'Türkiye savaş ortamında' gibi

TİHV Başkanı Yavuz Önen, sözde "Hayata Dönüş Operasyonu"nun bir ayağının da aileleler ve insan hakları kuruluşlarına yönelik "terör" olduğuna dikkat çekti.

'Türkiye savaş ortamında' gibi
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Yavuz Önen, cezaevlerine yapılan operasyonun sadece cezaevleriyle sınırlı kalmadığına dikkat çekerek, Başbakan Bülent Ecevit ve hükümetinin sözde "Hayata Dönüş Operasyonu" nun binlerce aile ve Türkiye geleceği için büyük bir kabus olarak sürdüğünü söyledi.
Önen dün düzenlediği basın toplantısında, birinci ayağı "katliam" olan operasyonun diğer ayağının da tutuklu ve hükümlü aileleri ile insan hakları kuruluşlarına yönelik "terör" olduğunu belirterek, Türkiye'de halen bir savaş ortamının sürdürüldüğüne ve topluma militarist bir propaganda dayatıldığına vurgu yaptı. Kurumlarının olağan üstü bir suçlama ile karşı karşıya kaldığını belirten Önen, toplumda açılan yaranın uzun süre tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Dehşet verici şiddet görüntüleri ve şiddet propagandasıyla bütün toplumun travmatize edildiğini söyleyen Önen, cenazelerin kimlik tespiti yapılmaksızın kimsesizler mezarlığına gömülmesinin ve aileler ile avukatların otopsilere alınmamasının pervasızca yürütülen katliamın bir parçası olduğunu kaydetti.
Kimyasal silah şüphesi
Şimdiye kadar alınan verilerin, güvenlik güçleri tarafından, kurşunlanma, darp ve yakma yoluyla öldürme iddialarını desteklediğini bildiren Önen, Bayrampaşa Cezaevi'nde kalan tutukluların, üzerlerine güvenlik güçleri tarafından kimyasal bir toz atıldığını ve bu tozun vücuda değince, alev aldığını iddia ettiğine işaret etti. İstanbul Adli Tıp Kurumu'nun vucudu kömürleşen bazı kadın mahkûmların otopsilerine ilişkin raporların bu iddiayı desteklediğinin altını çizen Önen, Bayrampaşa Cezaevi'nde yangın bombası kullanıldığını belirtti.
Ölenlerin altısında ateşli silah yarasının saptandığını, bir tutuklunun dumandan boğularak öldüğünü ve cesetlerin sadece birinin üzerinde elbise olduğunu kaydeden Önen, ateşli silah ya da kimyasal silahların kullanımının tespiti için elbiselerin incelenmesinin önemli olduğuna dikkat çekti. F tipi cezaevlerine nakledilen tutuklu ve hükümlülerin ailleri ve avukatlarıyla görüştürülmediğini bildiren Önen, ölüm orucunda ve sağlık durumlarının iyi olmadığı bildirilen mahkûmların yaşamları konusunda endişe taşıdıklarını dile getirdi.
Medyanın çifte standartı
Hükümet ve medyanın, kalıcı sakatlıklara karşı hekimler tarafından önerilen B vitamini aldıkları için tutukluların ölüm orucu yapmadığını iddia ettiğini, bir yandan da hekimlere zorla beslemeyi dayattığını söyleyen Önen, bu kampanya ile ölümlere karşı çaresiz kalınacağını ifade etti. TTB ve diğer sivil toplum kuruluşlarının devreden çıkarılmasıyla geri dönülmez noktaya varılacağına işaret eden Önen, hastanelerde hasta ve hekim ilişkisinin zorla ortadan kaldırıldığını bildirdi.
Cunta zihniyetine tepki
Öte yandan, DBP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özok yaptığı yazılı açıklamada, son zamanlarda yaşanan olayların, şiddet ve gerginlikten yarar umanların planları doğrultusunda gerçekleştiğini ifade etti. F tipi cezaevleri ile ilgili basın açıklaması yapan DBP Diyarbakır İl Başkanı Şiyar Bozhan'ın gözaltına alındığını hatırlatan Özok, devletin antidemokratik uygulamaların sineye çekilmesini istediğini belirterek, Bozhan'ın derhal serbest bırakılmasını istedi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Otopsi raporları Bakan Türk'ü yalanladı
Operasyonun başladığı günden beri yetkililerin söyledikleri yalanlar bir bir ortaya çıkıyor. 20 cezaevine düzenlenen operasyonda tutukluların çoğunun kendilerini yaktıkları için yaşamını yitirdiğini iddia eden yetkilileri, Adli Tıp Kurumu'ndan verilen ön otopsi raporları da yalanladı. Raporlarda Mustafa Yıldız ve Ahmet İbili'nin "ateşli silah çekirdeğine bağlı" olarak yaşamını yitirdiği belirtildi. Ayrıca Yıldız ve İbili'nin vücudunda darp izleri, kırıklar olması, birçok soruyu beraberinde getirdi. Nilüfer Alcan'ın ölümünün ise, gazdan meydana geldiği belirtildi.
