IMF üreticinin geleceğini karartıyor

IMF üreticinin geleceğini karartıyor

Hükümetin IMF programları doğrultusunda büyük bir aymazlıkla uyguladığı politikalar, tarımı bitirmeyi ve çiftçiyi yok etmeyi amaçlıyor.

IMF üreticinin geleceğini karartıyor
Nur Karabacak
Uluslararası kurumların dayatmaları ile tarımın bitirilmesine dayanamayan ve 2000 yılında ilk kez bir miting düzenleyen üreticiyi 2001 yılında da zor günler bekliyor. Hükümet, 2001 yılının ilk günlerinde IMF'ye verdiği sözleri yerine getirmek adına şeker fabrikaları, TEKEL, TMO başta olmak üzere tarımsal KİT'leri, "özelleştirme" adı altında yağmaya hazırlarken, BAĞKUR primlerini, elektrik borcunu ödeyemeyen çiftçinin kapısına yılın ilk günlerinde haciz geldi. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Gürol Ergin ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Faruk Yücel, IMF'ye verilen ek niyet mektubunda taahhüt edilenlerin uygulanması halinde 2001 yılının üretici için karanlık bir yıl olacağına dikkat çektiler.
ZMO Başkanı Gürol Ergin, uluslararası kuruluşlara verilen sözlerin yerine getirilmesi halinde hem çiftçi hem de halk için geleceğin karanlık olacağını vurgulayarak, 2001 yılının ilk günlerinde gündeme getirilen Şeker Kanunu'nun hiçbir mantığının olmadığını söyledi. Türkiye'de bir yandan "pancar üretimi çok fazla" denilerek, kotalar getirilmeye çalışılırken, bir yandan da tatlandırıcıların üretimine hız verildiğini ifade eden Ergin, "Tatlandırıcı mısırdan üretilir. Ülkemizde zaten mısır yeterince üretilmiyor ve bu nedenle mısır ithal ediliyor. Böyle bir mantık olamaz, Şeker fazlalığımız, şeker pancarının fazla üretilmesinden değil, gereksiz dış alımdan ve yanlış fiyat uygulamalarından kaynaklanıyor" diye konuştu. Bir ülkede ilerlemenin yalnızca üretim artışı ile sağlandığını ve tarımda uygulanan politikaların tarımsal üretime yönelik olması gerektiğini aktaran Ergin, sosyal adaleti sağlayacak şekilde, tarımsal üretimden sağlanan gelirin bölüşümünün sağlanması gerektiğine dikkat çekti. Ergin, uluslararası kurumların Türk tarımı için talepleri dikkate alındığında tam tersi bir manzaranın ortaya çıktığını ifade ederek, en dikkat çeken noktanın Doğrudan Gelir Desteği (DGD) olduğunu vurguladı. Ergin, "DGD, üretimi artırmaya yönelik bir destek değildir. İki amacı vardır, birincisi çiftçilere belli bir geçim düzeyini sağlayacak gelir vermek, ikincisi ise belli alanlarda üretim fazlalılığı varsa, kısılan üretim yerine çiftçiye destek vermektir. DGD yapılabilir ancak diğer destekler sürdüğü sürece. Diğer desteklerin yerine geçemez, aksi takdirde tarımsal üretimi baltalayıcı bir anlam taşır" diye konuştu.
Özelleştirme çiftçiyi de işçiyi vuracak
TEKEL özelleştirildiğinde ise tütün piyasasının tamamen yabancıların eline geçeceğini vurgulayan Ergin, bunun hem çiftçiyi hem tüketiciyi vuracağını belirtti. Ergin, yabancı şirketlerin kârlarını maksimuma çıkaracak bir tütünü yine kârlarını maksimize edecek yerlerde yetiştireceğine dikkat çekerek, "Bu da tütün üreticisinin tütün üretim alanlarından uzaklaşması anlamına gelir. Tütün özelleştirildiğinde piyasaya tamamiyle yabancı şirketler hakim olacaktır, ciddi anlamda işçi çıkartılacaktır. TEKEL'de özelleştirme çiftçiyi tarladan, işçiyi fabrikadan kovacak, fiyat belirlemesi yabancı tekellerin eline geçecektir" dedi.
TMO'nun tamamiyle işlevsiz bırakılmak istendiğine de dikkat çeken Ergin, "TMO çiftçi lehine fiyat dengesi sağlar, TMO ortadan kalktığında, çiftçi ticari firmaların emellerine, isteklerine bırakılacaktır. Fiyatı serbest piyasa adı altında ticari firmalar belirleyecektir. Bunun en çarpıcı örneğini SEK'te yaşadık. Sanayici üreticinin örgütsüz ve güçsüz olduğunu bildiği için, istediği fiyattan sütü alıyor, istediği fiyata da satıyor, yani hem üreticiyi hem de tüketiciyi sıkıştırıyor" diye konuştu. Ergin, tarım birliklerinin özerkleştirilme kapsamına alındığını amacın üretici birliklerinin elindeki fabrikaları önce özerkleştirmek, sonra da özelleştirmek olduğunu söyledi.
'İthalat üreticiyi bitirir'
Faruk Yücel ise Türkiye'de bir taraftan Kalkınma Planları'na tarımsal üretimi artırma hedefi konulduğunu, diğer taraftan da üretimi cezalandıran bir tarım ve destekleme politikası uygulandığını dile getirdi. Yücel, Türkiye tarımının ne ABD ve ne de AB'ye benzediğini kaydetti. Yücel, "Ekonomik darboğazdan çıkışımız da tarımsal destekleri kaldırıp, ülkemizi dünyanın tarım ürünleri pazarına dönüştürerek sağlanamaz" dedi.
Yücel, "2000 yılında, IMF'ye verilen taahütler nedeniyle 'tarım reformu' adına destekleme alımlarının kaldırılması amaçlanarak fiyatlar dünya fiyatlarına göre veya hedef enflasyona göre verilirken, çiftçiye verilen diğer tarımsal destekler de ya azaltılmış ya da kaldırılmıştır. Nitekim zirai kredi desteği kaldırılmış, gübre subvansiyonu çiftçinin gübreye verdiği KDV oranının altına düşürülmüş, üretim açısından da iyi bir yıl olmayan 2000 yılı çiftçi için çok kötü bir yıl olmuştur" dedi.
Yücel, çiftçinin satın aldığı malların fiyatı, tarımsal girdiler ve tüketim malları fiyatlarının hedeflenen enflasyona göre artmadığını ifade etti. Yücel, pazarlanan ürünlerin maliyetinin yaşanan enflasyona göre oluştuğuna ve çiftçinin peşinen zarar ettiğine dikkat çekerek, "2000 yılında ortalama tarım ürünleri fiyatları yüzde 28.5 artarken, bu ürünlerin üretiminde kullanılan girdilerin fiyatları yüzde 52.1 oranında artmıştır. Bu durum açık olarak gösteriyor ki tarım; enflasyondan en çok zarar gören sektör durumundadır" diye konuştu.
www.evrensel.net