Bomba Irak'a, mesaj dünyaya

ABD ve İngiliz uçakları, Bush'un emriyle, iki yıl aradan sonra Irak başkentine bir kez daha bomba yağdırdı. Saldırının açıklaması ise 'meşru müdafaa'...

Bomba Irak'a, mesaj dünyaya
Haber Analiz - Taylan Bilgiç
ABD ve İngiliz savaş uçakları, Aralık 1998'deki "Çöl Tilkisi" harekâtından sonra ilk kez, Irak'ın başkenti Bağdat ve civarına bomba yağdırdılar. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) yetkililerine göre, onlarca uçağın katıldığı hava saldırısının nedeni, Irak'ın "Amerikalıların ve İngilizlerin can güvenliğini giderek daha çok tehlikeye sokması" idi. Dolayısıyla, harekât, bir "meşru müdafaa" olarak görülmeliydi.
Peki Irak, saldırganların can güvenliğini nasıl tehdit ediyordu? Arkasındaki Pentagon armasıyla basının sorularını yanıtlayan General Gregory Newbold'a göre, Irak radarları ve hava savunma sistemleri, özellikle son bir ay içinde giderek daha "tehdit edici" bir profil sergiliyorlardı. Kuzey ve Güney Irak'ta, Batılı emperyalistler tarafından ilan edilen "uçuşa yasak bölgeler"de "keşif uçuşları" gerçekleştiren ABD'li ve İngiliz pilotlar, bu sistemler tarafından taciz edilmekteydiler!
Meşru müdafaa!
Öncelikle, Çöl Tilkisi saldırısından sonra, bu "keşif" uçuşları nedeniyle 300 Iraklı sivilin öldüğünü, 800'den fazlasının yaralandığını, binlerce sivil binanın yerle bir olduğunu hatırlamak gerekiyor. Güney Irak'taki son saldırı, geçtiğimiz pazar günü düzenlendi ve bu saldırı sırasında 7 Iraklı öldü, 17 ev yıkıldı.
İkinci önemli nokta ise, Irak'a ait helikopterlerlerin bile girmesinin engellendiği "uçuşa yasak bölge" uygulamasının uluslararası hukuka aykırı oluşu. Körfez Savaşı'ndan sonra yürürlüğe konulan bu BM yasağının resmi gerekçesi, "Kuzeydeki Kürtler ile Güneydeki Şiileri Saddam'dan korumak"tı. Ama asıl nedenin Irak'ı hareket edemez hale getirmek olduğu, aradan geçen 10 yıl içinde anlaşıldı.
Demek ki Irak halkının cezalandırılmasının nedeni, Irak ordusunun Washington'u bombalamaya kalkması falan değil, kendi topraklarını, üç yıldan beri neredeyse keyfi bir çizgi izleyen Amerikan-İngiliz hava saldırılarından korumak istemesidir.
ABD emperyalizmi, "meşru müdafaa hakkı" kavramını, "istediği yere istediği zaman saldırma hakkı" olarak yorumlamaktadır. Dolayısıyla, önceki günkü hava bombardımanı, bir "uluslararası hukuk ihlali" olarak karşımızda durmaktadır.
Kaba güç gösterisi
ABD-İngiliz saldırısının bir hukuk ihlali olduğu öylesine açık ki, saldırganlar, geçmiş Bağdat harekâtlarının aksine, ne bir "kamuoyu oluşturma" ne de başka devletleri bilgilendirme ihtiyacı duydular. Ne Birleşmiş Milletler'e, ne "Avrupalı müttefik"lere, ne de Türkiye gibi bölge ülkelerine en ufak bir bilgi dahi verilmedi. İngiliz General John Akehurst, bu durumun "ciddi bir halkla ilişkiler sorununa işaret ettiğini ve saldırının Ortadoğu'da büyük bir antipati yaratacağını" belirtiyor (BBC).
Saldırıya ortak olan İngiltere'den dahi aykırı sesler yükselmesi nedeniyle, Bağdat harekâtı, bir "kaba güç gösterisi" olarak yorumlanabilir.
Güç gösterisi ile sindirilmeye çalışılan, sadece Irak halkı veya Saddam Hüseyin değil. George W. Bush yönetiminin önündeki karmaşık gündem ve son haftalarda yaşanan bazı gelişmeler, gözdağı verilmek istenenlerin diğer Ortadoğu ülkeleri ile de sınırlı olmadığına işaret ediyor. Ancak önce, Irak ile ilgili gelişmeleri gözden geçirelim.
