Amaç düşünceyi yok etmek

Cezaevleri operasyonlarıyla ilgili "izinsiz demeç verdiği" gerekçesiyle açığa alınan Yazıcı, cezaevi yönetimleriyle çetelerin rant ilişkisi içinde olduğunu söyledi.

Amaç düşünceyi yok etmek
Hacer Yücel
"Hayata Dönüş Operasyonu" adı altında 19 Aralık sabahı 20 cezaevine birden düzenlenen operasyonlar hakkında basına "İzinsiz demeç verdiği" gerekçesiyle açığa alınan Tüm Yargı-Sen İstanbul Şube Başkanı Ali Yazıcı, devletin cezaevlerine operasyon düzenlemesinin ardında yatan zihniyeti, "Bir düşünceyi ortadan kaldırmak" olarak açıklıyor. Yazıcı, bu zihniyete sahip bir devletin, cezaevlerine hakim olmak gibi derdi olmadığını, çetelerin içerde her türlü donanıma ve imkâna sahip olmasının bu durumun göstergesi olduğunu belirtiyor.
Tüm Yargı-Sen İstanbul Şubesi Başkanı Ali Yazıcı, gündemdeki konulara ilişkin gazetemize değerlendirmelerde bulundu.
Sokağa mesaj veriliyor
Çetelerin devlete hakim olduğunu kaydeden Yazıcı, bunun aksini söyleyenlerin, Susurluk'un neden aydınlatamadığını açıklaması gerektiğini söylüyor. Susurluk'un bir uzantısının da cezaevlerinde olduğunu anlatan Yazıcı, çetelerin cezaevlerinde istedikleri gibi hareket ettiklerini, cezaevi yönetimlerinin de ortadaki ranttan pay aldığını dile getiriyor. Uşak Cezaevi'nde Nuriş ve kardeşinin yaptıklarını hatırlatarak, devletin cezaevlerine hakim olmak gibi bir amacı olmadığını kaydeden Yazıcı, "Amaç cezaevlerine hakim olmak falan değil. F tiplerindeki amaç, bir düşünceye sahip kesimi ortadan kaldırmaktır. Devlet toplumsal muhalefetin isteklerine cevap veremediğinden halkı zapturapt altına alıyor. Darbelerle, cezaevi baskınlarıyla yapıyor bunu. Bugün artık işçisi, memuru, esnafı, köylüsü, herkes yürüyor. Yürüyen bu insanların taleplerine cevap veremeyenler, katliam yaparak, sokağa mesaj vermek istiyor" görüşünü dile getiriyor.
Bir yaklaşım biçimi: Katliam
Siyasi tutuklu ve hükümlülerin insani taleplerinin kanla bastırıldığını söyleyen Yazıcı, Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde koğuş istedikleri için 10 insan katledilirken, Uşak Cezaevi'nde 5 kişinin kafasına kurşun sıkan çete reisinin belinde silahıyla sevk edildiğini, bu durumun da devletin olaylara yaklaşım tarzını ortaya koyduğunu kaydediyor. Cezaevlerindeki çete mensuplarının sahip olduğu donanımın korkunç boyutlarda olduğunu dile getiren Yazıcı, "Çeteler dışarıda asla böyle bir donanıma sahip olamazlar" diyor. Yazıcı, çifte standartın, bu düşünce biçimi ortadan kalkmadığı müddetçe süreceğine dikkat çekiyor.
Sorun çözülebilirdi
"Siyasi tutuklu ve hükümlüleri hedef alan operasyon yapılmasıydı sorun çözülebilirdi" diyen Yazıcı, ortada, devletin yaklaşımından kaynaklanan bir güvensizliğin olduğunu hatırlatarak, ekliyor; "Tutuklu ve hükümlüler kendilerine verilecek sözün teminat altına alınmasını istediler. Çünkü Adalet Bakanı'nın 'F tiplerini erteledik' açıklamasının ardından 'Ya Adalet Bakanı değişirse o zaman bize verilen sözün muhatabı kim olacak?' diye düşündüler. En basitinden, Meclis İnsan Hakları Alt Komisyon Başkanı Sema Pişkinsüt'ün, yaptığı incelemelerden dolayı görevinden alınmasını düşünecek olursak, kaygılarını daha iyi anlarız." Cezaevi operasyonları sırasında görev yeri olan Bayrampaşa Cezaevi'nde olmadığını, daha sonra cezaevine geldiğini kaydeden Yazıcı, operasyonu şu sözlerle anlatıyor: "Ortalık tam bir cehennemi andırıyordu. Sis, gaz bombalarından göz gözü görmüyordu. Zaten operasyon yapılan C bloktan biz 200 metre ilerideydik. Birşey görmedik ve operasyonun hiç bir safhasına katılmadık. Biz operasyondan sonraki gün gittik ve tutanaklarımızı tuttuk."
