Çağdaş estetik ve Afşar Timuçin

Sanat ruhbilimi alanının bilgisi ülkemizde pek bilinmiyor. Sanat ruhbilimini ülkemize Afşar Timuçin kazandırmıştır dersek sanırız meseleyi abartmış olmayız.

Çağdaş estetik ve Afşar Timuçin
Mehmet Akkaya
"Her sanatçı belli bir yerin adamıdır, belli bir toprağa basar" diyen şair ve yazar Afşar Timuçin 'Estetik' isimli eseriyle felsefe, sanat ve yazın dünyasına bir kez daha merhaba diyor. Daha önce İnsancıl Yayınları tarafından yayımlanan kitap şimdi de genişletilmiş olarak Bulut Yayınları tarafından okuyucuya sunuldu. Anlaşılan yazar toplumumuzda estetik konusunda önemli bir eksikliğin olduğunu düşünüyor. Doğrudur. Bugün sanatçımız amatör olmaktan kurtulamıyorsa bunda sanatçının estetik yeterlilikten ve yetkinlikten uzak olmasının payı büyüktür diye düşünmek gerekir.
İnsanlık tarihine bakıldığında insanın Eskiçağ'dan beri estetiği sorun yaptığı, bunu o günkü koşullarda ortaya koyduğu eserlerle göstermeye çalıştığı biliniyor. İnsanların hatta bazı yüksek yapılı hayvanların doğal hoşlanma duygusuna sahip oldukları birçok bilim adamınca ileri sürülmüştür. Afşar Timuçin de insanın güzelle ilgisi için şunu söylüyor: "Ruhsallığı iyiden iyiye sakatlanmış olanların dışında tüm insanlar belli bir ölçüde, belli bir çerçevede güzelle ilgilenirler." İşte bunun içindir ki vaktiyle Homeroslar, Hesiedoslar insanların güzel diyebileceği eserler ortaya koymaya çalışmışlardır. İnsanın güzele olan ilgisinden dolayı düşünce tarihinin önemli filozofları Antikçağ'da Platon, Aristoteles, Yeniçağ'da Kant, Hegel, Bergson... estetiğe eğilmişlerdir. Dostoyevski, "insan bilimsiz, ekmeksiz yaşabilir ama sanatsız yaşayamaz, yapamaz bunu" demektedir. "Dünyayı güzel kurtaracaktır" diyen de odur.
Günümüzde güzelin bilimi olarak değerlendirilen estetikle 18., 19., yüzyıla kadar filozoflar ilgilendi. Bu filozoflar uzun yıllar güzel nedir, ne değildir tartışmaları yaparak sanat eserleriyle ilgilenmek yerine, onun Tanrı'yla bağlantısını kurmaya çalıştılar. Örneğin Platon güzeli düşünülür dünyadaki (idealar dünyası) güzellik ideasından pay alan olarak açıkladı. Yeniçağ'da bilimler birer birer konu ve yöntemlerini belirleyerek felsefeden ayrılmaya başlayınca estetik de deyim yeindeyse gökyüzünden inerek laboratuar estetiği olmaya başladı.
Afşar Timuçin dinci felfeselerin etkisinde günümüze gelen estetiğin çağdaş estetik boyutuna yükselmesinde en büyük katkıyı Alman aydınlarının yaptığını söylüyor. O çağdaş estetiği Baumgarten (1714-1762) ve Lessing (1729-1781) gibi Alman düşünürleriyle başlatıyor. Baumgarten estetiğin bir bilim olduğunu savunmuştu, Lessing de sanatı uzam ve zaman sanatları olarak ikiye ayırmıştı. Böylece çağdaş estetiğin uzam ve zaman gibi iki önemli temel kavramını bize armağan etmişti.
Toplumların değişip dönüşmesinde ve hatta özel mülkiyetin sosyalist dönüşümünde estetiğin rolünü gören bilimsel sosyalizmin kurucuları K. Marks ve F. Engels de diğer Alman aydınlarını takip edercesine bu topraklardan beslenmişler, estetiğe eğilmişler, Markist estetiğin tohumlarını atmışlardır. A. Timuçin sanatçının etkisini şu sözlerle vurguluyor: "Sanatçının dış dünyaya yönelişinde dönüştürücü, değiştirici, inceltici, yetkinleştirici bir özellik vardır."
