Peki ya diğerleri?

Peki ya diğerleri?

Diyelim, Nâzım Hikmet'in yurttaşlığı geri verildi. Mezarı da bir çınarın altına taşındı. Peki, suçları "Ali Okulu"nda Nâzım şiiri okutmak, Nâzım için toplantı yapmak olan ve yıllarını hapiste geçiren gençlerin durumu ne olacak?

Peki ya diğerleri?
Sennur Sezer
Nâzım Hikmet'in 100. yaşında mezarının Türkiye'ye getirilmesi kesinleşti gibi. Kültür Bakanlığı bu eylemi gerçekleştirerek Nâzım Hikmet'in yurttaşlık sorununu da çözümleyecek. Biz de ulus olarak ayıptan kurtulacağız.
Nâzım Hikmet'in yurttaşlığının geri verilmesi bence biçimsel bir çözüm. Yıllardır Nâzım Hikmet'i "yurt haini, vatan haini" ilan eden düşünce, birden bire onu sevmeye başladı. Kimi şiirlerini kürsülerden yüksek sesle okur oldu. Türkiye'den gidişi ( daha doğrusu gitmek zorunda bırakılışı) yalnız kendi kuşkularının yol açtığı bir durum gibi gösterildi. Hapisane yılları, açlık grevine yatmasına neden olan durum, serbest bırakıldıktan sonra sürekli izlenme, dile getirilmeyen gerçekler. Ona uygulanan yeni ceza, yurdunu özleyen yaşlı adam imgesi. Oysa Nâzım Hikmet, bu acındırılan insan imgesinden hiç hoşlanmazdı. Açlık grevine başladığı günlerde kendisiyle ilgili açıklamaların duygusal yanına şöyle karşı çıkmıştı : "Yahu insaf edin bre, burda sizi ben teselli etmedim mi,
yahu ben paçavra mıyım bre? Dert anlatmak kabil değil mi kimseye.? Ben bu işi yapacaksam, bu işi yapıyorsam, yeis neticesi, yılgınlık, çöküntü neticesi değil, hakkımn, adaletin, hakikatin ortaya çıkması için, yapılacak başka şey kalmadığı için, kanun yollarının açılmasına, gerekli makamları harekete geçirmeye yardımı olsun diye yapıyorum." (Va-Nu'lara Mektuplar)
Kendi yurdunda gömülme isteğini dile getiren dizeleri bile yeterince irdelenmeden, bir bölümüyle getiriliyor dile.
Toprağın ortak ekilip biçildiği bir köyde, bir yanında ağanın vurdurttuğu bir ırgat, öbür yanında sağlıksız koşullarda doğum yapıp ölen bir kadın mezarı anlatır O. Bir çınarın altında yatmak isteğinin dile gelişini dinliyor şiiri bilmeyenler.
Nâzım Hikmet'i lanetlediği emperyalist baskının arttığı topraklara, madenleri ilkel koşullarla, yabancı şirketlere satılmış topraklara getirmek, onu bitmez bir hapisaneye kitlemek değil mi? Yoksa, onun mezarının kültürel ve ekonomik emperyalizmi kovacağına mı inanılıyor?
Diyelim, Nâzım Hikmet'in yurttaşlığı geri verildi. Mezarı da bir çınarın altına taşındı. Nâzım'a borcunu ödemiş mi olacak kimi çevreler? Yargılanışının ve mahkum edilişinin belgeleri açıklanmayacaksa bu davranış neye yarar? Kitaplarında yine kimi dizeler "....." larla mı geçecek. Savunduğu dünya görüşünün yasaklanması onun şiirinin özgür oluşu mu? Yoksa, onun kimi şiirlerini kabul edip ötekileri görmezden mi geleceğiz.
Dava dosyaları yeniden açılmayacak ve "iadei mahkeme" sonucu "iadei itibar" gerçekleşmeyecekse, suçları "Ali Okulu"nda Nâzım Hikmet şiiri okutmak olup yıllarını hapislerde geçiren eski ordu mensuplarının örneğin A. Kadir, Kerim Korcan, Seyfi Tekdilek ve ötekilerin durumu ne olacak. Ya Nâzım Hikmet için toplantı yapıp polislerin ve faşistlerin baskınına uğrayan bir dönemin öğrencileri. İstanbul Yüksek Tahsil Öğrenci Derneği ve benzeri örgütlenmelerin üyelerinin aldığı hapis cezaları.
Nâzım Hikmet'in kitaplarının yasal varisi Memet, babasının kitaplarının nasıl basılacağı konusunda tek yetkili.
Nâzım Hikmetin kitaplarının neden sansürlü olduğu sorusuna bu konuda müdahaleye tek yetkili olanın oğlu Memet Hikmet olduğu yanıtını veriyor Nâzım Hikmet Vakfı yetkilileri. Ama o kitapları en yüksek para ödeyecek yayınevine devretmekte özgür hissediyor kendisini. Babasının mezarının Türkiye'ye getirilişi konusunda da bir koşulu bir isteği olacağını sanmıyorum. Buna şaşıyor da değilim, kan bağı düşünce bağını gerçekleştirmez. Ya da Nâzım Hikmet'in romanının adıyla söyleyelim: Kan Konuşmaz. Ama biz, Nâzım Hikmet'in düşüncesinin varisleri, onun özlediği koşullara getirilmesinden yanayız.
Nâzım Hikmet'in kitaplarının, akla estikçe toplanmadığı, (aslında hiç bir kitabın toplanmadığı), gecesinde aç yatılmayan, gündüzünde sömürülmeyen bir ülkeye getirilebilir Nâzım. Onun özlediği böyle bir Türkiye'dir.
www.evrensel.net