ABD

ABD'de kriz çanları çalıyor

Uzmanlar ve uluslararası iktisat analizcileri, ABD ekonomisinin 2000 yılının son aylarında başlayan "tehlikeli gidişatı" karşısında paniklemekte haklılar.

ABD'de kriz çanları çalıyor
Haber Analiz - Bahadır Özgür
Dünya ekonomisinde krizlerin sıklaşan aralığı, uzmanları tedirgin ediyor. 1997 Asya ve 1998 Rusya krizleri; bütün dünya ekonomilerini bir şekilde etkileyen süreçler olarak gelişti. Bu ikisinin yanına petrol fiyatlarındaki yükselişi de eklersek, son beş yıldır neredeyse krizsiz yıl yok gibi. Üstelik bölgesel ve tek tek ülkeler bazındaki (Türkiye gibi) krizleri bu tabloya dahil etmiyoruz. Ancak bütün bu krizlerin en tehlikelisi kuşkusuz henüz doğum aşamasında. Herkesin kafasında aynı soru var: ABD krizi kapıda mı?
Uzmanlar ve uluslararası iktisat analizcileri, ABD ekonomisinin 2000 yılının son aylarında başlayan "tehlikeli gidişatı" karşısında paniklemekte haklılar. Meşhur deyimle, "ABD hapşursa dünya nezle olur" ve bu durumun düşüncesi bile küreselleşme ve yanlıları açısından bir korku filmi senaryosundan farksız. Bütün spekülatif yaklaşımlar bir tarafa belirtiler, bu filmin yakında vizyona gireceğini gösteriyor.
Yapısal sorunlar yine karşımızda
ABD'nin krize girmesi sermaye birikim rejiminin yapısal sorunlarıyla bizi bir kez daha yüz yüze getirecek. Üstelik bu yüzleşme, Asya veya Rusya krizlerinden daha çarpıcı olacak. Çünkü teknolojik gelişmelerin üretici güçler üzerinde belirleyici, hatta dönüştürücü bir etkisi olduğu yönündeki tezlerden hareketle ortaya atılan "yeni ekonomi"nin vatanı ABD'dir. Ve bir kriz aynı zamanda son on yıla damgasını vuran "yeni tezler"in de pratik olarak iflasını ilan etmesi anlamına gelecek.
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütüne (UNCTAD) göre, dünya ekonomisinde iki büyük ekonomik güç cebelleşiyor. Bir yanda enformasyon ve iletişim teknolojisindeki atılımlarla kendini hissettiren "yeni ekonomi" dünyanın en yoksul ülkeleri dahil insanlığa umut vaat etmeyi sürdürüyor.
Diğer yanda ise küreselleşmenin getirdiği istikrarsızlık ve bilinmezliğin ekonomik büyümeyi tehdit etmesi. Şu ana kadar bu gerilimli ortamdan en kârlı çıkan ABD oldu. Şöyle ki; hem yeni teknolojilerdeki öncülüğü, üretkenliğini, buna bağlı olarak büyüme temposunu hızlandırdı, hem de finansal krizlerin sıcak parayı korunaklı liman arayışına yöneltmesi sonucunda cari açığını kolaylıkla finanse edebildi.
Üstelik krize giren ülkelerin can havliyle ihracata yüklenmeleri sonucu ucuz ithalat sayesinde yüksek büyümeyi, enflasyonu sıçratmadan sürdürebildi. Yeni teknolojilerin verimliliğe etkisinin AB ve Japonya dahil dünyanın büyük bölümünde sınırlı kalması, "dijital bölünme" deyimini ekonomi jargonuna hediye etti.
Yeni ekonomi hayali suya düştü
Dünyadaki gelişmeler "yeni ekonomiye" bağlanırken, eşitsizliğin kaynağı da "dijital bölünme" gibi bir labaratuvar kavramıyla açıklanıyor. Ancak ABD'deki gelişmeler teknolojinin birikim rejiminin sorunlarını çözüp çözemediğini de tartışmaya açmış durumda. Yeni ekonominin aptalca bir iyimserlik olduğunu söyleyen Washington Post yazarı Robert J. Samuelson, "Yeni ekonomi, 2000 yılında eskidi. İnsanlar, eski dersleri bir kez daha öğrendiler" diyor. (Evrensel, 7 Ocak 2001) Ve Samuelson'un şu tespiti yeni ekonomi tartışmasına da noktayı koyuyor:
"İnsanların, yeni teknolojilerin sonuçlarını öngörebileceği, bu teknolojilerin ticari başarı kazanmasının önüne geçilemeyeceği varsayılıyordu. Ama her iki varsayım da, gerçekçi olmaktan uzaktı. Teknolojinin getirdikleri, ne yeni bir ekonomi yarattı, ne de ticari döngüyü ortadan kaldırdı. Teknoloji, hep ilerliyordu zaten. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, verimlilikteki artış daha fazlaydı. Ama bu aynı dönem içinde 5 durgunluk yaşanmasını önleyemedi. Amerika, spekülatif bir çılgınlığın sonuna gelmiş bulunuyor. Belirsizlikler ve riskler çoğalıyor, yeni ekonomi vaadiyle dalga geçiyorlar. Yeni ekonominin öldüğü söylenemez, çünkü zaten hiç doğmamıştı. O bir ruh haliydi ve hiçbir uyarıda bulunmadan, geçip gitti."
Bildik kısır döngü
Yorumcuların buluştukları ortak nokta Samuelson'la aynı olmasa da bir yerde anlaşıyorlar; o da ABD'de krizin adım adım geldiği. Nitekim ABD'de üçüncü çeyrek büyüme hızı yüzde 2.4'e gerilerken, işsizlikte artış bekleniyor, dayanıklı tüketim maddeleri siparişlerinde yüzde 5.6'lık düşüş gözleniyor. Sorun bu gidişatın sonunda yumuşak iniş mi başarılacak, yoksa resesyon, hatta depresyonun yaşandığı sert bir inişle mi karşılaşılacak. Amerika'da özellikle enformasyon teknolojisine yapılan büyük yatırımlar prodüktivite artışını hızlandırdı ve böylelikle enflasyon aşağı çekilebildi. Artan kârlar sayesinde hisse senedi fiyatları da tavana sıçradı; sermaye maliyeti düştü, yatırımlar ivmesini korudu. Hızlı büyüme doları güçlendirdi; bu da enflasyonun ve faizlerin düşük düzeyleri korumasına katkıda bulunarak büyümeyi destekledi. 90'lı yıllara damgasını vuran işte bu saadet zinciriydi.
Şimdi merkez üssü ABD olmak üzere ekonominin dengelerinin bir anda tepetaklak olabileceği yönündeki düşünceler arttı. Borsalardaki bir satış dalgasının güveni zedeleyeceği, böylelikle yatırımlardaki gerileme, prodüktivitede düşüş, kârlarda aşınma; dolayısıyla borsalarda biraz daha gerileme şeklindeki kısır döngünün yaşanabileceği endişeleri var. Prodüktivitedeki gerileme, birim emek maliyetlerini, o da enflasyonu artırınca Merkez Bankası'nın faizleri aşağı çekme silahını kullanmasının da zorlaşacağı belirtiliyor. Sonunda ekonominin tepeüstü çakılabileceği tezlerinin pek de yabana atılmaması gerektiği vurgulanıyor.
www.evrensel.net