Orhan Kemal'le müzesinde buluşmak

Eserlerinde toplumculuğu seçen birçok yazarın göz ardı edildiği bir dönemde, Orhan Kemal ile ilgili bir kültür kompleksi oluşturuldu.

Orhan Kemal'le müzesinde buluşmak
Sinan Gündoğar
Behçet Necatigil'in "Kitaplarda Ölmek" adlı bir şiiri vardır. Sanatçıların ölümlerinden sonra, çoğunlukla antolojilerde, ansiklopedilerde sadece ölüm ve doğum tarihleriyle anıldıklarını işleyen ve buna duyduğu sitemi yansıtan:

"Adı
Soyadı
Açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl bitti.
Kapanır parantez"
Ancak Necatigil, bu şiirinde sadece olanı değil, olması gerekeni göstermekten geri durmaz. Öyle ya, birçoklarının sadece doğum ve ölüm tarihleriyle sınırlandırdığı sanatçıların yaşamlarının da olması gereklidir. Bunu da, şiirin devamında vurgular:

"Parantezin içindeki çizgi
Ne varsa orda.
Ümidi, gözyaşı, sevinci
Ne varsa orda.
O şimdi kitaplarda
Bir çizgilik yerde hapis.
Hâlâ mı yaşıyor
Korunamaz ki,
Öldürebilirsiniz."
İçinde yaşadığımız koşullarda sanatçıların yaşarlarken sahipsiz kalmaları, dışlanmaları, unutulmaları, ölümlerinden hemen sonra, çeşitli sebeplerden dolayı, (siz bunu çoğunlukla ölümü ticari kazanca dönüştürme kaygısı olarak okuyun) gündeme oturmaları ve sonrasında bir daha hatırlanmamaları olgusuyla çokça karşılaştık. Ancak bunlara karşın sanatçıların gelecek nesillere ulaşmasını sağlamak için güzel şeyler de yapılmıyor değil.
Bu güzelliklerden biri de, Orhan Kemal Kültür ve Sanat Koordinatörlüğü tarafından yürütülüyor. İstanbul Cihangir'de, farklı yönleriyle bir kültür kompleksi niteliği taşıyan bir mekân açıldı. Bunun öncülüğünü yapan da, Orhan Kemal'in ailesi.
Bu oluşum üç ayrı bölümden oluşuyor. İlk girişte, tarihsel serüveniyle İkbal Kahvehanesi'yle karşılaşılıyor. Genelinde, birçok şair ve yazarın bir araya geldiği, özelinde ise, Orhan Kemal'in arkadaşlarıyla, dostlarıyla buluştuğu bir mekân olan İkbal Kahvehanesi'ni andıran bir kompozisyon düşünülerek oluşturulmuş, burası. Mekâna başka bir sıcaklık katan ise, şair ve yazarların Orhan Kemal'e imzalayarak hediye ettikleri kitap kapaklarının fotoğraflarla çerçeveletilmiş bir şekilde duvarlara asılması.
Kahvehaneden geçilerek ulaşılan ikinci yer ise, toplu halde Orhan Kemal'in eserlerinin bulunabildiği ve her zaman için belli bir indirimle okura ulaştırılmasını sağlayan kitap satış merkezi. Burada Orhan Kemal'in kitaplarının yanı sıra, Orhan Kemal'in "Kendi Sesinden Yapıtları" çerçevesinde, bir kaset de yer alıyor. Kasette, Bulgaristan'da yayın yapan Radio Bulgaria'nın 1970 yılında Orhan Kemal'le yaptığı bir röportajın yanında, sanatçının kimi hikâyeleriyle kimi romanlarından pasajlar okuduğu bölümler bulunuyor.
Bu iki mekanın üst katı ise, Orhan Kemal Müzesi'ne ayrılmış durumda. Orhan Kemal Müzesi, onun çalışma odasından, günlük kullandığı eşyalara, özel mektuplarından fotoğraflarına kadar farklı öğeleri içeriyor. Fotoğraflarda kimler yok ki!.. Nâzım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Sait Faik Abasıyanık, Necati Cumalı, Ahmed Arif, Nevzat Üstün.... Bunlarla da bitmiyor fotoğraflar. Orhan Kemal'in birçok romanında, hikâyesinde yarattığı tiplemeleri seçtiği, sosyal yaşantının herhangi bir kesitindeki "sıradan insanlar" da fotoğraflardaki yerlerini almışlar. Ancak özellikle bu fotoğrafların büyük bir çoğunluğunun Ara Güler ve Fikret Otyam tarafından çekilmiş olması, müzeyi gezmek için gelenleri, çok çabuk bir şekilde farklı bir dünyanın içine itiyor. Ayrıca ilk kez aile fotoğraflarından örnekler de kamuya açılmış, müzede.
