Sapkın mı yoksa bir deha mı?

'Kültür piyasası' bir konuyu ya da dönemi piyasaya sürerken, yalnızca bir alanın olanaklarından yararlanmıyor. Kültürün bir çok alanı, piyasa arz edilecek bu yeni 'buluş'a ilişkin örneklerle beraber hareteke geçiriliyor.

Sapkın mı yoksa bir deha mı?
Şenay Aydemir
'Kültür piyasası' bir konuyu ya da dönemi piyasaya sürerken, yalnızca bir alanın olanaklarından yararlanmıyor. Kültürün bir çok alanı, piyasa arz edilecek bu yeni 'buluş'a ilişkin örneklerle beraber hareteke geçiriliyor. Bu durumun ortaya çıkması bir merkezden tasarlanarak oluşturulmasa da, 'piyasa'nın refleksi öylesine hızlı hareket ediyor ki, açıklar hemen dolduruluyor.
Fransız Devrimi'nin en hızlı ve can yakıcı zamanlarında yaşayan ve bir çok tartışmaya konu olan yazar Marquis de Sade da eş zamanlı olarak bir çok kültür alanına konu oldu. Yakın bir geçmişte "Sade'nin Uşağı" isimli bir kitapla gündeme gelen Fransız yazar, şimdilerde kitapevlerinde boy gösteren "Sodom'un 120 Günü" isimli romanıyla okurların ilgisini bekliyor. Ama şüphesiz asıl ilgiyi hakedense yönetmenliğini Philip Kaufman'ın gerçekleştirdiği "Düşlerin Efendisi (Quills)" isimli film. Amerika'da üretilen ama Fransa'da geçen bir öyküyü anlatan film, burjuvazinin unutturmak istediği bir yazarın hayatından bir kesit aktarıyor.
Marquis de Sade'ın yaşamı ve yazdıkları her dönem tartışma konusu olmaya devam ediyor. Devrim Fransası'nın bu 'sapkın' yazarının hayatı da düşünceleri gibi gelgitlerle dolu. Cinsellilk konusunda 'sapkınlığa' kadar varan düşünceleri ve hazzın başkalarına acı çektirilerek elde edilebileceğine dair tezi uzun süre tartışıldı. Sadizm (Sadecilik) olarak adlandırılan akımın da babası olarak kabul edilen Sade'ın Fransız Devrimi'nin ardından yaşanılan terör döneminde şiddet uygulanmasına ve idama karşı çıkması onun açık bir şiddet yanlısı olmadığını da gösteriyor. Soylu bir aileden gelmesine rağmen soylulara karşı çıkan, bir Cizvit okulunda dini eğitim olmasına rağmen dinle alay eden Sade kimilerine göre insan doğasına yönelik görüşleri ve tanrı ile ilgili düşünceleri nedeniyle aydınlanmanın önemli isimleri arasında yer alıyor. Sade'ın tanrısı doğadır. Ona göre tek suç, doğaya karşı işlenen suçtur. İdeal toplum yalnızca doğa yasalarının egemen olduğu toplumdur. Cinsellik bir insanı tanımanın en kesin yoludur. Acı, en güçlü duygu olduğundan Sade cinsel doyumu da bedensel acı ile birlikte düşünür. Bu düşüncelerinden dolayı onlarca yıl hapiste yatan Sade, yaşamının son bölümlerini ise Charenton adında bir akıl hastanesinde geçirir.
"Düşlerin Efendisi" Sade'ın bu tımarhanede geçirdiği son yıllarını biraz da kurgusal bir hikayeyle anlatıyor. "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" ve "Henry&June" ile tanınan Philip Kaufman'ın yedi yıl aradan sonra yönettiği ilk film olan "Düşleri Efendisi"nde Sade'ı 1997'de "Shine"daki performansıyla dikkatleri üzerine çeken Avusturalyalı oyuncu Geoffrey Rush canlandırıyor.
Diğer karakterler ise "Titanik" filminden tanınan Kate Winslet ve "Gladyatör"de İmparator'u canlandıran Joaquiin Phoenix ve sinemanın ustalarından Michael Caine.
En iyi erkek oyuncu, en iyi kostüm tasarımı ve en iyi sanat yönetmeni dallarında Oscar'a da aday olarak gösterilen film, ortalama bir filmin 2000 sinemada aynı anda gösterime girdiği Amerika'da yalnızca 200 sinemada gösterim olanağı bulabilmiş. Türkiye'de de durum farklı değil. Film oldukça az sayıda sinemada gösteriliyor.
