Sivil toplumcu Yeniçeri!

Sivil toplumcu Yeniçeri!

Osmanlı'ya saray hareminden bakan "tarih romanı" furyası içinde tarihçi Reha Çamuroğlu'nun roman tarzında yazdığı bir inceleme olan "Son Yeniçeri", farklı tezi ile ayırdını koyuyor.

Sivil toplumcu Yeniçeri!
Mustafa Kara
Osmanlı İmparatorluğu'nun 700. kuruluş yıldönümünün kutlandığı yıllar, bir "Osmanlı romanı" furyasını da beraberinde getirdi. Mistisizm batağına saplanan bu "harem" merkezli roman bolluğu içinde Reha Çamuroğlu'nun "Son Yeniçeri"si, roman tarzında yazılmış bir tarih incelemesi olarak, Osmanlı tarihine resmi tezin ötesinde farklı bir bakış açısı sunuyor. Yeniçeri Ocağı'nın son 50 yılını roman tarzında anlatan bu kitap, "Osmanlı'nın çöküşünün günah keçisi" ilan edilen Yeniçeri Ocağı'nı, Osmanlı'da modernleşme düşüncesinin yeşerdiği bir kurum olarak ele alarak, modernleşmenin tarihini tazminattan daha öncelere çekiyor.
Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu olan ve zihniyet tarihi ve İslam hederodoksisi üzerine çalışmaları ile tanınan Reha Çamuroğlu'nun "Son Yeniçeri"si, 10 yıllık bir araştırmanın ürünü. "Doğan Kitap" tarafından yayınlanan kitapta, 1870'li yıllarda Osmanlı'ya esir düşen bir Rus köylüsünün yaşadığı değişim ve tanıklıklarından yola çıkılıp, Padişah fermanıyla binlerce insan öldürülerek Yeniçeri Ocağı'nın yok edildiği 1826 yılına kadar geliniyor.
Takvimler tarihin "Vaka-i Hayriye" (Hayırlı olay) diye andığı bu kanlı sona dönerken, eski Rus köylüsü Michaul oğlu Petru, yeni yeniçeri "Sarı Abdullah"ın ve onun efendisi-ev sahibi yeniçeri zabiti Arif Ağa'nın oğlu Sabit'in ağzından Yeniçeri Ocağı'nı tüm ayrıntıları ile betimleniyor.
19. yüzyıla devrolan İstanbul
"İnsansız tarih yazmaya hep alerji duydum. İnsanların duygularının, ruh hallerinin tarihte çok önemli olduğunu düşünüyorum" diyor Çamuroğlu bir ropörtajında. Onu bu tarihi incelemeyi "roman" tarzında yazmaya iten de bu. Romanın kurgusu içinde önce Yeniçeri Ocağı'nı tanıyor okur, özellikle de okul kitaplarının yazmadığı yönleriyle. Yeniçeri Ocağı, Bektaşi dervişleri, İstanbul'un yapısı, İstanbul halkı ile ocağın bütünleşmesi, gelenekler, olumsuzluklar ve daha pek çok ayrıntıyı, esir düşen Rus köylüsüyle birlikte öğreniyor. "Sarı Abdullah" evin içinden başlayarak, sokaklara, yeniçeri üssü Yeni Odalar'a, oradan da diğer İstanbul semtlerinde açıldıkça 18. yüzyıldan 19. yüzyıla devrolan İstanbul okurun gözlerinde canlanıyor. Osmanlı'nın yönetim yapısı, iktidar erkini paylaşan güçler, bunlar arasındaki çıkar çatışmaları ve tüm bunlar içinde Yeniçeri Ocağı'nın yerini anlatıyor "Son Yeniçeri". Bektaşilik de kitapta oldukça geniş bir yer buluyor kendine. Yeniçerilerin tümünün resmen Bektaşi olduğu bir dönemin İstanbul tavsiri içinde de Bektaşi gelenekleri, inançları önemli bir yer tutuyor.
Osmanlı'da yenilik arayışı
Reha Çamuroğlu, dönemin Osmanlı'daki temel tartışma olan "yenilik" konusunda resmi tarih kitapları ile taban tabana zıt bir görüş ileri sürüyor. "Son Yeniçeri"de, her yeniliğe "İstemezük" diye kazan kaldıran değil, aksine yeni fikirlerin, hatta bu arada Cumhuriyet fikrinin, yeşerdiği bir Yeniçeri Ocağı anlatılıyor. Fransız devrimi ile aynı döneme denk gelen süreç, Yeniçeri Ocağı'nda görev alan Fransız subayları eliyle "Cumhuriyet-Yeniçeri" yakınlaşması doğuruyor, Çamuroğlu'na göre.
