Geride kalanın tanıklığı

Geride kalanın tanıklığı

Dokuz metrekarelik bir hücrede mevsimsiz, baharsız, vakitsiz, dış dünyadan habersiz olarak yalnız geçen

Geride kalanın tanıklığı
Rojda İldan
Cuma Boynukara'nın yazdığı, Zafer Diper'in yönetmenliğini ve oyunculuğunu yaptığı "Ölüm Uykudaydı", diktatörlüğün rollerini 'kendisi için yazıp-çizmek ve düşünmemek' olarak gördüğü dört sanatçının yaşadıklarını, geride kalanın anlatımıyla yaşatan bir oyun.
Dokuz metrekarelik bir hücrede beslenemeden, temizlenemeden, sevdiklerini göremeden, dış dünyadan habersiz olarak yalnız geçen beş yıl. Sonra; içinde dört kişinin yaşadığı on iki metrekarelik bir hücrede, yılların suskunluğunun ardından konuşmak, yıllar sonra tanıdık yüzlerle karşılaşmak, onların eriyerek ölümüne tanık olmak... Tanık olduklarını, yaşadıklarını anlatmak, kimi zaman çekinerek, kimi zaman ağlayarak, kimi zaman da kin duyarak.
Varella, hayatta kalan
"Ölüm Uykudaydı", Türkiye'nin uzağındaki bir iklimde geçen ama Brezilya dizilerinden çıkmış gibi isimleri ve olaylarıyla Türkiye'nin yakınında olan tek kişilik bir oyun. Bizim Tiyatro'nun sahnelediği oyunun yazarı Cuma Boynukara, yönetmeni ve oyuncusu ise Zafer Diper. On yıllardır sahnelerde değişik isimlerle ve yüzlerle karşımıza çıkan Diper'in, "Ölüm Uykudaydı"daki ismi Marucio Varella. Marucio, oyunun anlatıcısı; tanık. Diper, sahnede tek kişi çünkü o hayatta kalan ve 'yaşanılanları anlatmak' görevi hayatta kalan olarak onun. Anlatılacak olanlar zorlu: Taciz, işkence, açlık, yalnızlık, sessizlik, ölüm orucu, uykuda olan ölüm, tek kişilik bir hücrede beden ve düşüncelerle yaşamanın savaşı...
Anlatmak kolay değil
Yer Latin Amerika ülkelerinden biri, devir diktatörlük devri. Marucio Varella, uzun ve sessiz yıllarının geçtiği hapisaneden yeni çıkmıştır. 12 metrekarelik ve dört kişinin kaldığı hücreden sağ çıkan bir tek Marucio'dır. Ona, hücrede ölen arkadaşları tarafından yaşananları anlatmak görevi verilmiştir. Marucio görevini yerine getirmek üzere heyetin, bizlerin, karşısına çıkar. Yaşadıklarını anlatmaya kekeleyerek başlar, daha doğrusu başlayamaz. Yaşadıklarını anlatmak kolay değildir çünkü. Kelimeler yetmez yaşadıklarını anlatmaya, o günlere döner, Marucio, yaşadıklarını yeniden yaşar.
Bedenini yaşatmak için
İşkenceli sorgulamalardan geçtikten, arkadaşlarına yanı başında yapılan tecavüzleri gördükten sonra, içinde sürekli yanan bir ampul, bir sandalye ve yatak olarak da kullanılan bir masadan başka bir şey olmayan bir hücreye, iskelete benzer bir halde atılan Marucio'nun dış dünyayla tek bağlantısı uzun zaman için sadece yırtılmış bir gazetedir. Gazeteyi, onu tuvalete çıkaran gardiyanlar tuvalet kağıdı olarak kullanmak üzere verir. Yapmaya çalıştığı kendini korumaktır, bedenini ve beynini öldürmemek. Hücrede yaşam acımasızdır; görüşe çok az çıkabiliyordur, havalandırmaya ise hiç çıkamaz. O bedenini yaşatmak için her türlü şeyi yapar. Bulduğu böcekleri yer, tuvaletini hücresine yapmak zorunda kalır, kendi başına futbol oynar, bedenini yaşatmak için her şeyi yapar, yiyecek-içecek yokluğunu kimi zaman idrarıyla gidermeye çalışır.
