Türkiye

Türkiye'yi kullanıyorlar

AB ve Türkiye arasında, Avrupa ordusu konusunda yaşanan gerginlik ve ABD'nin Türkiye'ye verdiği destek, ülkelerin dünya devleri arasında bir politika malzemesi olarak kullanıldığını gözler önüne serdi.

Türkiye'yi kullanıyorlar
AB ve Türkiye arasında, Avrupa ordusu konusunda yaşanan gerginlik ve ABD'nin Türkiye'ye verdiği destek, ülkelerin dünya devleri arasında bir politika malzemesi olarak kullanıldığını gözler önüne serdi. ABD'nin yeni yönetimi de Türkiye'yi etkili bir maşa olarak kullanmaya kararlı görünüyor.
ABD başkanlığına seçilen George W. Bush'un dış politika danışmanlarından, eski Savunma Bakan Yardımcısı Richard Perle, Avrupa Birliği'nin NATO'dan bağımsız bir Avrupa gücü kurma ve Türkiye'yi karar aşamalarından dışlama eğilimlerini ağır dille eleştirerek Ankara'ya destek verdi. Perle, Anadolu Ajansı'na yaptığı açıklamada, Bush'un başkanlığı döneminde Washington'ın Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) girişimi konusunda Türkiye'yi yalnız bırakmayacağını belirtti. ABD, Türkiye'yi oluşturulması planlanan 60 bin kişilik Avrupa ordusunun karar mekanizmalarına müdahale edebilmenin bir aracı olarak değerlendiriyor. Avrupa ise gücün NATO'dan, dolayısıyla da ABD'den bağımsız olması için çabalıyor.
Richard Perle, "AB'nin bazı üyeleri, NATO'nun önemini azaltmak, NATO'yu marjinalize etmek ve yerine AB üyeliği esasına dayalı yeni bir karar yapısı kurmak için bir süredir çeşitli yollara başvuruyor. Bu girişim, Türkiye'nin yanı sıra ABD'yi de dışlıyor. Yani Türkiye ve ABD, Fransızların ve bazı başka ülkelerin ihtirasları yüzünden dışarıda bırakılmak isteniyor" diye konuştu.
Seçim döneminde Bush'a dış politika brifingleri veren ekipte yer alan Perle, Clinton yönetimini de AB'nin NATO'yu hedef alan girişimlerine göz yummakla suçlayarak, "Uzun süre AB'nin bu olumsuz girişimine karşı çıkmayan Clinton yönetiminin aklı çok geç başına geldi" dedi.
Bush yönetiminin göreve başlamasının ardından bu gelişmelerin değerlendirileceğini ve Washington'ın yeni politika belirleyeceğini anlatan Perle, ''İnanıyorum ki bu politika, transatlantik güvenliğinin temel taşı olarak NATO'nun konumunu vurgulayacaktır'' ifadesini kullandı.
'Türkler bizi yalnız bırakmadı'
AB'nin, kurulması planlanan Avrupa Gücü için NATO'nun olanaklarını kayıtsız şartsız kullanma girişimini Türkiye'nin engellemesini desteklediğini belirten Perle, ''Türkiye, hem yapması gerekeni yaptı, hem de bu büyük bir cesaret gerektirdi'' diye konuştu. Richard Perle şunları söyledi: "ABD'nin, uzun yıllardır yararlı bir işbirliği içinde bulunduğu, birçok riski beraberce karşıladığı, birçok defa birlikte savaştığı Türkiye gibi çok önemli bir ülkeyi yalnız bırakacağına inanmıyorum. Türkler bizi nasıl yalnız bırakmadıysa, bizim de Türkiye'yi yalnız bırakacağımızı hiç sanmıyorum. Avrupa'da Türkiye'yi dışlayacak adımlara karşı çıkacağımız konusunda ABD'ye güvenebilirsiniz. Çünkü ABD'nin en başta kendisinin de dışlanmasına karşı çıkması gerekiyor."
