EMEP

EMEP'ten birlik ve ortak mücadele çağrısı

'IMF programı karşısında halkın ekonomisini ve demokratik ihtiyaçlarını, taleplerini gözeten bir program taslağını tartışmaya açıyoruz. Geliştirilecek, yeniden düzenlenecek bir taslak bu.'

EMEP'ten birlik ve ortak mücadele çağrısı
Şengül Karadağ
IMF programı, hükümet tarafından, faturası halka çıkan ekonomik ve siyasi krizlerle yürütülmeye devam ederken, emek cephesinde 1 Aralık sonrasında yaşanan durgunluk ve dağınıklığı aşmaya yönelik hareketlenmeler yaşanıyor.
THY, Tekel ve Telekom işçilerinin özelleştirmeye karşı mücadenin örgütlenmesi çabaları, KESK üyesi kamu emekçilerinin soruşturmalara karşı ve taleplerini yeniden dile getirmek amacıyla başlattıkları eylemler, on binlerce tekstil işçisinin grev aşamasına gelen grup sözleşmeleri ve kamu kesiminde yüzbinlerce işçiyi ilgilendiren toplusözleşme görüşmelerine yönelik hazırlıklar, yükselen işgüvencesi ve insanca yaşam talepleri... Bütün bunlar bu hareketlenmenin birer parçası olarak ama ayrı ayrı duruyor.
Emeğin Partisi (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel, emekçi sınıflar içindeki bu kargaşa ve sorunları aşmak için girişilen çıkış yolu arayışları içinde, geçtiğimiz hafta içinde çeşitli siyasi partiler, sendikalar ve kitle örgütlerinin yöneticileriyle bir dizi görüşme yaptı. Onlara ülkenin içinde bulunduğu durum, emekçi sınfların hak ve özgürlük mücadelesinin sorunları, partiler, sendikalar, kitle örgütlerine düşen rol ve EMEP'in yapmak istedikleri konusunda bilgi verdi, görüş alışverişinde bulundu.
Emek Platformu içerisinde yer alan Hak-İş, DİSK, KESK, TMMOB, TTB ile ÇHD, İHD, HADEP ve ÖDP ile görüşmeler gerçekleştiren Levent Tüzel'le; partisinin içinde bulunulan döneme ilişkin çabaları, parti, yaptığı görüşmelerden edindiği izlenimler ve bundan sonraki faaliyetlerinin ne olacağı üstüne görüştük.
Bu ay içinde Emek Platformu'nu oluşturan bazı örgütler ile bazı siyasi partilere ziyaretler gerçekleştirdiniz. Ziyaretlerinizin amacı neydi?
- Ziyaretlerin amacı; ülkeyi ve halkın geleceğini giderek daha çok tehdit eden IMF programına karşı en geniş güçbirliğini oluşturmaya dönük görüşlerimizi bu partilerle, sendikalarla, konfederasyonlarla paylaşma idi.
Bu görüşmelerde, ülkenin içinde bulunduğu durum ve bunda IMF'nin rolüne ilişkin hemen herkesin bizimle aynı tespitleri yaptığını gördük. Yani hükümetin 2000'de uyguladığı ve 2001'de de devam edeceğini açıkladığı anlaşma ve "niyet mektupları" çerçevesinde, ülkenin hızla bir yoksullaşma sürecine girmesi, enflasyonla mücadele iddialarının boşa çıkması, işsizliğin artması, özelleştirme programının hızlandırılması, tarım kesiminde üretici köylülüğün haklarının verilmemesi ve burada IMF'nin dayattığı reformun sonuçları, vergi adaletsizliği, zam politikaları, özellikle son enerji ihalelerindeki yolsuzluklar, banka boşaltmalar ve borsaya müdahaleler, yani halktan, emekçiden alınanın büyük sermayeye, yabancı sermayeye aktarılmasıyla ülkedeki gelir uçurumunun giderek derinleşmesi, adaletsizliğin daha da artması... Bütün bu konularda, görüştüğümüz örgütlerin yöneticileri çok yakın görüşler ifade ettiler.
Peki bunun karşısında ne yapılmalı? Burada daha çok, işçi ve emekçi hareketinin, Emek Platformu'nun zayıflıkları, zaafları dile getiriliyor. 1 Aralık öncesinde ve 1 Aralık'taki hükümeti protesto gösterilerinin, memur maaşları, zorunlu tasarruflar, özelleştirmelerin durdurulması gibi taleplerle gerçekleştirilen gösterilerin lokal oluşu, halkın diğer kesimleriyle daha fazla birleşip güçlü eylemlere dönüşemeyişi ya da bir istikrar ve karalılık gibi özellikler bakımından taşınan zaaflar, eylemlerin gerekli etkiyi bırakmaması gibi zayıflıklar dile getirildi, paylaşıldı.
