargı" adlı çeviri bir oyun izlemiştim. Tek kişilik bir oyundu "Yargı". Sahneye koyan da, hala akıllardan çıkmayacak denli güzel bir oyun sergileyen de, bu oyunda olduğu gibi Zafer Diper'di.
Her iki oyun arasında gerek biçimsel, gerekse özsel benzerlikler bulunuyor. Bu durumun, işlenen hücre konusunun değişik perspektiflerden bakmaya elverişli olmamasına ve hücrede yaşananların gerek işkence yapan, gerekse işkence görenler açısından prototipler oluşturduğuna bağlayabiliriz.
Dikkat çeken diğer bir konu ise, Cuma Boynukara'nın oyundaki kahramanlarına yabancı adlar koyması. Bu uygulama sanatsal üretiye evrensel bir kimlik ve boyut kazandırmaz. Böyle olunca, işkencenin geniş bir coğrafyada teşhirinde ön açıcı olacağı düşünülmüş olabilir. Ayrıca bu yöntem, yazarı da bir ölçüde iktidarın boy hedefi olmaktan çıkaracaktır.
Olması gereken son söz
Anlatıcının karşısındaki heyet, yargının temsilcileri de olabilir, halk da olabilir. Bunun yorumunu oyuncuya bırakıyor yazar. Aslında, heyet demese ufuk daha da genişleyecek gibi geliyor bana. Diğer bir konu ise son sözün söylenmemiş olması. Oyunda, işkenceler, kıyımlar görüntülendiği halde, nedenleri üzerinde durulmuyor. Örneğin; bir Galile'nin, bir Bruno'nun öldürülüşlerindeki biçimsellik ayrıntılandığı halde, bu insanların , dönemin egemen gücü olan ruhban sınıfının iktidarını tehdit ettikleri belirtilmiyor. Zengin bir delikanlının davetiyle Venedik'e çağrılıp sonra oyunla engizisyon mahkemesine şikayet edilerek egemen sınıfın ayakta kalabilmek için her yola baş vuruşu teşhir edilmiyor. Aynı şey, Galile ve Rozenbergler konusunda da yapılabilir ve egemen sınıfların sömürü ve kıyımı dünden bugüne bağlanabilirdi.
Görebildiğim ve dile getirdiğim eksiklerine karşın, "Ölüm Uykudaydı" oyununun çok önemli gerçekliklere tam zamanında parmak bastığını, oyuna emek verenlerin öncelikle aydın olma işlevlerini yerine getirdiklerini söyleyebilirim. Hücreler ve ölümler olmasın diyerek, izlemeyenlere Zafer Diper'in oynadığı bu güzel oyunu salık veririm.
www.evrensel.net