Afşar Timuçin'e göre estetikçi doğrudan sanata yönelmelidir. Sanat felsefesi yapmak filozofların işidir. Bu anlamda estetikçi yapaya yönelmelidir. Çünkü sanatsal olan yapaydır. Doğada ise sadece güzel olan vardır. Doğada sanat yoktur. Ona göre estetik sanattaki güzeli inceleyen bir bilimdir. Fakat estetik bir yasa bilimi (fizik, kimya, biyoloji...) değildir, bir kural bilimidir (hukuk, ahlak, mantık...). A. Timuçin estetik biliminin beslendiği bilgi alanlarını da gösteriyor. Bunlar: Sanat felsefesi, sanat tarihi, sanat ruhbilimi ve sanat eleştirisidir. Toplumun çeşitli kesimleri yıllardır eleştiri mekanizmasının bir türlü işletilemediğinden yakınırlar. Bu mekazinmanın yaşama geçirilmesi sanatta da olmazsa olmaz koşuldur. Eleştirmeni olmayan bir sanatçı düşünemiyoruz. August Comte eleştiriye ilişkin bir analoji yaparak şunu der: "Bilinç tüm olguları gözlemler kendi olgularını gözlemleyemez." Charles Lalo da "göz her şeyi görür, bir kendisini göremez" demektedir. Afşar Timuçin de sanatçının eleştirmene olan ihtiyacını şu sözlerle açıklar: "Sanatçı kendi dışındakileri görmekte gösterdiği yoğunluğu kendini görmekte gösteremez." Sanat ruhbilimine gelince bu alanın bilgisi ülkemizde pek bilinmiyor. Sanat ruhbilimini ülkemize Afşar Timuçin kazandırmıştır dersek sanırız meseleyi abartmış olmayız. Bu bilindiği kadarıyla güzel sanatlar akademilerinde de okutulmuyor. Afşar Timuçin'in çokça yararlandığı sanat ruhbilimcileri Henri Delocroix ve Jean-Paul Weber'dir. Timuçin'in kitabı incelendiğinde sanatçılarımızdaki verimsizliğin nedenleri daha iyi anlaşılıyor. Anlaşılan şudur, nasıl ki estetikçi bu dört alanın bilgisiyle donanmalıysa sanatçı da bu alanların bilgisini edinmelidir. Çoğu sanatçının ritm ve simge kavramlarını karıştırdığı veya bilmediği düşünülmelidir. Kitabında bu konuya da ışık tutan Timuçin 'ritm ve simge' başlıklı uzunca bir bölümde bu konuyu en ince ayrıntılarına kadar tartışıyor. İfade uygunsa her yerde bulunmayacak bilgiler veriyor. Anlaşılıyor ki ritm bütün sanatların ortak noktası ve can damarıdır. Ritm olmazsa olmaz koşuldur. Yazar şöyle diyor: "Ritm bir duygu, bir sezgidir. Simge bir gerçekliktir, oradaki yapıtın somut bir öğesi olarak vardır (...) Yapıtın biçimleri arasında önce ritm kendini gösterir. Bu anlamda ritm birincil öğedir, simgeyi de öbür öğeleri de sarar." Eski sanatlarda simge ağırlıkta değildi. Çağdaş sanatlar ise neredeyse tümüyle simgelerden oluşuyor. Timuçin, H. Delocroix'den şu alıntıyı aktarır: Simgesel düşünme en kısa düşünmedir.
Afşar Timuçin sanat eserinin duyum-duygu-düşünce çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğine özellikle vurgu yapar. O duyum düzeyinde veya duyum-duygu düzeyinde kalan eserleri eleştirir. Duygunun düşünceden düşüncenin duygudan ayrılmayacağını söyler. Sanat eseri son tahlilde fikirsel bir gerçekliği ortaya koyar. Çehov'a göre de her yapıt açık ve belirgin bir düşünce ortaya koymalıdır. Bu da yaratma konusuyla ilgilidir. Bu yüzden sanatçı yoğun bir dünya bilgisine ulaşmalıdır. O sanat için sanat yapılmalıdır anlayışına da karşıdır. Timuçin taraflı sanatçı tarafsız sanatçı tartışmasına girmez kısaca şunu söyler. "Sanatçı her şeyden önce neden yana ve neye karşıt olduğunu bilmek zorundadır."
