Bahram Bayzai ve İran sineması

Bahram Bayzai ve İran sineması

Çocukluğunun çok zor geçtiğini, sinemanın kendisi için bir hayal olduğunu söyleyen Bayzai, gençlik yıllarından itibaren İran, Japon ve Hint tiyatrosu üzerine çalışmalar yaptı ve 20'den fazla senaryoya imza attı.

Bahram Bayzai ve İran sineması
Joan Dupont
İranlı Yönetmen Bahram Bayzai, Geçtiğimiz günlerde düzenlenen 19. Uluslararası Fajr Film Festivali'nin ödül töreni öncesinde "Killing Rabids" (Ölümcül Kuduzlar) isimli filminin fazla ödül almasını istemediğini söylüyordu, "Eğer çok ödül alırsanız, düşman edinirsiniz, ödül almazsanız ise filminizin iyi olmadığını söylerler. Halk jürisinin ödülü en iyisidir, böyle olursa belki film yapmaya devam edebilirim".
Bayzai'nin dileği yerine geldi: 1980'li yıllarda geçen olayları konu alan filmde oynayan eşi Mozhdeh Shamsai en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandı ve eser halk jürisi tarafından en iyi film seçildi. İslam devriminin ardından gelen karanlılk dönemi anlatan uzun ve düğümlü bir dramanın festivalde en popüler film olması mucize sayılabilecek birşey. Bayzai bu durumu şöyle açıklıyor: "İnsanlar belki de bu filmi tarihlerini anlattığı için heyecanlandırıyor - O dönemleri, sokakların halini ya da o dönemle ilgili anlatılanları hatırlıyorlar"
On yıl sonra ilk film
Son on yıldır film çekmeyen Bayzai'nin yeni filminde bir kadın karakterin (Shamsai) üzerine odaklanmış oldukça karmaşık bir senaryo var. Kadın Tahran'da saklanmakta olan eşini bulmak için bu şehre geri döner. Eşi ise zimmetine para geçirmekle suçlanmaktadır ancak asıl suçun ortağına ait olduğunu söyler ve eşinden borçlarını ödemesin ister. Kadın eşinin kirli işlere karışmış iş ortaklarıyla uzun süren ve şiddet dolu çatışmalar yaşar - tehdit edilir, kaçırılır, tecavüze uğrar - ancak sonunda hedefine ulaşır.
Filmin kahramanı aynı zamanda bir yazardır ve belki de Ölümcül Kuduzlar yazmakta olduğu bir kitaptır. Yönetmen, filmini analiz ederken, "Belki de kahramanımız bu ülkeye göre fazla uygan bir kadındı. Kuduzlar ise karşılaştığı insanlar, hırsızlar ve kuduz köpekler. 80'lerin başında devrimin ardından çok manevi insanlar olduğumuz sanılırda ancak gerçek yaşamda bu doğru değildi. Materyalizm öfke doğuruyordu. Eğer bir toplum hastaysa, insanlar bir şey göstermek isterler, gerçek ise farklıdır. Film işte bu dönemin hikayesi" diyor.
Olayların geçtiği dönemi tasvir etmek için 27 ayrı film seti kurulmuş. Filmin senaryosunu 8 yıl önce yazmış olan Bayzai, "Eski Tahran artık yok - inşaatlar, sokaklardaki bisikletliler. Dönemin işaretlerini yansıtmaya çalıştım ve sanırım izleyiciyi çeken de bu: bu noktada harekete geçen toplumsal hafıza gibi bir şey var. Senaryo devrimden sonraki birçok yaşanmışlığın bir araya gelmesinden oluşuyor. Benim için zor bir dönemdi. Üniversitedeki işimi, herşeyimi kaybetmiştim. Almanya'ya yerleşmek için İran'ı terketmiştim ve oradaki kültür çok farklı olduğu için insanlarla ilişki kuramadım ve ben Farsça yazarım. Bir İsveçli ya da bir Alman olamam."
Tiyatro ve sinema
1938'de Tahran'da doğan Bayzai'nin hem babası hem de büyük babası şairdi. Bugün Frankfurt'ta yaşayan kız kardeşi de oyun yazarlığı yapıyor. Bayzai, babasının köyündeki en önemli iki geleneğin tiyatro ve müzik olduğunu anlatıyor. Kendisini toplumun dışında görmediğini söylüyor, "Tiyatroda ışıklar sönünce insanlar kaybolur, artık sadece izleyiciler vardır, böylece farklı olma hissimi kaybederim"
Çocukluğunun çok zor geçtiğini sinemanın kendisi için bir hayal olduğunu söyleyen Bayzai, gençlik yıllarından itibaren İran, Japon ve Hint tiyatrosu üzerine çalışmalar yaptı ve 20'den fazla senaryoya imza attı. Bunlardan bazıları ise farklı yönetmenler tarafından beyaz perdeye aktarıldı (Rafi Pitts - Beşinci Mevsim). Kendisi ise 7 film yönetti. Birkaç yıl önce İran filminin kökenleri ve Hitchcock üzerine iki kitap yazdı, ancak bu kitaplar henüz basılmış değil.
10 yıl önce çektiği "Bashu, Küçük Yabancı" isimli film modern İran sinemasının kilometre taşı olarak gösteriliyor. 1986 yılında tamamlanan ve İran - Irak Savaşı'nı konu alan film, sansür baskıları nedeniyle ancak tam dört yıl sonra gösterime girebilmişti.
Sansür
Bayzai bugün İran sinemasındaki 'basit' insanlara önem vermediğini belirtiyor, "Gerçek değiller bu yalancı bir Folklor. Birçok izleyici, İran'ı herşeyin yolunda gittiği sakin bir ülke gibi yansıtan, masum insanları ve onların tanrısını gösteren, köy insanlarının yaşantısıyla ilgili etnolojik türdeki filmleri çok seviyor. Ben bunlardan hoşlanmıyorum - gerçek gilm değiller, ancak kendilerini gerçek gibi sunuyorlar. Film yapımcıları karar vermek zorunda: Bugün bazıları ticari, bazıları ise uluslararası çalışıyor. Kendi filmini yapmaya çalışanlar yıllarca beklemek zorunda kalıyorlar. Filminizin çekilip çekilmeyeceğini bilmiyorsunuz, son ana kadar da çekilen filminizin dağıtılıp dağıtılmayacağını öğrenemiyorsunuz. 'Ölümcül Kuduzlar"ın senaryosunun başka versiyonları da vardı ancak yapmamıza izin verilen filmi çektik, bu tek mümkün filmdi" diyor.
Peyaz perdede kadın vücudunun gösterilmediği bir ülkede aşk hikayeleri yazmak konusunda ne düşündüğü sorulduğunda ise gülerek yanıt veriyor, "Bu hayatım boyunca sorun oldu. Bu ahlâk anlayışı filmlere eskiden yerleşmiş - cinsel ilişkileri yansıtamazsınız - ve devrimden sonra da devam etmiş. Ölümcül Kuduzlar'da karı-koca ilişkisinin altında gizli, cinselliğin de dahil olduğu güçlü bir kadın erkek ilişkisi var. Bu filmin ne hakkında olduğunuz gösteriyor."
www.evrensel.net