Yazdıkları İmparator Napolyon'u kızdıran Sade bu nedenle bir akıl hastanesine kapatılmıştır. Yazı yazmasına izin verilmekte ancak, bunların dışarı çıkartılması istenmemektedir. Ancak Sade, tımarhanedeki genç çamaşırcı kızın yardımıyla yazdıklarını dışarı çıkartır ve yayınlatır. Burjuva ahlak değerlerine ve kiliseye çok açık saldırların olduğu bu cinsel ağırlıklı metinler, bütün ülkede elden ele dolaşır. Bunun üzerine Napolyon, sert yöntemleriyle bilinen bir doktor olan Dr. Royer Collard'ı (Caine) Sade'ı adam etmesi için tımarhanenin başına getirir.
Filmin bundan sonraki bölümünde burjuva bir doktor olan Dr. Royer Collard ile tımarhanenin eski yöneticisi rahip Coulmier'in (Phoenix) Sade ile olan ilişkileri anlatılıyor. Yönetmen Kaufman, tutucu bu iki sınıfın temsilcisiyle Sade arasındaki ilişkileri onların 'ahlak' değerlerini sorgulayarak vermeyi başarıyor. Lüks ve servet düşkünü olan Dr. Royer Collard ile 'dünya nimetlerine' küs rahip Coulmier'in hayatlarındaki en hassas ve kutsal alanlara giren Sade onların değerlerinin bir bir çöküşünü de hazırlıyor. Sade'a göre doğal güdüleri bastırmak insana rahatsızlık verir. Ve eğer bir kez bile kalıplaşan düşünceleriniz hakkında kuşkuya düşerseniz artık geri dönüşünüz yoktur. Acının bir haz nedeni olduğunu savunan Sade, özellikle rahibin bütün değerlerine saldırarak onun değerlerinin yıkılmasının ve acımasız bir adam olmasının yollarına açıyor. Yönetmen Kaufman "Doğru tahrik edildiğinde herkesin içinde bir sadizm vardır" önermesini doğrulamak istercesine filmin en sabırlı ve dingin karakterni baştan çıkartıyor ve onun acı çektirmesinin yolunu açıyor. Ve filmin sonunda Sade, Dr. Royer Collard'a da amansız bir üstünlük sağlıyor.
Dikkat çekici bir diğer nokta ise, yazı ve sansür arasındaki amansız rekabette yazının her zaman galip gelmesi. Önceleri yazmasına izin verilen Sade'ın yazdıklarını dışarı çıkartması ve gelişen olaylar bu hakkın elinden alınmasına neden olur. Ama o her durumda düşüncelerini yazmanın bir yolunu buluyor. Sade'ın yazdığı ve insanlara ulaşan her metin, küçük bir ülke olan tımarhanedeki bütün değerleri altüst eden, kurulu düzeni sürekli sarsan gelişmelerin yaşanmasına neden oluyor. Yönetmen Kaufman Sade'ın uzun yıllar görmezden gelinmesine nazire yaparcasına yazının er geç etkisini göstereceğini ve oluşmasının önüne geçilemeyeceğini anlatmak istiyor gibi.
Dekorları, kostümleri ve özelikle de Sade rolündeki Geoffrey Rush'un performasıyla dikkat çekmeye aday bir film Düşlerin Efendisi. Yönetmen Kaufman'ın pornografiye ve yoğun erotizme çok açık bir konuyu bu tür etkilere kapılmadan ve hikayenin temeline sözleri koyarak aktardığını da eklemek gerek.
Ama konunun geçtiği tarihi dönemin özelliklerinin yeterince açıklığa kavuşmaması, Sade'ın görüşlerinin bu atmosferde neyin karşılığı olduğunu biraz bulanıklaştırıyor. Fransız Devrimi'nin öncesinin ve sonrasının bu çok tartışılan yazarının, içindeki kini ve sapkın düşüncelerini dışarı atan ve insanların bastırılmış duygularını yönlendirmeye çalışan bir 'sadist' mi; yoksa eğitimini aldığı kilise ve gericileşen burjuvazinin değerlerini bu yolla eleştiren aydınlanmacı bir aydın mı olduğu sorusu cevaplanmıyor. Görülen o ki; Sade çok yakın zamanda yeniden tartışmalara konu olacak.
www.evrensel.net