Cep telefoncular hukuk tanımıyor

Ankara Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi Ayhan Özkul, cep telefonu vericilerine izin veren rektörlüğe karşı açtığı davayı kazandı.

Cep telefoncular hukuk tanımıyor
Nur Karabacak
Öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin sağlığını hiçe sayarak, aylık 2 bin Dolar karşılığında cep telefonu vericilerinin üniversite çatısına kurulmasına izin veren Ankara Üniversitesi Rektörlüğü'ne karşı Ankara Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi Ayhan Özkul'un açtığı dava kazanımla sonuçlandı. Kararın üzerinden haftalar geçmesine rağmen cep telefonu vericileri hala fakülte çatısında duruyor.
Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret Aras, cep telefonunun oldukça kullanışlı bir alet olduğunu ve teknolojinin nimetlerinden yararlanmak için bazı şeylere katlanmak gerektiğini ifade ederek baz istasyonlarını savunuyor.
Tüm Öğretim Üyeleri Derneği'nin yöneticilerinden Ayhan Özkul, 7 ay önce Ankara Üniversitesi Rektörlüğü'nün Fakülte binasına yerleştirdirdiği baz istasyonlarının kaldırılması için Ankara 5'inci Bölge İdare Mahkemesi'ne başvurmuştu. Özkul, davayı açma gerekçesini "Bir öğretim üyesinin toplumsal ve bilimsel yükümlülükleri olduğunun bilincindeyim. Yurttaş olmanın ötesinde bu niteliklerim beni böyle bir dava açmaya itmektedir." diye açıkladı. Veterinerlik Fakültesi binasının, Kültür Bakanlığı Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nca 1994 yılında "Korunması gerekli kültür varlığı" olarak tescil edildiğini hatırlatan Özkul, rektörlüğün, yasalara aykırı olarak binalarda onarım ve değişiklik yaptığını, ayrıca çatıya baz istasyonlarını yerleştirttiğini belirtti.
Baz istasyonlarının elektromanyetik radyasyon yaydığını bildiren Özkul, "YÖK ile birlikte rektörlere büyük yetkiler verilmiştir, bazı insanlarda bu yetkileri bilim üreten bir kurum olan üniversiteleri rant kapısı haline getirmek için kullanmıştır. Kilometrelerce uzakta olan dönemin rektörü bize sormadan bu antenleri başımıza dikti, şimdiki rektörde kazanılmış dava kararını hiçe saymakta ısrar ediyor." dedi. Rektör Nusret Aras ise, baz istasyonunun kaldırılmadığını ancak, faaliyetinin durdurulduğunu iddia etti.
Deneyleri olumsuz etkiliyor
Özkul, fakülte binasının çatısına yerleştirilen baz istasyonlarından yayılan mikrodalgaların, bilimsel deneyleri olumsuz yönde etkilediğini belirterek, ABD'de yapılan bir araştırmada, mikro dalgaların, deney hayvanlarında "dokularda mutasyon, gözde perde oluşumu, anormal doğumlar, davranış bozuklukları, "kan beyin bariyerinde yapısal bozukluklar, "kromozomal anomali ve anemi ile hormonal değişiklikler"e yol açtığının belirlendiğini kaydetti.
Fakülte'de yapılan deneysel çalışmaların olumsuz etkilendiğini vurgulayan Özkul, "Deneysel çalışmalarda genellikle deney hayvanları kullanılmaktadır ve sürekli olarak deneysel çalışmalar yapılmaktadır. Çatıdaki baz istasyonlarının yaydığı mikrodalgaların, çalışmaların sonuçlarına olumsuz etkisi oluyor, sonuçların doğruluğundan emin olamıyoruz. " dedi.
