Bilinçli, örgütlü umutlu ve mutlu

Bilinçli, örgütlü umutlu ve mutlu

Gençler bu hafta 2001'i, yani yeni yılı yazmamı isteyince, biraz düşündüm. Ya bitimsiz görünen iyimserliğimden ya da yaşım yüzünden "nerde eski yeni yıllar" gibisinden tarih söyleşisine sapacağım inanışından kaynaklanmıştı bu istek...

Bilinçli, örgütlü umutlu ve mutlu
Sennur Sezer
Gençler bu hafta 2001'i, yani yeni yılı yazmamı isteyince, biraz düşündüm. Ya bitimsiz görünen iyimserliğimden ya da yaşım yüzünden "nerde eski yeni yıllar" gibisinden tarih söyleşisine sapacağım inanışından kaynaklanmıştı bu istek.. Her neyse, aslında ben "yeni yıl"ı pek sevmem. Yeni ayakkabıları da... Eskisinin giyilecek yanı kalmamıştır da, yenisi de ya ayağımı sıkar, ya da vurur. Üstelik yenisinin huyunu da bilemezsiniz. "Yeni yönetim" gibi bir şey. Yılbaşını neden mi sevmem. İlkokulda yaşadığım bir olay yüzünden. Hayat Bilgisi dersinde (Evet o zaman da hayat bilgisi dersi vardı) öğretmenimiz "Yılbaşında ne yaparız" diye sordu. Kasımpaşa Kadımehmet İlkokulu öğrencisi olan bizler (3. ya da 4. sınıf olmalıyız) dergiden öğrendiklerimizi sıraladık.: "Armağanlar, güzel sofralar..." Dergide yazılanlar kısıtlı... Arka sıradan bir arkadaşımız parmağını indirmeden, farklı bir şey söyleyiverdi: "Kabak pişiririz." Öğretmenin bir şey söylemesine bırakmadan bastık kahkahayı: Hahaha! Huhuhu! kabak, balkabağı elbette, bilmediğimiz şey değil de... Dergide kitapta yazmayanı dile getirdi diye. Yoksa dergilerin yazdığına hangimiz inanıyorduk. Ders işte, ezberlediğini söyleyeceksin. Yaşamayla ilişkisi önemli değil. Yaşı bizden büyük, boyu uzun arkadaşımızın yüzü hâlâ gözlerimin önünde. Kıpkırmızı. Gülenlere katıldığımı sanıp hâlâ utanıyorum.
Bir de ilk yazarlık yılımdaki yeniyıl yazısı... 1960 sonu. Yılbaşı gecesi çalışanları yazmıştım. Yazı çıktığında baktım, erotik ekler yapılmış, yazı bayağılaşmış. Neyseki imzam yok. Üstelik yazının eski haliyle epey gırgır geçilmişti. O yıllarda ciddi bir magazinde yazıyordum: Büyük Gazete.
Günümüzde yeni bir yıla girmek anlamını yitirdi. Yeni bir binyıla girdik. 2000 yılı dünyadaki emekçilere hiç de güzel şeyler getirmedi. (Zaten yeniyıl diye bir adam yok ki... Nasıl getirecek. Noel Baba bedeli ödenmiş paketleri adresine götüren bir emekçi yalnızca) Milenyum çığlıkları ayağımıza olmayan pabucu, "alışırsınız, bollaşır, pek yakıştı" diye satmaya çalışan tezgahtar çığlıklarına dönüştü. Milenyum'u 2001'de başlatmak da bu çabanın bir yanı.
Yeni yıl... Her dinde, her inanışta, her kültürde var. Yalnız eskilerde bahara rastlarmış. Yeni bir başlangıca uysun diye. Kara kışın ortasını hangi akıllı seçmiş bilinmez (Acaba bu bir tüccarın fikri miydi? Noel'de satamadıklarını, yılbaşında satma açıkgözlüğü... Yoksa yeni yılın eskisinden farklı olmayacağını ayaz ve soğukla anımsatmak isteyen bir yöneticinin mi?...)
Yine de yeni yılın emekçilere yeni bir bilinç, örgütlülük dolayısıyla mutluluk umudu getireceğine inanıyorum.
Yeni Dünya Düzeni'nin dayattığı "bireycilik" iflas etti. İnsanlar tek başlarına kurtulamayacaklarını anlıyorlar. Milli Piyango, yarışma programları ve başka kapkaç programlarına karşın.
Hem sevdiğim bir söz var. Gerçi dinsel bir sözden uyarlama ama... "değerini bildiğiniz zaman her gece yılbaşı olabilir." Örgütlenme, bilinçlenme de yeni bir dönemin "yılbaşı" olacak. Mutluluğun da müjdecisi.
Emekçiler, yeni yıllarını kendileri inşa etmek zorundalar sözün özü. Her zamanki gibi.
Sanatçılar ve kültür adamları mı? Onlar, emekçilerle bütünleşebildikleri ölçüde paylaşırını alacaklar yeni yıldan.
www.evrensel.net