Yanıbaşımızda bir insanlık dramı
Bilindiği gibi, Körfez Savaşı'ndan bu yana uygulanan emperyalist ambargo, bir zamanların güçlü bölge devleti Irak'ın kolunu kanadını kırdı. Ama ambargo, artık herkesin kabul ettiği gibi Saddam Hüseyin rejimini değil, bütün bir Irak halkını vuruyor. Ambargonun yarattığı ilaç ve gıda sıkıntısı nedeniyle yüzbinlerce Iraklı yaşamını yitirdi. Körfez Savaşı'nda kullanılan uranyumlu silahların neden olduğu kanser vb. hastalıklar dolayısıyla ölenler ve sakat doğanlar da eklendiğinde, son 11 yıldır yanı başımızda sessiz bir kitle katliamı yaşandığı görülür. Irak'ın Ankara Büyükelçiliği, her ay rutin bir şekilde, "şu kadar bin insanın ambargo nedeniyle öldüğü" açıklamasını yapıyor ve bu açıklamalar, gazetelerde haber bile olamıyor.
Ama tüm dünyadan ambargoya karşı yükselen sesler, böylesi korkunç bir manzaranın uzun süre devam etmesinin olanaksızlığını da gösteriyor. Aradan geçen yıllar içinde, ambargonun yürütülmesinden sorumlu birçok BM yetkilisi, artık bu suça ortak olmak istemediklerini gösterircesine istifa etti. ABD ve İngiltere dahil olmak üzere birçok ülkeden insanlar, Irak'a verilen bu vahşi cezanın kaldırılması için kampanyalar düzenliyorlar. Bütün bunlar, Batılı ülkeler üzerinde önemsiz sayılamayacak bir baskı oluşturuyor.
Irak kalıcı, ambargo gidici!
Ambargo rejiminin çatırdamasına yol açan ikinci bir etmen ise, Körfez Savaşı sırasında "sağlam" görünen emperyalist ittifaktaki dağınıklık. Son on yıl içinde Batılı emperyalistler arasındaki çıkar çatışmaları giderek şiddetlenirken, Rusya da kendini toparlayarak dünya sahnesine geri dönüşünü yaptı. Bugün söylenebilir ki Fransa, Almanya, Rusya ve Çin'in Irak'taki çıkarları, ambargonun sona ermesinden yanadır ve bu devletler, Irak'ı "yeniden yapılandırmak"ta pay sahibi olmak, petrolünü işlemek ve Ortadoğu pastasında bir pay sahibi olmak için, Irak ile işbirliği yapmak istemektedirler.
Ambargo nedeniyle büyük zarar gören bölge ülkeleri de, Irak ile geçmiş ihtilaflarını yavaş yavaş çözümlemekte, ABD'nin büyük rahatsızlık duyduğu "Irak kalıcı, ambargo gidici" politikası uyarınca Saddam hükümeti ile ilişkilerini düzeltmeye çalışmaktadırlar.
Son aylarda Arap ülkeleri ile Bağdat arasında sivil hava seferlerinin başlaması; geçtiğimiz ay Suriye, Mısır ve Ürdün ile Irak arasında ticari anlaşmalar imzalanması, ambargo rejiminin giderek çözülmeye başladığını gösteren işaretlerdi. Geçmişte, Batılılar tarafından İran'ın üzerine salınan Saddam Hüseyin ile İran hükümeti arasındaki ilişkiler dahi, düzelme eğiliminde. İran'ın, Irak'tan dışarı kaçak petrol çıkarılmasına göz yumduğu, hatta Körfez Savaşı'nda güvenlik nedeniyle İran'a "emanet edilen" askeri uçakların geri alınmak üzere olduğuna dair ciddi belirtiler var.
Irak, Arap dünyası ve İran arasında, ABD'yi rahatsız eden bu yakınlaşmada, Filistin halkına yönelik dizginsiz İsrail terörünün de önemli payı bulunuyor.