Timuçin'e göre sanat "gerçekliğin yansıma alanıdır, sanatın gerçekliği yansıtmaktan başka amacı yoktur. Sanatta insan vardır, sanatta insan kendini görür ve bilincine varır". Ancak sanatçı gerçekliği olduğu gibi değil, gerçekliğin anlamlarını yansıtmalıdır. Kitaptaki önemli konulardan birisi de 'estetikte öznelci ve nesnelci tutumlar' konusudur. Baroktan sonra uzun tarihsel dönemlere yayılmış olan klasik ve romantik dönem üzerinde duran Timuçin klasikliği nesnelci tutumun egemen olduğu dönem olarak romantikliği de öznelci tutumun egemen olduğu dönem olarak değerlendirmektedir. Timuçin felsefe profesörü olmasının verdiği derinlikle bu konuya felsefi bir çerçeve çizer ve konuyu çeşitli açılardan tartışır. Bu konuda kendisinin de her iki eğilimin harmanlanmasından yana olduğunu vurgular. 20. yüzyılda neredeyse her üç yıla bir akım düştüğünü düşünürsek sanat açısından bu iki uzun dönemi tartışmanın iyi bir isabet olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Timuçin bütün konulara felsefi bakışla yönelir bunu kitapta da belirtme ihtiyacı duyar: "Bazı sanat yapıtlarının tutarsızlığı ya da bulanıklığı, belirgin bir düşünce ortaya koymaması, belli bir bakış açısı oluşturamaması böylesi bir felsefenin yokluğundan ya da yeterince oluşmuş olmamasındandır." Ona göre felsefi görü sanatçıya insanı derinden kavrama yatkınlığı sağlayacaktır. Baudelaire bir mektubunda "felsefenin her şey olduğuna siz de yavaş yavaş kendinizi inandırın benim gibi" der.
Doğrusu günümüzde ve toplumumuzda sanatçının halkla, sanat eserinin de sanat izleyicisiyle buluşma sorunu önemli bir konudur. Bugün birçok sanatçı sanat kaygısı güderek ortaya koyduğu eserlerine izleyicinin yeterince ilgi göstermediğinden yakınmaktadır. Yani estetikte bir iletişim sorunu yıllardır kendini duyurmaktadır. Gerçekten de kaliteli bir müzik albümünün üç bin satarken daha kolay koşullarda hazırlanmış bir albümün milyonlarca dinleyici bulduğuna sıkça tanık olmaktayız. Afşar Timuçin bu kitabında estetikte iletişim sorununa eğiliyor, sanatçıyı, estetikçiyi ve izleyiciyi tartışıyor. Timuçin'e göre sanatçı soyutlama yapan kişidir. Ama bu soyut sanat yapılmalıdır anlamına gelmez. Estetikçi ise sanat eserinden belirli bir kurama yükselir. İzleyiciyle ilgili olarak da şu sözleri söyler: "Sanat yapıtının iletilmesinde izleyici de sanatçı kadar sorumludur. Bu çerçevede güzele ulaşma olgusunun bir bilinç derinliği sorununa açılacağı kesindir."
Timuçin'in dile ne denli önem verdiğini biliyoruz. O "anlaşılmayan hiçbir konuşmam olmamıştır" diyor. Estetik, sanatla ilgilenen her düzeyde insanın bir şeyler bulacağı, duru dille yazılmış bir kitap.
Kitapta otuz kırk kaynaktan pek çok düşünce ve sanat adamından alıntı bulunuyor. Eser ders kitabı gibi ünitelere ayrılarak hazırlanmış. Konservatuarlarda ve sanat akademilerinde de ders kitabı olarak okutulmaya, sanatla çeşitli düzeylerde ilgilenen her entelektüel insanın yararlanabileceği bir çalışma. Kitap hocamızın ilk öğretmenlik yıllarından beri yaptığı çalışmaları kapsıyor. Bu yüzden kitabın otuz yıllık bir emeğin ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Timuçin'in otuz yıllık emeğine saygıyla...
www.evrensel.net