A’dan X’e umut

A’dan X’e umut

Kitap kapağına roman sözcüğünün koyulduğu an, anlatılanlar üzerine bir doğrulamaya gitmenin gereksiz olacağını belirtir Michel Butor Roman Üstüne Denemeler’de. Kimi zaman, bu şekilde tanımlanıyor olmasına rağmen, kitabın girişine yazılan bir önsöz  kafamızda soru işaretleri yaratır. “Gerçek bir yaşam ö

Bahar Çelik

Kitap kapağına roman sözcüğünün koyulduğu an, anlatılanlar üzerine bir doğrulamaya gitmenin gereksiz olacağını belirtir Michel Butor Roman Üstüne Denemeler’de. Kimi zaman, bu şekilde tanımlanıyor olmasına rağmen, kitabın girişine yazılan bir önsöz  kafamızda soru işaretleri yaratır. “Gerçek bir yaşam öyküsünden alınma” kitapların çokluğunu da düşününce bu soru işaretlerinin oluşması çok doğaldır tabii. Kitapta anlatılan olaylar diye başlayan bu sunuş, kitabı okuyanlar için bir ön hazırlık yapar ve istenilen bir çerçeveden bakılmasını ister. John Berger’in A’dan X’e isimli kitabı da benzer bir sunuşla açılır. Üstelik bu kitap “John Berger Tarafından Kurtarılmış Mektuplar” adında bir de alt başlık içermektedir. Gerçek yaşam hikayelerinden pek hoşlanmayan bendeniz, bu sebeple olumsuz önyargılarımla başlamıştım kitabı okumaya. Zira romanın gerçek yaşamı yansıtmasının, bir şekilde, okuru kurgunun engin dünyasından mahrum bırakacağını düşünürüm. Neyse ki bu sefer tam tersi oldu…

A’dan X’e’yi açınca, yaşadığımız çağın uzağından, bir Bizans freskinden alındığını düşündüren kadın ve erkek figürleri karşılar okuru. Ardından gelen Shakespeare alıntısı kitabın içeriği hakkında ipuçları verir.

ZAMANIN SOYTARISI OLMAYANLAR

Berger kitabın sunuş kısmında, romanımızın kahramanları A’ida ve Xavier’e ait mektupların nasıl eline geçtiğini açıklayamayacağını belirterek, biz okuyucularını iyice meraklandırır. Ve ardından A’ida’nın müebbet hapse mahkum edilmiş sevgilisi Xavier’e yazdığı mektupları okuruz. A’ida’nın her biri nasıl bir ince ruhun ürünü olduğunu yansıtan mektuplarının arka sayfalarında, Xavier’in çoğu zaman dünyada olup bitenler üzerine aldığı kısa notlar vardır. Ve yazdığı notlardan anlaşılan o ki Xavier de “dış dünya” ile bağlantısını sıkı sıkıya sürdürmektedir. A’ida’nın yazdığı bir mektubun arkasında şöyle bir not görürüz “Korku endüstrisi. Geçen hafta Salon du Bourget, uluslararası silah pazarı fuar salonu, Paris’te açıldı. Sergilenen en başarılı ürünlerden biri Cogito 1002 isimli bir kabindi. SDS  tarafından yapılmış. Kutuya bir yolcu oturtuluyor, kendisine sorular soruluyor ve elini, biyogeribesleme okuyucusu olarak işlev gören bir yüzeye konması isteniyor. Vücudun sorulara verdiği tepkiler Cogito 1002 tarafından kaydediliyor ve bu şahsın şüpheli olup olmadığı gösteriyor. ABD havaalanlarında kullanıma alındı. İhraç edilmeye hazırlanılıyor. Bir adet Cogito 1002 temin edebilsek gardiyanlarla oyunlar oynayabilirdik-bayılırlardı!”. Türkiyeli şairlerden- isimleri sürpriz olsun- yaptığı alıntılar şaşırttığı kadar gülümsetir de. Yaptığı bir analizin sonuna eklediği sevgi sözcükleri başka bir ince ruhun haberini verir bize. Duygulanırız. A’ida ve Xavier evli olmadıkları için birbirlerini görme izinleri yoktur. Aralarında kalın duvarlar, demir parmaklıklar, uzun yollar vardır. Buna rağmen yazdığı mektuplardan anlarız ki A’ida, tüm bu olumsuzluklara karşın her şeyin üzerinde yaşar aşkını, engel tanımaz.

‘İÇERİ’ İLE ‘DIŞARI’YI EŞİTLEMEK İÇİN

A’ida, gönderdiği mektuplarda gündelik yaşamındaki ayrıntıları resmeder Xavier için. Türlü dillerle hitap eder sevgilisine; Mi Guapo, Habibi, Mi Soplete, Ya Nur… Dışarıdakiler için görünmez, önemsiz olan sıradan şeyler gönderir sevdiğine. “İçeri” ile “dışarıyı” eşitlemek için elinden geleni yapar. Bunun mümkün olmadığını bile bile hep diretir. Kimi zaman yaptığı göndermelerle aktivist yaşamını sürdürdüğü hissini de verir. Bu umut ve aşk arsızı kadının karşısına bütün acımasızlığı ile sevdiğine duyduğu özlem de gelir oturur elbet. Ama o yine sükunetini bozmaz: “Sana iki kere müebbet verdikleri anda onların zamanında inanmayı bıraktım” diyerek dil çıkarır karşısındaki acımasız düzene. Güç alırız biz de yazdıklarından.

Yaşanmış gerçek hayat hikayeleri anlatan kitaplardan hazzetmediğimi söylemiştim yazının başında. Ancak A’dan X’e Mektuplar’ı okurken olayların nerede geçtiğini anlamak için uğraşırken buldum kendimi. Türlü tahminlerde bulundum. A’ida ve Xavier’in gerçekten yaşıyor olmalarını istedim. Çünkü varlıkları umut vericiydi. Zulmün karşısında bir aşk destanı yazıyorlardı. İnsan ruhunun ve direncinin nelere karşı koyabileceğini, aşkın nasıl her şeyin üzerine çıkabileceğini anlatıyordu ince bir dille. Bunu yaparken de tüm kavramları yeniden sorguluyordu. Aşk, özgürlük, zaman, umut...
A’ida ve Xavier’in yaşadığını üstelik çok yakınımızda olduğunu biliyoruz zira bu topraklar da özgürlükleri ellerinden alınmış yüzlerce devrimci tutsakla dolu. Onları… Tuncay’ı, Gülfer’i ve diğerlerini, A’ida’nın sözleri ile selamlamak istiyorum. “Gecenin son karanlıkları. Daha uyumadım. Geleceği düşünüyordum. Herhangi bir yerdeki geleceği değil. İkimizin geleceğini değil. Burada kürtajla almaya çalıştıkları gelecekten bahsediyorum. Başaramayacaklar. Korktukları gelecek gelecek. Ve içinde bizden kalan, karanlıkta koruduğumuz güven olacak.”

A’dan X’e, John Berger Tarafından Kurtarılmış Mektuplar
(From A to X A Story in Letters)
John Berger, Çeviri: Aslı Biçen, Metis Yayınları 192 sayfa.

www.evrensel.net