Gidişata ilişkin sizin öneriniz ne oldu?
- Partimizin önerisi; bugün hükümete, siyasi iktidar çevrelerine egemen güçlere yön veren IMF programı karşısında, bunun mağdurları olan, bu politikalarla daha da yoksullaşan, sosyal kazanımları birer birer ellerinden alınan, örgütlülüklerinin dağıtılması hedeflenen işçi, kamu emekçisi, köylü, esnaf, serbest meslek sahipleri, (mühendis, doktor, avukat, muhasebeci vb.) yani büyük sermaye dışında ezilen tüm kesimlerin, birleşik hareketini ortak bir program etrafında örgütlemek ve birlikte hareket etmeyi sağlamak. Tek tek siyasi partilerin, tek tek sendikaların, meslek örgütlerinin bu uluslararası destekli sermaye saldırısının karşısında durmasının mümkün olmadığı ortada. En geniş cephenin bir araya getirilip yaşama, siyasete, ekonomik gidişata ve ülkenin yönetimine müdahale etmesi zorunlu. Bunun için böyle bir programı öneriyoruz. Bu ifade edildi ve tepkiler genellikle olumluydu.
Bu olumluluğun hangi alanlarda olduğunu söyleyebilir misiniz?
- 57. hükümetle birlikte; aslında 24 Ocak Kararları'ndan bu yana hayata geçirilmeye çalışılan politikalarda; serbest piyasa, devletin ekonomiden el çekmesi ve küçülmesi, yerli ve yabancı sermayeye istediği gibi hareket imkânı sağlanmasına dönük önemli gelişmeler yaşandı. Özelleştirme bir Anayasa maddesi haline getirildi. Ülke, "uluslararası tahkim"in sultasına sokuldu. Yeni vergi düzenlemeleriyle finans ve ranttan kazanan kesimlere vergiden muafiyet başta olmak üzere birtakım muafiyetler tanındı... Yani 2000 yılına ülkenin geleceği ve emekçilerin çıkarları bakımından asıl damgasını vuran; özelleştirme, işçilerin, halkın kazanımlarının tasfiyesine dönük hazırlıklar oldu. Bu yüzden de 2000 yılına bir 'operasyonlar yılı' denilecekse; emek ve ülke düşmanlığı için yapılan 'operasyonlar yılı' olarak adlandırmak daha gerçekçi olacaktır.
Bütün bunlar aslında, emek örgütlerini fazlasıyla rahatsız etti ve onları, sermayenin saldırılarına karşı bir çaba ve arayış içerisine soktu. Yıl boyunca, kimi yerde özelleştirme, kimi yerde işçi kıyımı, kimi yerde ücret anlaşmazlığı nedenli eylemler yapıldı. Nihayet yılın son üç ayı; yatırımı düşünmeyen, küçülmeyi ve yoksullaşmayı hedefleyen ve faiz ödemelerini gözeten bir bütçeye karşı tüm Türkiye çapında bir eylem süreci yaşandı. Bunun zirvesi, 1 Aralık genel işbırakma eylemiydi. 1,5 milyona yakın memur, işçi işbıraktı; 500 bin dolayında emekçi ülke sathında alanlara çıktı.
Gidişatın bu yönüne karşı farklı değerlendirmeler var mı?
- Bunları örgütleyen, bu çalışma içerisinde yer alan konfederasyonların, diğer meslek örgütlerinin yaşanan gelişmelere ilişkin farklı değerlendirmeleri yok. Ancak, mücadele cephesindeki zayıflıkların nasıl aşılacağı konusunda ve somut kazanımlar elde edilememesi ve IMF programının bunca tepkiye rağmen devam etmesi nedeniyle tabanda gelişen bir güvensizliğin ifade edilmesi de sözkonusu. Ortaya çıkan sonuçlara yol açan nedenler konusunda farklı yaklaşımlar olacaktır, ama bunları tartışmak bugünün sorun değil. Yine IMF'nin hamiliğinde yürütülen programın uygulanmasının önlenebilmesi için ortak bir eylem hattı geliştirmek için görüştüğümüz herkes fikir birliği içinde.
Emek Platformu içerisinde Türk-İş'in üst yönetiminden şikâyet var. Şimdiye kadar yapılan eylemlerin sonuçlarının Bakanlık ve hükümet çevresinde eriyip gittiği, buralarda çözüm arandığı ve yılın son çeyreğindeki eylemler sırasında genellikle kamu emekçilerinin işçi sendikalarının örgütlü olduğu konfederasyonlar tarafından yalnız bırakıldığı gibi sorunlar dile getiriliyor. Elbette hareketin böyle bir sıkıntısı var ve bundan sonra da bu problemle uğraşmak zorunda kalacağımızı biliyoruz.
