Roman ve tiyatroda sokak çocukları

Uzmanlar ailelerinin baskısı ile sokakta geç saatlere kadar mendil, ciklet, çiçek satan ve ailesinin yanında yaşayanları sokak çocuğu saymıyor.

Roman ve tiyatroda sokak çocukları
Sennur Sezer
Sokak çocukları, kimlerdir? Hani şu sokaklarda sık sık rastladığımız bir şeyler satan, araba camları silen ya da tiner çekip "uçmuş", yeri yurdu bellisiz çocuklar. Uzmanlar bu çocukları ikiye ayırmayı seçiyor, ailelerinin baskısı ile sokakta geç saatlere kadar mendil, ciklet, çiçek satan ve ailesinin yanında yaşayanları sokak çocuğu saymıyor. Sokak çocukları, ailelerini terk etmiş çocuklar. Bir çoğu büyük şehirlere göçenler arasından çıkıyor. Göçülen büyük şehirden İstanbul'a kaçan da var. Şehrin tehlikeleri içinde olup da, ailesinin yanında yaşayanlar arasından bütünüyle özgürlüğü seçenler hesaba alınmıyor. Önce bally, tiner koklayarak sonra esrara hapa saparak süren uyuşturucu alışkanlığında, yaşadıkları güçlüklerle başetme isteği yatıyor. Devletin bu çocukları koruma altına alacağı bir kurum da görünmüyor ortalıklarda. Dış göçle Türkiye'ye gelmiş, devlet kurumunda 18 yaşına kadar barınmış, öğrenciyken büyüdü diye sokağa bırakılmış Yusuf Kulca'nın başını çektiği bir dernek, Sokak Çocukları Derneği, bu konuyla ilgileniyor. Şimdi bir de Umut Çocukları var kurumlaşan. Kendi isteğiyle gelen çocukların uyum gösterenlerini okutan. Bir anda dört ya da beş konservatuar öğrencisi çıktı aralarından.
Bu konu, Neşe Erçetin Atakan'ın Sabaha Az Kala oyununda işlenmiş. Canan Erçetin'in oyunu iyi niyetli bir oyun, sokak çocuklarının da insan olduğunu, bu çocuklar için kurulmuş kurumun desteklenmesi gereğini vurguluyor. Oyun Şehir Tiyatroları'nın Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde oynanıyor. Bir toplumsal olayı doğru yorumlamaya iyi niyet yetmiyor elbet. Evini terk eden çocukların karşılaştıkları kötü olaylar, işkenceye varan dayak ve cinsel tacizle özetleniyor nerdeyse. Yoksulluk, büyük şehrin televizyonlara yansıyan pırıltısı yok. Arada, her ailenin bakabileceği kadar çocuk yapmasının, zenginlerin eğitime para ayırmasının önemi bile vurgulanıyor. Sorunun kaynağı buymuş gibi. Okulun, vatandaştan istediği katkı payı yok sanki.
İlginç bir raslantı olarak Adnan Binyazar'ın Masalını Yitiren Dev'i de bu günlerde yayımlandı. Adnan Binyazar kendi geçmişinden yola çıkarak bir başka tür sokak çocukluğunu anlatıyor. Çalışmak için bir ustanın yanına veriliş. Sonra bırakıp gidiliş. Diyarbakır'da İstanbul'da suçun yanıbaşında mahallelerde, bırakılmış evlerde, çöplüklerde geçen bir çocukluk. Nüfus kâğıdı olmayış. Kimliğine, geç çıkartıldığı için ya da gereğince ilgilenilmediği için nesebi belirsiz (yasadışı, piç) notunun işlenmesi. Çaresiz, sevecen anne, yeni eşler bulmuş, ikide bir oğullarını yanına aldırıp çalıştıran alkolik baba.
Adnan Binyazar'ı tehlikelerden, okuma yazma bilişi, kitapları sevişi korumuş. Köy Enstitüleri'nin varlığı meslek sahibi etmiş. Bugün bir tek Umut Çocukları bu işe yeter mi?.
Güney Amerika'da ve Türkiye'de sokak çocukları artık gözden kaçırılamayacak bir olgu. Temelinde üvey ana, baba cinsel taciz kadar ailenin eğitim düzeyinin düşüklüğü, geçim darlığı, dayak var. Program dergisinde Neşe Erçetin Atakan önemli bir olgunun da altını çiziyor:
"Özellikle Doğu, Güneydoğu Anadolu'dan büyük şehirlere göç eden, çoğu fakir, çok çocuklu ailelerden gelen bu çocukların sayısı her geçen gün daha da artıyor."
Peki çaresi ne? Sabaha Az Kala'nın açılışına gelen devlet bakanının söylediği "Herkesin elini taşın altına koyması mı?" Çocuklar kimin vatandaşı?
Oyunun açılış şarkısını bir kez daha anımsamak gerekli:
"Sokak çocukları nerden gelirler, nereye giderler
Günün sonunda neler görürler, bir lokma ekmek için her şeyi verirler
Korkuyu açlığı böyle yenerler. Bir lokma ekmek için her şeyi verirler.
Çocuklar evden uzaksa açsa yalnızsa, ıslak sokaklarda karanlığa koşarlar."
www.evrensel.net