Duvarı sinema perdesi yapar
Marucio'nun bedeni kadar hatta belki bedeninden daha fazla yaşatmak zorunda olduğu bir şeyler daha vardır hücresinde; beyni ve düşünceleri. Ama saatlerin, gecelerin, gündüzlerin, mevsimlerin farkında değildir. Marucio, renkleri unutmaya başladığını farkeder, aklına Fuçik gelir. "Mahpus yalnız değildir. Hücrelerin elleri vardır. O ellerin seni nasıl desteklediklerini hissedersin. Hücrelerin gözleri vardır ki, oraya başı dik gidilmelidir. Ve sen onların kardeşisin. Ve bir titrek adımla bile onları zayıf düşürmemelisin" diyen, Çekoslavak Komünist Parti Üyesi olan ve Eylül 1943'de Naziler tarafından idam edilerek katledilen yazar Julius Fuçik.
Çember, insanlığının kalesi...
Marucio, Fuçik gibi önündeki duvarı bir sinema perdesi yapar, duvar sinemasını varederek yaşama sarılır... Onun hayalinde yarattığı duvar sineması, bizim gözlerimizin önündedir oyunda. Kimler geçmez ki o duvardan. Bruno, Galileo, Rosenberg'ler, ABD'deki idamlar... Marucio, burada, saldırının insanlığına karşı yapıldığını düşünür ve insanlığını testten geçirir. Burası onun işkencecilere karşın insanlık direnişinin kalesidir.
Hücrede buluşma
Marucio, cezaevine girişinden beş yıl sonra ilk kez hastaneye götürülmek üzere dışarı çıkarılır. Cezaevi aracının küçük penceresinden gördüklerine inanamaz. İki hafta sonra cezaevine geri döner, dönüşü sevinçlidir. Hücresine üç arkadaşı gelmiştir. Tanıdık olan bu yüzler karşısında ne diyeceğini bilemez, konuşur; yıllardan sonra ilk defa, mermi hızıyla. Marucio'nun mekanı değişmiştir; hücre 12 metrekare olmuştur, yanında bir ressam, bir yazar ve bir müzisyen arkadaşı vardır artık. Ama onun ve arkadaşlarının hücrede karşılaştıkları baskılar azalmamıştır. Açlık, soğuk, işkence devam eder. Hücredekilerin üçü ölüm orucuna başlar. Marucio, onların ihtiyaçlarını karşılamak için ölüm orucuna başlamaz. Arkadaşlarının gözü önünde yavaş yavaş eriyişine tanık olur. Ölüm orucunu kafasında sorgular, onların eriyerek ölümüne isyan duyar. Bir gün arkadaşlarıyla bir karar alırlar: "İçimizden biri sağ kalırsa bu yaşadıklarımızı herkese anlatsın." Kalan Marucio olur. O, heyete, yani bizlere tanık olduklarını anlatandır.
İnsansal dramı yakalamak
Zafer Diper, 15 yılın ardından ilk defa tek kişilik bir oyun hazırladığını, bu oyunu seçmesinin nedenininse oyunun metni olduğunu belirtiyor. Bir yılı aşkın bir süredir büyük bir titizlikle oyun üzerinde çalıştıklarını söyleyen Diper, oyunda anlatılanların Türkiye'de de, Latin Amerika'da da, cunta dönemlerinde yaşanıldığını ifade ediyor. Önemli olanın yaşanan bu olayların içinde varolan o insansal ve toplumsal süreci, insansal dramı yakalayabilmek olduğunu söyleyen Diper, oyunun Türkiye'de yaşanan cezaevi olaylarıyla çakışması adına bir şey yapmadıklarını belirterek, "Oyun Kasım'ın sonlarına doğru hazırdı. Biz o zaman sahnelemeyi düşünüyorduk. Ama o zaman ölüm oruçları yeni başlamıştı ve biz bunu uygun görmedik" diyor.
Sağ kalanın, tanıklığını konu eden "Ölüm Uykudaydı", Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi'nde 26 Ocak'ta sahnelenmeye başlayacak.
www.evrensel.net