'Elleri ceplerine gitmiyor'
Eski Başkan Ronald Reagan döneminde ABD'nin güvenlik politikalarını belirleyen isimlerden olan Perle, Avrupa gücü kurmak isteyen AB'nin "elinin bir türlü cebine gitmediğini" ve ABD'nin imkânlarına muhtaç olduğunu da söyledi. Perle, Avrupa ordusu konusunda ABD'den uzaklaşarak Fransa'ya yaklaşan İngiltere Başbakanı Tony Blair'i de eleştirerek, "İngilizler için, sanırım ABD ile içinde oldukları özel ilişki önem taşıyordur. İngilizler, bu gelişmeler ışığında bizimle olup olmadıkları konusunda bir seçim yaparak sonucuna katlanacaklar" ifadesini kullandı.
AB ordusu, NATO ve Türkiye
Yücel Özdemir
14-15 Aralık'ta Belçika'nın başkenti Brüksel'de yapılan NATO Dışişleri Bakanları toplantısında, Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, Avrupa Birliği tarafından 2003 yılında resmen kurulacak AB Acil Müdahale Gücü (AB Ordusu) konusunda "çektiği rest", hâlâ kamuoyunda tartışılıyor. Cem'in açıklaması Türk basını tarafından "AB'nin dersini verdik" biçiminde verilirken, 18 bin kişi ile AB Ordusu'nun temelini oluşturan Almanya'da ise "rest"in hiç de öyle karşılıksız kalmayacağı açıktan ifade ediliyor.
AB ile Türkiye'yi karşı karşıya getiren ve bundan sonra da daha çok getirecek olan AB ordusu, gerçekten de dünyadaki askeri ve politik dengeleri yeniden "düzenleyecek" bir kurum olmaya aday görünüyor.
Belki, bir "soğuk savaş" ürünü olan NATO da, AB ordusu sayesinde, Varşova Paktı gibi işlevsizleşecek ve kendisini lağvetmek zorunda kalacak. Kim bilir?
NATO-Varşova Paktı ayrımının son bulmasının üzerindne 10 yıl gibi kısa bir süre geçtikten sonra, dünya şimdi yeni yüzyıla AB-ABD arasındaki askeri, politik ve ekonomik çelişkilerin her geçen gün daha da derinleşmesiyle giriyor. Bunu artık sermaye yanlısı basın da hiç gizlemeden ifade ediyor.
Bizim açımızdan ise önemli olan, bu iki "süper güç" arasındaki çatışmaya Türkiye yönetenlerince büyük bir zevkle sürüklenmek isteyişidir.
Dolayısıyla, Türkiye'nin AB ordusuna çektiği "resti", sadece Türkiye'nin politik ve askeri çıkarları çerçevesine sıkıştırmak, ya da öyle göstermek, tam anlamıyla bir aldatmacadır. Her yönüyle Avrupa ve Ortadoğu'da ABD'nin stratejik çıkarlarını hayata geçirmekle yükümlendirilen Türkiye, bu çatışmada tamanen ABD'nin çıkarları doğrultusunda hareket ediyor.
İsmail Cem'in, AB ordusunun NATO'nun altyapısını kullanarak operasyonlar düzenlemesine karşı çıkması ile birlikte, özellikle Türkiye'yi ilgilendiren bölgelerde AB ordusu tarafından sürdürülecek operasyonlar konusunda söz sahibi olması, AB ordusunun operasyon yapmasına "olaydan olaya" NATO tarafından karar verilmesi biçiminde dayattığı istekler, elbette AB açısından öyle kabul edilebilecek cinsten istekler değil. Bunlar, açıkça AB ordusuna NATO'nun bir alt kurumu işlevini yüklemeyi içeriyor. AB'nin, hele hele Almanya-Fransa ittifakının bunu kabul etmeyeceği ortada.
Türkiye'nin bu istemleri, elbette ki, ABD'nin AB ordusu planına çomak sokmak isteyişinden başka bir girişim değildir. 5000 asker ile AB ordusuna katılacağını açıklayan Türkiye, AB üyesi olmadan böylesine "cömert" davranması da herhalde tesadüf olmasa gerek.
