Sincan

Sincan'da görüş yasağı

F tipi cezaevlerini protesto eylemlerine katıldığı iddiasıyla tutuklanarak Sincan F tipi Cezaevi'ne konulan Ali Rıza Bektaş, tedavi görmesine karşın hücrede tutuluyor.

Sincan'da görüş yasağı
Jülide Kalıç
Adalet Bakanlığı, F tipi cezaevlerinin "çağdaş, modern ve evrensel standartlarda" olduğunu iddia ededursun, yaşanan olaylar, F tiplerinin aslında "ölüm hücreleri" olduğunu gün geçtikçe daha da açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Cezaevlerine yapılan operasyon sonrası sokakta yürürken gözaltına alınan ve "terör örgütüne yardım ettiği" iddiasıyla tutuklanarak Sincan F Tipi Cezaevi'ne gönderilen, Ali Rıza Bektaş, "psikolojik tedavi gördüğüne" dair doktor raporu olmasına karşın F tiplerindeki baskılardan nasibini alıyor.
Üç kişilik hücrede tutulan Ali Rıza Bektaş, klinikte tedavisinin sürdüğüne dair bir belgeye sahip olması ve cezaevinde rahatsızlanarak, hastaneye kaldırılmasına karşın, sağlığı hiçe sayılarak, tecride ve izolasyona tabi tutuluyor. Ali Rıza Bektaş'ın, gayri insani bir tutumla bu durumunun görmezden gelinmesi ise F tipi cezaevlerinin tutukluları sadece bedensel değil, ruhsal yönden de öldürmek için yapılandırıldığını ortaya koyuyor. Aralarında bir psikoloğun da bulunduğu Sincan F Tipi Cezaevi Disiplin Kurulu üyeleri, kaldığı hücrenin sifonunu, sandalyesini, fayanslarını ve pencere camını kırmasını gerekçe göstererek, 2 Ocak 2001 tarihinde aldığı kararla "asayişi bozduğu ve diğer tutuklu ve hükümlülere kötü kötü örnek teşkil ettiği" iddiasıyla Bektaş'a 2 ay ziyaretçi yasağı verdi.
İdare umursamıyor
Bektaş, o günden bugüne ailesi ile görüştürülmezken, babası Zeynel Bektaş, oğlunun durumunu cezaevi idaresine bildirmesine rağmen, görüş yasağının kaldırılmamasına tepki gösterdi. Oğlunun hayatından endişe duyan Zeynel Bektaş, Ali Rıza'nın kapalı mekânda tutulmasının ve iletişiminin kesilmesinin tehlikeli olabileceğine dikkat çekti. Cezaevi psikoloğunun oğlunun bu durumunu bilmesine rağmen, görüş yasağına imza atmasını eleştiren Zeynel Bektaş, Cafer Tayyar Bektaş adlı oğlunun da, Bartın Cezaevi'nde iken ölüm orucuna başladığını ve cezaevlerine yapılan operasyon sonrası Sincan F tipi Cezaevi'ne getirildiğini bildirdi. "Cafer'in cezaevinde olması Ali Rıza'yı iyice üzmüştü. Ali kardeşinin cezaevinde olmasından çok etkilenmişti. Bu nedenle de rahatsızlanmıştı. Ali Rıza kardeşinin ölmesine seyirci kalamazdı. F tipi cezaevlerini protesto eylemlerine katıldığı için onu da tutuklayıp F tipine attılar. Kardeşi içerde olan bir insanın basın açıklamasında bulunması suç mu?" diyen Bektaş, sadece bir tutuklu yakını olduğu için, "terör örgütüne yardım ve yataklık ettiği" iddiasıyla oğlunun tutuklanmasıyla, adalete olan güvenini tamamen yitirdiğini söyledi.
Oğlunun durumunu DGM'ye de bildirdiklerini ve oğlunun F tipi cezaevine konulmamasını talep ettiklerini belirten Bektaş, bu taleplerinin reddedildiğini bildirdi. Cezaevinde iki kez ziyaret edebildiği oğlunun görüş esnasında çok sinirli olduğunu gözlemlediğini aktaran Bektaş, oğlunun uyumada zorluk çektiğini ve rahatsızlanarak birkaç kez hastaneye götürüldüğünü bildirdi. "Oğlumun suçlu olup olmadığı henüz belli bile değil. Onu bu haldeyken hücreye attılar. Adalet Bakanlığı'nın F tipi yalanları iyice açığa çıktı" sözleriyle tepkisini dile getiren Bektaş, "F tiplerinde tecrit olmayacak. Fiziki koşullar iyileştirilecek ve cezaevleri sivil toplum örgütlerinin denetimine açılacak" diyen Adalet Bakanlığı'nı sözünü tutmaya çağırıyor. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Dershanecilik sistemi de iflas etti