Kendilerini yaktıkları iddia edilen Bayrampaşa Cezaevi'nden Mustafa Yıldız ile Ümraniye Cezaevi'nden Ahmet İbili'nin "ateşli silah çekirdeğine bağlı" olarak yaşamını yitirdiği ortaya çıktı. Yıldız ve İbili'nin vücutlarında mermi giriş ve çıkışları, darp izleri ve kırıklar olduğu tespit edildi.
Operasyonun ilk gününden itibaren yetkililer yaptıkları açıklamalarda, "beklediklerinden daha az kişinin öldüğünü, "ölenlerin çoğunun da diğer tutuklular tarafından yakıldığını" iddia etmişlerdi. Yetkililer, tutukluların ölüm nedenleri ile ilgili daha farklı bir açıklama yapmazken, Bayrampaşa Cezaevi'nden yaralı olarak hastaneye getirilen Hacer Arıkan, "6 kadın tutukluyu diri diri yaktılar" demişti. Bu konuyla ilgili gazetecilerin soruları üzerine ise Adalet Bakanı Türk, "Devleti şüphe altında bırakacak sorular sormayınız" demişti.
İç kanamadan öldü
Bayrampaşa'da tutuklu bulunan Mustafa Yıldız'a yapılan otopsiye göre Yıldız'ın ölüm nedeni şöyle açıklanıyor: "Ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar delinmesinden gelişen iç kanama". Raporda Yıldız'ın vücudundan iki adet gömlek parçası ile üç kurşun çıkartıldığı, ayrıntılı bilginin daha sonra verileceği belirtiliyor.
Elleri, bilekleri kırıldı
Ümraniye Cezaevi'ne düzenlenen operasyonun ilk günü kendisini yaktığı için yaşamını yitirdiği açıklanan Ahmet İbili'nin ölüm nedeni ise şu şekilde kaydediliyor: "Vücudunda yaygın olmak üzere yer yer 1, 2 ve 4. dereceden yanık alanlar bulunan kişinin ölümünün, ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı, kafatası yüz kemikleri çok sayıda omur, kaburga, el ve bilek kemikleri kırıklığıyla birlikte beyin kanaması, beyin doku harabiyesi, iç organ delinmesine bağlı gelişen iç kanama."
Raporda Ahmet İbili'nin vücudunda 3 mermi çekirdeğinin bulunduğu belirtiliyor. Diğer taraftan İbili'nin vücudunda 1 cm'lik bir metal yay bulunduğu ve bunun savcılığa yollandığı belirtiliyor. Bayrampaşa Cezaevi'nde yaşamını yitiren Nilüfer Alcan'ın ön otopsi raporunda, Alcan'ın ölümünün gazdan meydana geldiği belirtiliyor. Şefinur Tezgel hakında hazırlanan ön otopsi raporunda ise, herhangi bir bilgi yer almıyor. Alcan ve Tezgel'in raporlarında "ayrıntılı bilginin daha sonra verileceği" söyleniyor.
Cavap bekleyen sorular
Kendini yaktıktan sonra jandarmının üzerine koştuğu ve bu yüzden kurşunlandığı iddia edilen ölüm orucundaki Ahmet İbili'nin el, bilek yüz, kaburga kemiklerinin nasıl kırıldığı merak konusu. Operasyonun ardından basında çıkan haberlerde, "Ölüm orucunda olan bir kişi, kendini yaktıktan sonra jandarmaya doğru koşacak gücü nasıl buluyor?" türünden sorular sorulmuş ve bu sorular İbili'nin ölüm orucunda olmadığına kanıt olarak kullanılmaya çalışılmıştı. Medyanın bu ön otopsi raporlarını nasıl kullanacağı ve neye dayanak yapacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Cevaplanması gereken diğer soru ise; İbili kendisini yaktıysa, vücudundaki kırıklar ve darplar hangi süreçte ve nasıl oluştu? "Hayata dönüş" adı altında yapılan bir operasyonda binlerce gaz bombası neden kullanıldı? Bu gaz bombaları tutuklunun yaşamını yitirmesine sebep olurken, bu konuda neden açıklama yapılmıyor? Diğer ölümlerin nedeni konusunda neden ayrıntılı bilgi verilmiyor?
Ulucanlar'da da raporlar
Ön otopsi raporları yetkilileri yalanlarken, aynı durum Ankara Merkez Kapalı (Ulucanlar) Cezaevi'nde 26 Eylül 1999 günü yapılan katliam sonrasında da yaşanmıştı. Ulucanlar Katliamı'nın ardından açıklama yapan yetkililer, tutukluların birbirlerini öldürdüğünü iddia etmişlerdi. Ancak, Ulucanlar Cezaevi'ndeki operasyonla ilgili otopsi raporları da işte bu gerçeği ortaya çıkarıyordu. Yaşamını yitirenlerin otopsi raporunda, tutukluların vücutlarında hem kurşun yaraları, hem de darp izlerinin bulunduğu kaydedilmişti.
www.evrensel.net