Küreselleşmeye karşı öfkenin yılı

Seattle'da düzenlenen Dünya Ticaret Örgütü toplantısına yönelik eylemlere katılan binlerce işçi, öğrenci, çiftçi ve işsizin uluslararası emperyalist kuruluşların dayattıkları ekonomi politikalarını protesto etti...

Küreselleşmeye karşı öfkenin yılı
Dünya ekonomisi açısından 2000 yılı, küreselleşmeciler ile küreselleşmenin getirdiği yıkıma öfke duyanların daha keskin biçimde karşı karşıya geldiği bir yıl oldu. Seattle'de Prag'da, Melborn'da ve birçok Güneydoğu Asya ülkesinin başkentlerinde küresel politikalara karşı ciddi gösteriler yapıldı. Bu açıdan 2000 yılı 2001 yılında IMF ve Dünya Bankası'nın eliyle uygulanan politikalara karşı dünya çapındaki tepkinin gelişeceği ve daha örgütlü hale geleceğinin işareti oldu.
ABD'nin Seattle kentinde düzenlenen Dünya Ticaret Örgütü (WTO) toplantısına yönelik protestolara katılan binlerce işçi, öğrenci, çiftçi ve işsiz uluslararası emperyalist kuruluşların gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelere dayattıkları ekonomi politikalarını protesto ettiler. Seattle, küresel öfkenin doruğa çıktığı bir dönemin başlangıcı oldu. Özellikle geri kalmış ülkelerin tarımına yönelik politikalar Seattle'ın gündemini oluşturdu.
Seattle'ın ardından Avusturalya'nın Melborn kentinde yapılan Dünya Ekonomik Forumu toplantısı da tıpkı WTO gibi tepkiyle karşılaşıldı. Yine hemen ardından Çekoslavakya'nın başkenti Prag'daki IMF-Dünya Bankası toplantıları "Prag Baharı" adı altında düzenlenen gösteriler ile protesto edildi. Bu protestoların temel nedeni, küreselleşme politikalarının yol açtığı açlık ve sefalet.
Adaletsizlik daha da arttı
2000 yılının sonunda dünyadaki gelir adaletsizliği tablosu daha da derinleşmiş bulunuyor. Bugün dünyanın en yüksek gelirine sahip yüzde 20'lik kesim, dünyada üretilen tüm mal ve hizmetlerin yüzde 86'sını tüketiyor. En zengin 225 kişinin serveti 2.5 milyar yoksul insanın tüm gelirine eşit durumda. Dünyanın en zengin üç kişisinin serveti, en yoksul 48 ülkenin milli gelirinden fazla. 1.2 milyar insan yoksulluk sınırında yaşıyor. Faal nüfusun yaklaşık üçte biri, yani bir milyara aşkın insan işsiz ve eksik istihdamla kaşı karşıya. Bütün dünyadaki çocuklara temel eğitim verilmesinin maliyeti 6 milyar dolar ve bu maliyet karşılanmadığı için çocukların büyük çoğunluğu eğitim alamıyor. Buna karşılık Microsoft'un patronu Bill Gates'in servetinin 100 milyar doları aşması ahlaki ve adil sayılıyor.
Yine Dünya Bankası verilerine göre; toplam nüfusları 780 milyon olan gelişmiş yedi ülkesi (G-7'ler) dünya tüketiminden yüzde 78.2'lik bir pay alıyor. Buna karşılık 4 milyar civarında insanın yaşadığı diğer ülkeler ancak yüzde 21.8'lik bir pay alabiliyorlar. Son on iki yılda G7 ülkelerinin aldığı pay yüzde 78.2'den yüzde 87'e çıkarken, 4 milyar insanın yaşadığı ülkelerin payı yüzde 13'e gerilemiş durumda. Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki gelir farkı 1990'da 30 kat iken son on yıl içinde bu fark 82 kata çıktı.
Milyonlarca kişi ülkelerini terk ediyor
Dünyadaki bu adaletsizliği rağmen IMF programının uygulandığı 100 ülke bulunuyor. Ve bunlardan 40'ının ekonomisi artık tamamen çökmüş durumda. Özellikle tarıma yönelik emperyalist politikalar, milyonlarca insanın topraklarını yitirmesine ve başka ülkelere göç etmesine neden oluyor.
Örneğin Haiti'de pirinç üretiminin IMF'nin eline teslim edilmesi nedeniyle dünyanın en büyük pirinç üreticisi olan Haiti artık en büyük pirinç ithalatçısı durumuna geldi. Topraklarını kaybeden çiftçiler ise göç ettikleri İngiliz adalarında 30 cente iş bulmak zorunda kaldılar. Haiti'nin durumu birçok ülke için de geçerli.
www.evrensel.net