Yusuf Karadaş
2000 yılında ülke genelindeki liselerin 366'sından mezun olan 5863 öğrenciden hiçbiri, açıköğretim dahil bir yükseköğretim kurumuna yerleşemedi.
Eğitim-Sen Malatya Şube Başkanı Ali Ekber Baytemur, bugün dershanelere giden öğrencilerin sadece yüzde 7-8'inin üniversiteye girebildiğini belirterek, devletin 15-16 yıldır uyguladığı dershaneciliğin ve eğitimde özelleştirme uygulamalarının unsuru özel eğitimin iflas ettiğini belirtti.
Mezun olmak yetmiyor
ÖSYM'nin "Ortaöğretim kurumlarına göre 2000 ÖSS sonuçları" raporunda yer alan bilgilere göre 2000 yılında ülke genelinde 366 liseden mezun olan toplam 5863 öğrenciden hiçbiri açıköğretim dahil bir yükseköğretim kurumuna yerleşemedi.
Konya, 32 lisesinden üniversiteye hiçbir öğrenci gönderemeyerek en başarısız il olurken, 14 liseli Afyon en başarısız ikinci ve Malayatya ise 11 lise ile en başarısız üçüncü il oldu. Raporda dikkat çeken noktalardan biri de 1999'da 319 olan üniversiteye öğrenci gönderemeyen lise sayısının 366'ya yükselmesi bu başarısızlığın nedenleri ve eğitim politikalarının sonuçları üzerine görüştüğümüz KESK GYK üyesi ve Eğitim-Sen Malatya Şube Başkanı Ali Ekber Baytemur, eğitim işkolunda hızlı bir özelleştirme süreci yaşandığını ve 1990'dan bugüne eğitime bütçeden ayrılan payın yüzde 8'i geçmediğini dile getirdi. Bu payın yüzde 85'inin personel giderlerine harcandığını dolayısıyla araç-gereç donanımı ve eğitim kalitesini yükseltme noktasında büyük sorunlar yaşandığını belirten Baytemur, öğretmenlerin ek iş yapma zorunda kaldığına dikkat çekerek daha işin başında eğitimin devre dışı bırakıldığını ifade etti.
Sorun kalite yöntemi anlayışında
Malatya'nın ÖSS'de en başarısız ilk üç ilden biri olmasını Milli Eğitim Müdürlüğü'nün yoğun bir şekilde uygulanmaya çalıştığı toptan kalite yönetiminden kaynaklandığını söyleyen Baytemur, bu uygulamanın öğrenciyi müşteriye dönüştürerek eğitim ilişkisini de ticari bir ilişki haline getirdiğini belirtti. Bu uygulamaların IMF'nin kamu giderlerinin kısılması talebinden kaynaklandığını vurgulayan Baytemur, devletin eğitim ve sağlık giderlerini kısarak faturayı halka çıkarmaya çalıştığına dikkat çekti. Bilimsel içeriğe dayanmayan ve devlet tarafından sosyal devlet politikalarına uygun biçimde desteklenmeyen bir eğitim anlayışının bugünkü sorunlara kaynaklık ettiğini söyleyen Baytemur, özelleştirmeler zihniyeti eğitimde beyaz, melez ve zenci okulları doğurduğnu vurguladı. "Varoşlarda tepegöz ve VCD'lerle görsel ağırlıklı eğitim yapılmaktadır" diyen Baytemur, üniversitelerdeki 'elit üniversite' ve taşra üniversitesi ayrışmasının ilköğretim okullarına kadar yayıldığını belirtti.
Özelleştirmenin acı sonucu
AOBP'nin ÖSS sınavında eşitsizliği derinleştiren bir uygulama olduğnu belirten Baytemur, bu uygulamanın siyaseten alınmız bir karar olduğunu itiraf etti. "Sınavdan avantajlı olan fen ve anadolu liselerine gitmek için mutlaka özel eğitimden geçmek gerekiyor. Dolayısıyla AOBP devlet tarafından özelleştirmeye dayanarak yapılan bir uygulamadır" diyen Baytemur, bu uygulama ile meslek liselerinin de bitirildiğine dikkat çekti.
Bugün dershanelere giden öğrencilerin sadece yüzde 7-8'i üniversiteye girebildiğine değinen Baytemur, devletin 15-16 yıldır uyguladığı dershaneciliğin ve eğitimde özelleştirme uygulamalarının unsuru özel eğitimin iflas ettiğini belirtti.
Dershanelerin de eğitimdeki sorunların bir parçası olduğunu söyleyen, Ali Ekber Baytemur, "Tüm bu sorunların tek çözümü devletin eğitime öncelik vermesi ve eğitim politikalarını eğitim örgütleriyle birlikte belirlemesidir" dedi.
www.evrensel.net