Türkiye'nin ısrarı üzerine NATO ile AB ordusu arasında yapılması planlanan "uzlaşma"nın şimdilik ertelenmesi, Türk basını tarafından sadece "İstediğimizi aldık" biçiminde verilmekle de kalınmadı, AB'nin Güvenlik ve Savunma Kimliği'nin oluşması yönünde Türkiye'nin elinde önemli kozların olduğu, bunların da Türkiye'nin AB üyeliği yolunda kullanılacağı ileri sürülüyor.
Alman basınında ise, konuyla iligili olarak yer alan haber ver yorumlarda, Türkiye'nin sürecin önüne geçmek istediği, ancak bir AB ülkesi olmadığı için itirazının çok da fazla değer taşımadığı belirtiliyor.
Tartışmaya son noktayı ise geçtiğimiz hafta Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer koydu. Fischer, verdiği bir demeçte, Türkiye'nin sürece aşırı müdahale etmesi ve engellemede ısrar etmesi durumunda en büyük zararın kendisinin göreceğini açık açık söyledi ve Türkiye'yi tehdit etti. Bu tehdit, elbetteki, Nice Zirvesi'nde 2010 yılına ertelenen üyelik görüşmelerinin daha da ileri bir tarihe atılacağı, böylece Türkiye'nin hep AB'nin beşiğinde bekletilerek içeri alınmayacağı...
Bilindiği gibi, 2003 yılından itibaren resmen silahı omzuna alacak olan 60 bin kişilik AB ordusu, bir bakıma AB'nin NATO'su olacak. AB ordusunun kurulmasının en büyük argümanını ise elbette, AB'de meydana gelecek her türlü gelişmeye ABD'nin burnunu NATO aracılığıyla sokmasını engellemek oluşturuyor.
Türk basınında çizilen tabloya bakılırsa, sanki ABD, AB ordusunun kurulmasından hiç rahatsız değilmiş... Halbuki, asıl gerçek, "ABD, AB savunmasını NATO imkânlarına bağlayarak AB'nin kendi başına bağımsız güç kurmasını istemiyor. Bu fazla uzarsa AB kendi parasına kıyıp NATO'dan bağımsız güç (askeri) kurar, o zaman benim etkim olmaz" şeklinde ABD'nin politikasını tercüme eden İsmali Cem, burda kendisinin, dolayısıyla Türkiye'nin bir piyon olarak ABD tarafından kullanılmak istendiğini ise elbette ifade etmek istemiyor.
Özetle belirtmek gerekirse, AB kendi askeri gücünü kurma, dolayısıyla ABD ile açıktan karşı karşıya gelmenin startını vermiş bulunuyor. Bunu yaparken, kendisinin da payı olan NATO'nun bütün olanaklarını sonuna kadar kullanmayı zorluyor. AB Ordusu, aynı zamanda başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde meydana gelebilecek gelişmeleri ABD'nin karıştırılmadan halledilmesi yoluna gidecek. Bu, aynı zamanda ABD'nin dünya politikasındaki yerinin daraltılması anlamına geliyor.
ABD de bütün bunların ayırdında. Bunun için de piyonları vasıtasıyla AB içindeki çelişkileri derinleştirme, kutuplar yaratma stratejisini baştan beridir izliyor. Bunun için de öncelikle sadık bekçisi Türkiye'yi "Turuva Atı" misali AB'nin içine sokma isteğindedir.
Elbette, Türkiye'nin, ABD emperyalizmi tarafından AB emperyalizmine karşı piyon olarak kullanılmasının en büyük zararını ülkedeki işçiler ve emekçiler görecektir. Bu süreç, aynı zamanda ülkenin daha da emperyalizmin kölesi haline getirilmesi anlamına geliyor. Zararı büyüklerin sırtına yüklemenin tek yolu, hiç şüphesiz, antiemperyalist mücadelenin kitlesel tarzda yükseltilmesinden geçiyor.
www.evrensel.net