Türkiye'nin trajikomik hali
ABD'nin "sadık dostu" Türkiye bile, Irak ile ilişkilerini geliştirme yolunda. Son dönemde, Türkiye'den Irak topraklarına doğru iki ayrı "hava hareketi" gözleniyordu: İncirlik'teki yabancı uçaklar Irak'ı bombalarken, Türk hükümeti Irak'a "sembolik" düzeyde ilaç yardımı yapmaktaydı. Bu trajikomik tablo dahilinde, son olarak geçtiğimiz hafta Bağdat'a bir TBMM heyeti gitti. Dört gün boyunca temaslarda bulunan milletvekillerine göre, gezi boyunca "Türk firmalarının Irak'ta etkin olması ve iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi konuları" ön plana çıktı.
George Bush, daha başkan adayıyken bu durumu eleştiriyor, kendi deyimiyle ambargonun "İsviçre peyniri"ne dönmesinden, Clinton yönetimini sorumlu tutuyordu. Bush, başkanlık koltuğuna oturduğunda Irak'ı "dış politika önceliklerinden biri" haline getireceğini söylemişti.
Powell'ın kritik gezisi
Saldırının zamanlaması da, oldukça manidar. ABD'nin Dışişleri Bakanı ve Körfez Savaşı'nın "şahin" generali Colin Powell, bu hafta içinde Ortadoğu gezisine başlıyor. Powell; Mısır, İsrail, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Suriye'de temaslarda bulunacak.
"Sanal Strateji Merkezi" Stratfor'a göre, bu gezide Arap devletleri bir tercihle karşı karşıya kalacaklar: "Ya ABD ile müttefik olmak, ya da Irak'ın davasına destek vermek." Stratfor, bu tercihi belirleyecek anahtarın "petrol" olduğunu da belirtiyor: "Eğer Washington Arap hükümetlerini, Irak petrolünün akışının ambargo ve kuvvet yoluyla sınırlandırılabileceğine ikna eder, yani fiyat istikrarı garanti ederse, bölgedeki Amerikan nüfuzu yeniden güçlenebilir."
Bağdat saldırısı, bölge ülkelerine yönelik Amerikan baskısının artırılmasında önemli bir unsur olarak anlam buluyor.
Türkiye'ye özel mesajlar
Saldırı nedeniyle "paniğe uğrayan" Türk hükümetine de "özel" mesajlar var elbette. ABD yönetimi, Irak Ulusal Kongresi adıyla faaliyet yürüten uşaklarını, Irak toprakları içinde istikrarsızlaştırma operasyonları yapmak üzere eğitiyor. Bu konudaki gelişmeler, geçtiğimiz hafta boyunca Evrensel'de genişçe aktarılmıştı. Bush yönetimine göre Türkiye, komşusuna yönelik bu örtülü operasyona "lojistik destek" verebilecek tek ülke. ABD, bombalarıyla verdiği mesajda, Ecevit hükümetinin bu tehlikeli "görev"i kabul etmekte nazlanmamasını istiyor olabilir. Bombalarla verilen mesajın, Filistin İntifadası nedeniyle zora düşen İsrail-Türkiye ittifakını koruma ve "korunmasını isteme" bağlamında da bir anlamı var elbette.
Rusya'nın füzelerine yanıt
Powell'ın temasları, sadece Ortadoğulu liderlerle sınırlı değil. ABD Dışişleri Bakanı, Kahire'de, Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov ile de görüşerek, Ulusal Füze Kalkanı (NMD) konusunda, bu rakip emperyaliste boyun eğdirmeye çalışacak.
Rusya, NMD'ye karşı tutumunu, geçtiğimiz hafta başlattığı askeri tatbikatla göstermiş, önceki gün "uyarı babında" fırlattığı balistik füzelerle de gövde gösterisi yapmıştı. Bu kapsamda Bağdat saldırısı, bu gövde gösterisine bir karşılık olarak yorumlanabilir.
ABD'nin bir harekâtla vurmak istediği kuşların oldukça kalabalık olduğu ortada. Ancak bu, Bush'un "cinfikirliliğini" değil, olsa olsa Amerikan emperyalizminin ne kadar acil sorunlarla karşı karşıya olduğunu gösterir.
İsrail terörü nedeniyle zaten barut fıçısına dönmüş olan bölgenin daha da gerginleştirilmesi, Bush yönetimi ile birlikte ABD'nin pervasız bir saldırganlık dönemine girdiği yönündeki saptamaları doğrulamış bulunuyor.
www.evrensel.net