Kuraklık tehlikesi

Kuraklık tehlikesi

Türkiye son 2-3 yıldır kuraklık tehlikesi ile yüz yüze. Uzmanlar kuraklığın bu yıl da devam edeceğini bildirirken, olayın ciddiyeti konusunda hükümeti uyardıklarını ancak, hükümetin hiçbir girişimde bulunmadığının altını çiziyorlar.

Kuraklık tehlikesi
Nur Karabacak
Ekonominin en önemli girdileri olan tarımın ve enerjinin üretimini, artışını sağlayan suyun varlığı, hayatın devamını sağlarken, yokluğu da ölüm getiriyor. Türkiye 2-3 yıldır bilim adamları tarafından değişik nedenlere bağlanan ve bu yıl da süreceği düşünülen bir kuraklık yaşıyor. Türkiye'nin dönem dönem bu problemi yaşamasına rağmen, kuraklık ile ilgili kapsamlı bir araştırmanın ve bu konuyla ilgili çalışmakla yükümlü bir kurumun bulunmayışı sorunun ciddiyetini artırıyor. Uzmanlar, olayın ciddiyeti konusunda hükümeti uyardıklarını ifade ederken, hükümetin kuraklık konusunda herhangi bir planı ya da önlemi yok.
Bilimsel veriler Türkiye'nin sanıldığı gibi su zengini bir ülke olmadığını ortaya koyuyor. Türkiye'de kişi başına düşen su miktarı 1692 metreküp iken bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için yılda ortalama kişi başına düşen su potansiyelinin 10 bin metreküp olması gerekiyor. Bu rakamsal fark Türkiye'nin sınırlı miktarda su varlığına sahip olduğunu gözler önüne seriyor. Ülkenin elektrik enerjisi üretiminde önemli bir yere sahip olan, Keban, Karakaya ve Atatürk barajları başta olmak üzere enerji amaçlı barajların yüzde 88'i boş durumda. Ülke belirgin bir şekilde enerji krizi ve susuzluk tehlikesi yaşarken, siyasi iktidar ise önceden tedbir almak yerine tasarruf politikaları ile faturayı yine halka çıkarıyor.
Pek çok ülkede kuraklık dönemleri için hazırlanmış afet planları bulunurken, kuraklığın hangi aşamasında ne gibi tedbirler alınması gerektiği bilim adamları tarafından belirlenmiş durumda. Uzmanlar, kuraklığın 2001 yılında da süreceğini dile getirirken, tarıma, enerjiye, ekonomiye ciddi anlamda darbe vuracağının altını çiziyorlar.
Sorun yanlış politikalar
Meteroloji Mühendisleri Odası Başkanı Çetin Gül, kuraklığın insanlığın karşılaştığı en önemli doğal afetlerden biri olduğunu vurgulayarak, ülkede yaşanan kuraklığı, sera etkisi ve iklim değişikliği ile ilişkilendirmenin doğru olmadığını söyledi.
Uygulanan yanlış enerji ve sanayi politikaları nedeniyle kuraklığın ciddi olarak halkı etkileyeceğini belirten Gül, "Olayın en vahim yanı ise, Türkiye daha büyük bir kuraklık ile karşılaştığında önlem almakla ve ve bu konuyla ilgili çalışma yapmakla yükümlü bir mercinin olmaması. Yani kuraklık tamamiyle sahipsiz. Türkiye'de meteoroloji istasyonları kapatılıyor. Ne kadar yoğunlukla, ne kadar sıklıkla ölçüm yaparsanız işletmeniz de o kadar sağlıklı olur. Suyun günlük, aylık, bütün verileri mutlaka olmalı" diye konuştu. Gül, önceden tedbir alındığında kuraklığın daha az zarar ile atlatılabileceğine dikkat çekerek, 1907'de Çin'de 24 milyon insanın kuraklıktan öldüğünü hatırlattı.
Hükümet uyarılmıştı
Kuraklığı, "yağışların ve akımların normalin altında seyretmesi" olarak tanımlayan Gül, Türkiye'nin tedbir alma konusunda geç kaldığını dile getirdi. Gül, kuraklık ile ancak su talep ve arzını dengeleyerek mücadele edilebileceğini ifade ederek, barajlardaki mevcut suyun hazırlanacak olan kuraklık planlarına göre kuraklık riski altında yönetilmesi ve gerekli tedbirlerin acilen alınması gerektiğini vurguladı. Gül, hidrometeorolojik verilerin yabancı ülkelerde sürekli izlendiğini kaydederek, sürekli değer üreten istasyonların kurulması gerektiğini söyledi. Gerekli tedbirlerin alınmamasını ve hayata geçirilmemesini siyasi iktidara bağlayan Gül, "Fırat Havzası'nda su seviyesinde düşme gözlemleniyor denildiğinde hükümet enerji tedbirlerine girişmek istemedi. Çünkü Başbakan Ecevit ve hükümet göreve yeni gelmişti ve eneji tedbirleri almak istemedi. Ancak, hükümet konunun aciliyetini görüp, hemen tedbir almak zorunda. Ülkemizde Fırat Havzası'nda bile doğru dürüst bir meteoroloji istasyonu yok. Değerler sürekli izlenmeden tedbir alınması imkânsız" dedi.
Su ve elektrik kesintisi kapımızda
Türkiye enerji üretiminin büyük bölümü termik, yarıya yakını da hidroelektlik santrallerden sağlanıyor. Hidroelektrik enerjisinin büyük bölümü ise, Keban, Karakaya, Atatürk barajlarından karşılanıyor. Özellikle bu havzada kuraklığın ciddi şekilde kendini hisettirmesi ve barajların sadece yüzde 12'sinin dolu olması, su ve elektrik kesintilerinin kapıda olduğuna işaret ediyor.
Barajların durumunun şu anda enerji üretebilecek minimum kot düzeyde olduğunu dile getiren Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Ali Yiğit, elektrik enerjisinin kritik bir noktada olduğuna dikkat çekerek, "Yağışlar normal gitse bile Türkiye yaz aylarını dahi çıkartamaz. Elektrik tüketiminde geçen yıl biterken yüzde 8'lik bir artış oldu. Ancak enerji santrallerinde bir artış olmadı. Bu, bir kriz getirdi ve barajlara fazlasıyla yüklenildi. Hükümet önlem almakta gecikti. Enerjide zaten yönetim yanlışlığı var, uluslararası tekellere muhtaç olana kadar da tedbir alınacak gibi görünmüyor. Elektriği uluslararası tekellerin bize daha pahalıya satması için fırsat doğmuş olacak. Elektriğin fiyatı 10-12 cente bile çıkabilecek. Tüm bu sıkıntıların bedelini yine yoksul halk ödeyecektir. İşin başka bir boyutu ise bu tip enerji sıkıntılarında siyasilerin ilk olarak nükleer enerjiyi alternatif olarak göstermeleridir. Yıllardır, uyguladıkları yanlış enerji ve sanayi politikaları ile sağlıksız bir büyümeye, ekonomik krizlere neden olan siyasiler, yine çözüm olarak nükleer enerjiyi göstereceklerdir" diye konuştu.
www.evrensel.net