Müzede, Orhan Kemal'in kitaplarının ilk baskısıyla, onunla ilgili yazılmış olan kitaplardan oluşan ayrı bir bölüm de bulunuyor.
Hapishane köşesi
Müzedeki en ilginç bölümlerden birini de, Orhan Kemal'in neredeyse yaşamının yüzde 10'luk bölümünü geçirdiği hapishane köşesi oluşturuyor. Burada, Nâzım'ın yazdığı bir mektubun yanı sıra, bir yönüyle Orhan Kemal'in yaşamının özetini oluşturabilecek bir mektubu da yer alıyor. Mektupta, ekonomik sıkıntısından, taksitçisine olan borcuna, kitaplarının dağıtımından çocuğuna verdiği ancak gerçekleştiremediği bisiklet sözüne kadar birçok olgunun olması, Orhan Kemal'in eserlerindeki gerçekçiliğin sırlarını da vermektedir.
Asıl adı, Mehmet Raşit Öğütçü olan Orhan Kemal'in adına yapılmış olan bu kültür kompleksinin oluşum hikâyesini, oğlu Işık Öğütçü'den öğreniyoruz: "Biz bunu 30 yıldır düşünüyoruz. Babamın ölüm yıldönümlerinde, Orhan Kemal'in bir müzesinin oluşturulmasından, bütün bilgilerin, belgelerin, kitaplarının bir arada bulunabileceği bir mekandan söz edilirdi. Bu, 2000'li yıllara gelindiğinde ancak gerçekleşti. Onu gelecek kuşaklara ulaştıracak güzel bir çalışmayı hayata geçirdik."
Bu kompleksi oluştururken farklı yönleriyle dünyadaki yazarların müzelerini incelemişler. Ancak bu konuda söyledikleri, hem toplum olarak hem de ülke olarak sanatçılara pek sahip çıkmadığımızı hissettiriyor: "Dünya üzerinde bu tür yazarların müzelerinin çok olmasından hareket ettik. Fransa'da bunun çok örneği görülüyormuş. Kaçıncı kaliteden olursa olsun, bir sanatçı bir mekanda bir kere bile oturmuşsa, belediye ya da toplum örgütleri, oraya bir plaket çakıyorlarmış. Bu, sanatçıya verilen değeri gösteriyor."
Işık Öğütçü'nün, kendi yaşantısındaki hüzünlü bir anısı da, onun bu sitemini destekler nitelikte. İstanbul'da, Maksim Gorki adındaki bir Rus gemisini gördüğünde, etkilendiğini, çünkü dünyanın dört tarafına giden bir geminin Gorki'yi bir yönüyle tanıttığını düşündüğünü belirtiyor. Orhan Kemal'in adının da benzer bir şekilde kullanılabileceğini ifade ediyor.
Işık Öğütçü, belirli dönemlerde, gündeme gelen "Orhan Kemal unutuldu mu, unutturuldu mu?" saptamasına pek aldırmıyor. Kitapların pazarlanma yöntemlerinin değişmesinden, yeni yazarların eskilerin üstüne basarak yükselme isteğine rağmen, Orhan Kemal'in anlattıklarıyla güncelliğini yitirmeyeceğine inanıyor.
Işık Öğütçü'nün yaptıklarından hareketle neleri hedeflediklerini soruyoruz. Öğütçü, "Binlerce metrekarelik bir kültür merkezini hedefliyoruz. Bu işe başlarken, burayı nasıl dolduracağımızı düşünüyorduk, oysa şimdi elimizdeki bütün materyalleri hangi mekâna sığdıracağımızı düşünüyoruz. Bunların dışında, bir Orhan Kemal Enstitüsü'nün kurulması gerektiğini düşünüyoruz. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, hiçbir üniversitenin herhangi bir amfisine bile Orhan Kemal'in adının verilmemiş olması, bizi bu konuda kamçılıyor" diyerek cevaplıyor bizi. Bunlara, onun kendi sesinden yapıtlarının dışında, görüntülerine ulaşıp belgesel çalışmalar yapmayı da ekliyor.
Okullara bu oluşumla ilgili olarak yazılar yazdıklarını ve buna olumlu tepkiler aldıklarını söyleyen Işık Öğütçü, okur profilini çıkarma amacıyla yaptıkları bir anket sonrasında, çoğunlukla öğretmenlerin verdikleri ödevler doğrultusunda, Orhan Kemal'in kitaplarına yönelmenin var olduğunu öğrendiklerini, bunun üzerine, okullara yöneldiklerini belirtiyor.
Başladığımız yere dönüp, Necatigil'in mısralarını tekrar hatırladığımızda, Orhan Kemal'i ölümsüzleştirmenin elimizde olduğunu söylemek mümkün. Bunun yöntemi de, hiç zor olmasa gerek.

www.evrensel.net