"Yenilik" deyince ağırlıklı olarak akla gelen, "askeri teknoloji" alanındaki yenilikler. Ancak, saray ile ocak arasındaki yüzyıllardır süren kimi zaman açık, kimi zaman gizli "çatışma"nın yarattığı güvensizlik, her yeniliğin, hatta savaş kararının dahi kuşkuyla değerlendirildiği bir kaos ortamı yaratıyor. Bu ortama, dönemin Yeniçeri Ocağı'ndaki yozlaşma, bozulma ve başıbozukluk da eklenince ortaya birbirini yok etmek için fırsat kollayan iki devlet kurumu; Osmanlı Sarayı ve Yeniçeri Ocağı çıkıyor. Ulema, İstanbul halkı, esnaf, gayrımüslimler gibi kesimler de, bu çatışmanın kâh bir tarafında, kâh öbür tarafında duruyorlar.
Yenilikçi olan kim?
Tüm bu sürece, roman tarzında yazmayı yeğlemenin bilinçli bir sonucu olarak, yeniçerilerin gözüyle bakıyor Çamuroğlu. Vardığı sonuç ise, Yeniçeri Ocağı'nın Osmanlı'nın o dönemi bir bir "değişim" ve "ilerleme gücü" olduğu. Hatta, bir adım öteye gidip, "sivil toplum gücü" tespiti yapıyor Reha Çamuroğlu. Bunu da, ocağın büyük çoğunluğunun esnaflık, işçilik gibi işlere bulaşması ve bir dönem evliliğin, çalışmanın yasak olduğu "profesyonel ordu" kimliğindeki ocağın halklaşmasına dayandırıyor.
İlginçtir, bu durum bir yanıyla ocağın asker kimliğinin zayıflaması ve özünü yitirmesi, yozlaşmasının nedeni olarak da eleştiriliyor kitap boyunca. Halkı saraya karşı koruyan "sivil toplum gücü" tespiti, Padişah'ın sınırsız imtiyaz verdiği Batılı tüccarlara gümrük koymak, vergilere karşı esnafı savunmak gibi öğelerle destekleniyor.
Modernleşmenin 'sivil' yanı
Çamuroğlu, "Batıya sınırsız kulluk niyetindeki padişahın, ocağı bunun önünde büyük bir engel görmesi"nin Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılmasının temel nedeni olduğunu savunuyor. Özellikle "Vakayi Hayriye" sırasında Sancak-ı Şerif'in çıkarılmasını ve müslüman halkın bu sancak altında dinsizlere karşı savaşa çağrılmasını, kimin yenilikçi kimin gerici olduğu sorusunun net bir yanıtı sayıyor Reha Çamuroğlu.
Reha Çamuroğlu, bu düşüncesini bir ropörtajında şöyle anlatıyor:
"Eğer bunlar olduğu gibi yazılsaydı o zaman tarihçiler yeniçeriler için 'bir takım yenilik hareketlerinde bulundukları için yok edildiler' demek zorunda kalacaklardı. Batılılaşma tarihimizde tepeden inme modernizasyon yöntemleri meşrulaştırılmak istendiği için bu yapılamazdı. Yeniçerilerin modernize talepleri, güçleri kabul edilirse eğer, o zaman sivil halkın modernize talepleri olduğu kabul edilmiş olur ki, bu da resmi tarihçilerimizin işine gelmez. O tablo bizim Batılılaşma şablonumuza uymayacaktı".
Roman tarzında yazılmış bir tarihi inceleme olan "Son Yeniçeri", resmi tarihin Yeniçeri Ocağı üzerine bugüne kadar savunageldiği tezlerin tam aksini söyleyen dikkat çekici bir çalışma. Tarih tahrifatçılığı ile mistisizm batağına saplanan "harem" merkezli romanlardan ayırdını da koyuyor.
"Son Yeniçeri" roman tarzında da yazılmış olsa, gerçekçi üslupla betimlediği dönemin Osmanlı'sından bugüne sonuçlar çıkarıyor; "Türkiye'nin modernleşme tarihinde bir dönüm noktası" dediği "Vakayi Hayriye"yi irdeliyor.
Bu özellikle "Son Yeniçeri"yi üzerinde tartışılmaya değer bir roman-inceleme olarak karşımıza çıkarırken, tarihçi-yazar Reha Çamuroğlu bu kitabın bir üçlemenin ilk kitabı olduğunu ekliyor. İkincisi "Kalem Efendisi", üçüncüsü ise "Komitacı" olacak bir üçleme bu.
www.evrensel.net