'Halk böyle istiyor' mu?

Medya patronlarının televizyon programlarının iyi olmasına değil çok izlenmesine baktığını söyleyen Drama Prodüktörü Ziya Öztan, medya patronunun bu bakış açısının dizi yapımcılarına da yansıdığını belirtiyor.

'Halk böyle istiyor' mu?
Hacer Yücel
Televizyonlarda yayınlanan kötü dizilerin nedeninin "Halk böyle istiyor"la açıklanamayacağını belirten Drama Prodüktörü Ziya Öztan, televizyonların halkı kötü diziler izlemeye zorladığını, çünkü televizyon kanallarında kötü programın alternatifinin yayınlanmadığını, zaplamanın da bir çözüm olmadığını, diğer kanallarda da benzer şeylerin yayınlandığını söylüyor.
Medya patronlarının yapıtın iyi olmasına değil çok izlenmesine baktığını söyleyen Öztan,"En fazla seyirciye ulaşmak istiyorlar. Başka hiçbir sorumluluk duymuyorlar" şeklinde konuşuyor.
'Halk böyle istemiyor'
Televizyon dizilerin içeriğinde yaşanan değişimin nedenlerinden birinin köyden kente göçün süreçlerindeki değişime bağlayan Öztan, "Köyde kendi değer ölçüleriyle birlikte yaşayan insanların bir bütünlüğü vardı. Doğanın onlara, onların doğaya nasıl davranacağı konusunda yerleşik bir kültür vardı. Siz bu insanları köyden koparıyorsunuz ve alıp kente getiriyorsunuz. Kentte, köydeki kadar güvenli bir yaşama ortamı da vermiyorsunuz. İşsiz oluyor, gizli işsiz oluyor, konutu yok, başını sokmak için derme çatma yapılar yapmak zorunda bırakıyorsunuz. Ve o kişi kentle korkunç bir mücadeleye başlıyor. Köy ve kent kültürü arasında sıkışıp kalıyor. Yarın güvencesi olmayan o acılı süreç, kendi edebiyatını, sanatını da yaratmaya başlıyor" şeklinde açıklıyor. Bu süreçte arabesk kültürün oluştuğunu bunu da bunu yaratan insanları aşağılamak için söylemediğini dile getiren Öztan, bu süreçte de çekilen televizyon dizilerinin insanın yapısını derinlemesine inceleyen yapıtlar olmadığını ifade ediyor. İnsanın yapısını derinlemesine inceleyen yapıtlar olmadığından da çok kolay unutulup gideceklerini belirten Öztan, yapılan dizilerin de "Halk böyle istiyor" şeklinde açıklamanın yanlış olduğunu kaydediyor.
Kötüsünü izlemeye zorluyorlar
Halkın bu yapıtları izlemeye zorlandığını söyleyen Öztan, "Halk eğer izlemek istiemiyorsa zaplasın şeklindeki açıklamalara" katılmadığını belirtiyor. Öztan, "Hepsi birbirinin benzeri, zaplasan ne olacak. Aynı şeyleri seyrediyorsun. Değişik bir şey olmuyor. 'Zorla izletmiyorlar' diyorlar, aslında zorla yapıyorlar. Çünkü işten, yorgun argın gelen kişi, patronun kendisine kötü davranmasını, çocuğunuz okul parasını düşünsün yoksa karısının ya da kocasının dırdırını mı? Bunları düşünmek yerine televizyon izleyerek bunlardan kaçmak istiyor, başka bir dünya istiyor. Bu zorlama değil de nedir?" diye konuşuyor. Reha Muhtar'ın "Biz toplumun gerçek yüzünü yansıtıyoruz" şeklindeki cevabında doğruluk payı bulunmasına karşın, televizyon yapımcılarının öğretici yapıtlar sunmaktansa işin kolayı olana ve izlenmesi garanti olan şiddet içirikli şeyler göstermeye yöneldiklerini dile getiren Öztan, "İnsanlar şiddet içirikli şeyler izledikleri onun sert dünyayla ilişkilerinde bir rahatlatma işlevi görüyor. Bunu verdiğiniz zaman daha kolay kabul görüyor. Ama Türk halkı istediği için değil, işin kolayı bu olduğu için. Anlatırsanız Aziz Nesin'i de okuyor, beğeniyor, Halit Ziya Uşaklıgil'i de" diyor.