Yönetmelik gizli tutuluyor
Ali Yazıcı, siyasi tutuklu ve hükümlülerin ortak yaşam alanlarından yararlanabilmeleri için getirilen treatmanın amacının, kişinin tüm düşüncelerinden vazgeçmesi olduğunu söylüyor. "Uyum, sana ne söyleniyorsa onu yapmaktır. Bugün devletin sana emrettiği az parayla yaşamasını öğrenmektir ve bunun karşısında susmaktır " diyen Yazıcı, devletin cezaevlerindeki insanları ıslah ederek sokaktaki insanı da ıslah edebileceğini düşündüğünü vurguluyor.
F tiplerinde infaz koruma memurunun tek başına kapı açma yetkisinin dahi bulunmadığını kaydeden Yazıcı, şöyle konuşuyor: "Yönetmelik içerdeki insan ölse de sen müdahale edemezsin. Kapıyı ancak cezaevi müdürünün de içinde olduğu 4'lü bir heyet kapıyı açar diyor." F tiplerinde uygulanacak cezaevi yönetmeliğinin kendilerine verilmediğini belirten Yazıcı, "Yönetmeliğin bu kadar gizli tutulması, bizde panikle karışık, cezaevindeki insanların bir takım olumsuz koşullara maruz kalacakları düşüncesini oluşturdu" diye konuşuyor.
Koğuşlar düzenli aranıyordu
F Tipi cezaevlerinde görev yapan arkadaşlarının kendilerine, tutuklu ve hükümlülere dayak atıldığını, sayımda ayağa kalkmayanlara zor kullanıldığını ve baskıya maruz kaldıklarını anlattığını belirten Yazıcı, infaz koruma memuru arkadaşlarının telefonlarda "Bizi burdan kurtarın, burası tam bir cehennem" dediğini aktarıyor.
Devletin uzun yıllardan beri C Blok'a giremedikleri yönünde açıklamalarına katılmadığını söyleyen Ali Yazıcı, "Sayım alınır, arama yapılırdı. Onun haricinde şunu belirtmek isterim, operasyondan sonra basına gösterilen silahlar kartondan, tahtadan yapılmış şeylerdi" diyor. Yetkililerin uzun yıllardan beri devletin C Blok'a giremediği şeklindeki açıklamasına kendisinin de katılmadığını söyleyen Tüm Yargı-Sen Basın Sözcüsü İsmail Karabulut ise, "Devlet cezaevinde nereyi aramıştı ki, onu bulsun?" diye soruyor. Cezaevi müdürlerinin yaşanan olumsuzlukları hasır altı ettiğini söyleyen Karabulut, bunun nedenini şöyle açıklıyor:"Sağmalcılar gibi büyük cezaevinde müdür oluyorsan, ondan sonraki beklentilerin farklı oluyor. Herşeye para ve çıkar ilişkileri hakim oluyor."