İstasyonların insan sağlığına da zarar verdiğini bildiren Özkul, "Rektörün böyle bir yerdeki tarihi binalardan birisinin çatısını özel sektör ve bu özel sektöre ait anten direklerinin yaydıkları elektromanyetik dalgalarla insan ve hayvan sağlığını tehdit eden bir aygıtı para karşılığında kiraya vermeye hakkı yoktur. Çalıştığım Anabilim Dalı'nın çatısına yerliştirilen anten direklerini yerleştirme sırasında kimi kiremitler kırılmış ve yağmur yağdığında Anabilim Dalımızın çatısından yağmur suları akmıştır. Baz istasyonları çalışanlarımızın ruh sağlığını da olumsuz yönde etkiliyor. Bunun dışında aygıt binanın özgün görüntüsünü bozuyor." dedi.
Rektör savundu
Temmuz ayında Ankara Üniversitesi Rektörlüğü'ne seçilen Prof. Dr. Nusret Aras ise baz istasyonlarının insan sağlığına zararlı olduğu konusunda somut bulgular olmadığını iddia ederek, bazı şeylerin bilim adamları tarafından abartılabileceğini de ileri sürdü. Tedbir almak gerektiğini söyleyen Aras, "Yeni istasyonların kurulmasına izin vermiyoruz. Veterinerlik Fakültesi'ndeki istasyonun parası da dönemin Rektörü tarafından 2 yıllık olarak peşin alınmıştır. Ben olsaydım, daha fazla araştırma yaptıktan sonra baz istasyonunun yerleştirilmesine izin verirdim." dedi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Rıza Poyraz ölüm sınırında
Cezaevlerine 19 Aralık 2000 tarihinde yapılan ve 31 kişinin yaşamını yitirdiği operasyonun ardından ağır yaralı olarak Ümraniye Cezaevi'nden Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne kaldırılan Rıza Poyraz, solunum cihazına bağlı olarak yaşamını sürdürüyor. Rıza Poyraz'ın ailesi, İHD İstanbul Şubesi'nde dün basın toplantısı düzenledi.
Basın toplantısında konuşan Rıza Poyraz'ın annesi Elif Poyraz, operasyon sırasında yapılan ateşli saldırının ardından oğlunun akciğerinden yaralandığını söyleyerek, oğlunun solunum cihazına bağlı olarak yaşadığına dikkat çekti.
'Hastaneye geç getirilmiş'
Anne Poyraz, "Tıbben ve bizce oğlum yaşamıyor. Doktorların dediğine göre oğlum çok geç hastaneye getirilmiş. Çok kan kaybetmiş" dedi. Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde bulunan oğlu Rıza Poyraz ile görüşemediğini vurgulayan anne Poyraz, şöyle devam etti: "Hastaneyi adeta ablukaya almışlar. Oğlum ile beni görüştürmüyorlar. Oğlumu görmek onun elini tutmak istiyoruz. Onun yaşayıp, yaşamadığını bile bilmiyoruz." Şartlı Salıverme Yasası'ndan oğlunun da yararlanabileceğini kaydeden Poyraz, oğlunun hiçbir suçunun olmadığını, cezaevinde taranarak, ölüm sınırına getirdiklerini vurguladı. Poyraz ayrıca, Başbakan'ı ve Adalet Bakanı'nı sağduyuya çağırdı.
'Sağ verdik, ölüsünü arıyoruz'
Rıza Poyraz'ın amcası Cemal Poyraz da, Rıza Poyraz'ın Gazi olaylarında öldürülen Zeynep Poyraz'ın kardeşi olduğunu açıkladı. Hastaneye Rıza Poyraz'ı görmeye gittiklerinde polisler tarafından hastaneden uzaklaştırıldıklarını dile getiren amca Poyraz, polislerin kendilerine "Siz yaşıyor musunuz? Gidin burdan yoksa sizi de böyle yaparız" dediklerini aktardı. Amca Poyraz, "Bu nasıl bir hukuk devletidir. Biz çocuklarımızı devlete sağ teslim ettik, şimdi ölüsünü arıyoruz" diyerek tepkisini dile getirdi.
www.evrensel.net