Üç günde senaryo
Halkın iyi yapıttan anladığını dile getiren Öztan, "Sizin yaşının küçük olduğundan hatırlamazsınız ama bu ülkede Aziz Nesrin'in 'Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz'ı oynandığı zaman Türkiye'de hayat dururdu. Keza 'İkinci Bahar' dizisi örneği. Halk iyi şeylerden anlıyor. Ama siz ona kaliteli yapıtlar sunmuyorsunuz.
Nedir, mankenlerin oynadığı, diziler sunuyorsunuz. Adeta onu zorluyorsunuz. Çünkü alternatifini koymuyorsunuz" diyor. Öztan sözlerine şöyle devam ediyor: "Paneldeki arkadaşım üç günde senaryo yazdığından bahsediyor. Üç günde senaryo yazıp, bir günde çekildiği zaman olmuyor. 'İkinci Bahar' dizisinde çalışanlar üç ay öncesinden hazırlık yapıyorlar, bölümler yazılıyor, uğraşıyorlar. Bu dizi sevildi, çünkü iyi kaliteli bir diziydi. Manken de yoktu üstelik. Alalacele yapılan dizilerle kalitenin düşmesini, halk bunu istiyor şeklinde açıklamak doğru değil."
Sorumluluktan kaçılıyor
"Televizyon dizisi bir yalandır. Benim amacım insanı eğitmek değil. Benim amacım iyi vakit geçirmek ve reytingdir" şeklinde konuşan "Yılan Hikâyesi" dizisinin senaristi Tayfun Güneyer'in bu sözlerine katılmadığını söyleyen Öztan, "İzleyici kendini seninle özdeşleştiriyor. Özdeşleştiği zaman ne oluyor, senin acın o insanın da acısı oluyor. Bu etkiyi veremezsen, özdeşleşmez, seyirci seni zaten izlemez. Bu anlamda senin sorumluluğun var, sen sadece eğlendirmiyorsun, psikolojik bir yığın terapi yapıyorsun, etkiliyorsun, şartlandırıyorsun, yaşama biçimini, davranış biçimini etkiliyorsun. Sorumluluğum yok mantığını ben anlamıyorum, bu biraz kaçmak gibi geliyor" diyor.
'Sermayedarın mantığı dizi yapanlara yansıyor'
Alelacele yazılıp mankenlerin, ya da şarkıcıların oynadığı dizilerin çokça yapılmasının "Holding patronu olan televizyon sahiplerinin izlenme oranını garantilemek istemeleri" şeklinde açıklayan Öztan, "Her holding patronu bir televizyon kuruyor. Televizyon hiç de kâr etmiyor. Buna rağmen niye kuruyorlar? Bir gün işime yararsa, silah diye kullanmak için. Asıl dram burada yatıyor. En fazla seyirciye ulaşmak istiyorlar. Başka hiçbir sorumluluk duymuyorlar. Bunu da söylüyorlar zaten. Holding patronunu 'işime yarasın diye silah" mantığı dizileri yapanlara da yansıyor" şeklinde konuşuyor.
Diziler melodrama benziyor
Dizileri melodrama benzeten Öztan, sözlerine şöyle devam etti: "Eski Yunan'da trajedi vardı. Trajedide kahramanlar ve olaylar çok derinlemesine işlenirdi. İnsan yapısında olan kin, ihtiras, tutku gibi evrensel kavramların hepsi ince ince işleniyordu. Arkasından klasikler çok daha sınırlı işlediler tiplerini. Bunların en sıradanı melodramlardı. Melodramlar sadece ağlatmayı düşündüler. Hiç derinlemesine işlemediler, sadece o an etkilemeye baktılar.
O nedenle melodram yazarlarını kimse hatırlamaz, ama trajedi yazarlarını Shakespeare'i, Sofokles'i hâlâ biliyoruz. Bir tane melodram yazarı adı söyleyemezsiniz. Siz de televizyonu sadece melodram düzeyinde işlerseniz, yarına kalmazsınız. Ama "Aşkı Memnu" yarına kalır, "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" yarına kalır. Melodramın ayakta durmuş örneği yok, çünkü geri bir yapı. Kalıplarla koyuyorsunuz, o kalıplar geçtiği zaman bitiyor. Yenilip yitiyor... "Soap operalar" da öyle. Ama trajedi eskimiyor."
www.evrensel.net