Siyasi bölümde görev istiyorlar
1989'dan bu yana infaz koruma memuru olarak çalıştığını söyleyen Karabulut, cezaevlerinde yaşanan çifte standardın infaz koruma memuruna yansımasını şöyle anlatıyor:
"Bizim siyasi tutuklu ve hükümlülerle çok fazla sorunumuz olmaz. Bayrampaşa'da personelin çoğu siyasi bölümde görev yapmak ister. Diğer bölümlerde çete mafya, psikopat hepsi var. Sizden her şeyi ister, vermezsen küfür eder, tartaklar. Bu siyasi tutuklularda yaşanmaz. Senden esrar, silah istemezler. Hakaret etmezler. Personel de siyasi bölümde görev yapmak ister." src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


'Metin'i anmak, mücadeleyi yükseltmektir'
Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe, katledilişinin 5. yılında çeşitli illerde yapılan etkinliklerle anıldı. EMEP Çankaya İlçe Örgütü tarafından düzenlenen etkinlikte söz alan konuşmacılar, Metin'i yaşatmanın, onun gazetesine sahip çıkmaktan, işçi ve emekçilerin mücadelesini yükseltmekten geçtiğini dile getirdiler. Müzik ve şiir dinletisi ile Metin'in hayatından kesitler sunan dia gösteriminin yapıldığı etkinlikte, Eğitim-Sen Ankara 1 No'lu Şube işyeri temsilcisi İsmail Sağdıç, İHD Ankara Şube Başkanı Lütfi Demirkapı ile gazetemiz Ankara büro muhabiri Sultan Özer de birer konuşma yaptı. İlk olarak söz alan Sağdıç, Evrensel'in ve Metin Göktepe'nin başta kamu emekçileri olmak üzere işçi ve emekçilerin mücadelesine katkılarından söz etti. Kamu emekçilerinin, sendikal mücadele verdikleri süre boyunca Metin'i ve gazetesini yanlarında gördüklerini belirten Sağdıç, Metin'i, ancak kamu emekçilerinin mücadelesini yükselterek yaşatabileceklerini söyledi. Metin'in katledildiği günlerde, cezaevlerine yönelik bugünküne benzer operasyonların sürdürüldüğüne, tutukluların öldürüldüğüne ve halkın baskı ve tehditle sindirilmek istendiğine dikkat çeken Özer, Metin'in halka gerçekleri yansıtmak için gittiği haberden geri dönemediğini hatırlattı. Metin'i yaşatmanın onun bıraktığı yerden devam edebilmek ve mücadelesine sahip çıkmakla olabileceğini, bunun için de gerek basın emekçilerine gerekse işçi ve emekçilere görevler düştüğünü vurgulayan Özer, Metin'i öldürerek susturduğunu zannedenlerin yanıldıklarını, Evrensel'in hâlâ gerçeklerin peşinde olduğunu söyledi. Özer, "Metin'in kalemini bıraktığı yerde bırakmadık, onun kaldığı yerden bizler devam ediyoruz" dedi. Demirkapı ise Metin'i katledenlerin kamuoyunun ve meslektaşlarının yoğun çabaları ve davaya sahip çıkmaları sonucunda adalet önüne çıkarıldığına vurgu yaparak, örgütlü mücadele ederek gerçeklerin ortaya çıkarılacağını ve hakların alınacağını ifade etti. "Bu dönem bir turnusol kâğıdı dönemidir. Metin Göktepe olayındaki ısrar ve kararlılık bize sonuç alabileceğimizi gösterdi. Demek ki bugün de IMF politikalarını durdurmak için işçi ve emekçilerin aynı ısrara ve kararlılığına ihtiyacı var" diyen Demirkapı, IMF ve Dünya Bankası'na karşı sürdürülen mücadeleye karşılık F tipi cezaevlerini operasyonlarla uygulamaya koyan devletin gündemi değiştirdiğini ve buna yönelik mücadele eden işçi, emekçi ve gazetecilere yönelik saldırıların da artırıldığını dile getirdi. Anma, Bülent-Bulut ikilisinin müzik dinletisi ile sona erdi. EMEP Tunceli İl Örgütü'nde gerçekleştirilen anmada ise bir araya gelen 100 kişi Metin'e sahip çıkmanın emekçiler açısından anlamını tartışırken, burjuva medyasının karşısına dikilen ve bu noktada bedeller ödeyen emek cephesinin gazetesinin sahiplenilmesi gerektiğini bir kez daha vurguladı. EMEK Gençliği'nden Gökhan Gündoğan tarafından yapılan açılış konuşmasıyla başlayan anma, şiir dinletileriyle sona erdi. Erzincan'ın Mollaköy Beldesi Yeşilyurt Mahallesi'nde yapılan anmada konuşan Erzincan muhabirimiz Düzgün Akbaba, emeğin özgürleşmesi mücadelesinde şehit düşen tüm basın mensuplarını saygı ile anarken mücadelelerini kesintisiz bir şekilde sürdürmenin önemine değindi. Göktepe, Zile'de de EMEP ilçe binasında yapılan bir etkinlikte anıldı.
www.evrensel.net