Sözü edilen sıkıntıları aşmanın yolu nedir?
- Biz bu sıkıntıyı aşmanın ve emekçi hareketine bir istikrar ve kazanımlar sağlamanın yolunun fabrikalarda, semtlerde, mahallelerde, halkın doğrudan talepleri için harekete geçtiği, çalışmalarda bulunduğu ve bağlı oldukları çeşitli örgütleri harekete geçirici bir rol oynamaları yönünde örgütlemekten geçtiğini düşünüyoruz.
Partimiz özellikle 2000 yılının Kasım ve Aralık aylarında Meclis'te bütçe görüşmeleri yapıldığı dönemde böylesi bir kampanya örgütledi. İşçi toplantıları, ev toplantıları, köy gezileri gibi çeşitli etkinlikler düzenledi. Buralarda bugüne kadar düzen partilerine oy vermiş ama neticede IMF politikalarından mağdur olmuş halk kesimlerinin bir arayış ve harekete geçme arzusu içerisinde olduğunu çok açık biçimde gördük. İşçi sendikalarının çeşitli kademelerinde yer alan, gidişattan ve sendikal bürokrasinin uzlaşmacı taktiklerinden usanmış, daha mücadeleci bir çizgide hareket etmek isteyen sendikacıların olduğu da bir gerçek. Bunların azımsanmayacak bir etkiye sahip olduğunu, sayılarının az olmadığını biliyoruz. Dahası şubeler ve temsilcilikler düzeyindeki hareketlenmelerin daha da etkili olacağını, bunun da sendika üst yönetimlerinin en azından bir bölümünü hareketlendireceğini, daha önceki dönemlerden dolayı tahmin etmek güç değil.
Hareketi geri çeken odakları etkisizleştirmek için koşullar elverişli midir?
- Elbette öyledir. Ama, özellikle bizim gibi partiler başta olmak üzere emek ve demokrasi mücadelesi içerisinde yer almış güçlerin, daha fazla birlikte hareket etmesi ile hareket içinde yer alan geri çekici etkenlerin başarısız kalması için koşullar çok uygundur. Eğer bugün; böyle bir mücadelenin gereğinden söz eden partiler, sendikalar, kitle örgütleri ortak bir çaba içine girerlerse; ileride kurulan ve kurulma çabaları hayli zamandır süren sendikal platformlar, emek platformunun yerel dayanağı olacak değişik platformların hızla güç toplayıp etkinliklerinin arttığı görülecektir. Çünkü ülkedeki koşullar, emekçilerin içinde bulundukları arayış ve mücadele etmeyi kışkırtan etkenler, bir birleşik emekçi eylemini, genel grev ve genel direniş hattına ilerleyebilecek emekçi eylemini işaret etmektedir. Bu nedenle de hareketin içinde yer alan, ama onu geri çekici rol oynayan odakların etkisinin daha kolay kırılacağını söyleyebiliriz.
Girişimleriniz şu anda ne aşamada?
- Şu ana kadar Emek Platformu içerisinde yer alan Hak-İş, DİSK, KESK, TMMOB, TTB ile görüştük. Türk-İş'le görüşme talebimiz oldu ama henüz bir yanıt gelmedi. ÇHD, İHD gibi kuruluşlarla, siyasi partilerden HADEP ve ÖDP ile görüşmeler yapıldı.
Bir yandan ziyaretlerimiz devam edecek, bir yandan da IMF programı karşısında halkın ekonomisini ve demokratik ihtiyaçlarını, taleplerini gözeten bir program taslağını tartışmaya açmak ve geliştirmek üzere bu örgütlere ulaştıracağız. Bu, yeni önerilerle yeniden düzenlenecek bir program taslağı. Hazırladığımız taslağı gidemediğimiz örgütlere de ulaştıracağız. Saldırı programından mağdur olan önemli bir kesim de köylülük ve esnaf. Ziraat Odaları, Esnaf ve Sanaatkârlar Odaları'na da gideceğiz.
Herkesin kendi kuruluş amacına ve politikalarına uygun bir programı mutlaka var. Ama bugün, en acil konular üzerinden birleşebileceğimiz bir program olacak bu. Aksi takdirde ne ülkenin yeni maceralara sürüklenmesi, ne bu yoksullaşma tablosunun değişmesi, ne de parlamentoda gerçekten halkın taleplerini savunan temsilciler görmek mümkün olacak.

SÜRECEK
www.evrensel.net