Terörize et ve yönet

Son yıllarda, siyasi ortamı terörize ederek ülkeyi yönetmeyi gelenek haline getirenler, aynı yöntemi cezaevleri sorununda da kullandı.

Terörize et ve yönet
Ayhan Özgür
IMF patentli sosyal güvenliği tasfiye planını Meclis'ten geçirmek için deprem günlerini fırsat bilen hükümet, şimdi de medyanın yardımıyla, terör yöntemiyle sürdürdüğü cezaevi opeasyonlarını benzer amaçlarla kullanmaya çalışıyor.
İçişleri Bakanı Tantan'ın son açıklamasıyla cezaevi operasyonuna alet olmak istemeyen kurumlar töhmet altında bırakılmak istenirken, emekçi muhalefetinin geriye itilmesini de fırsat bilen DSP, MHP ve ANAP koalisyonu emekçi düşmanı IMF bütçesini apor topar Meclis'ten geçirirken, taleplerine sahip çıkan kamu emekçilerinin işten atılmasını kolaylaştıracak tasarıyı da yasa olarak Meclis'ten geçirdi.
Kamu emekçilerinin, gerekli ve yeterli düzeyde olmasa da işçi örgütlerinin de katılımıyla ülke düzeyinde gerçekleştirdiği 1 Aralık eylemi, IMF ve Dünya Bankası (DB)'nın programını hayata geçirmek isteyen sermaye örgütleri ve hükümetinin işini zora sokacak olan bir derlenip toparlanmanın da işaretiydi. İşçi konfederasyonlarının Bayram Meral kliğinin etkisini kırmalarıyla daha büyük bir etkiye kavuşacak olan emekçi mücadelesinin hemen ertesinde, F tipi cezaevi dayatmasına karşı başlatılan ölüm oruçlarında "kritik günlere" gelinmiş, kitle örgütleri, boralor, sendikalar, emekten ve demokrasiden yana güçlerin bu konuda gösterdiği olumlu ve kararlı tutum Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ü F tipinin ertelendiğini açıklamaya mecbur etmişti.
Sorumsuz siyasette ısrar etmenin sorumluluğu
Emekçi sınıfların ülkenin demokratikleştirilmesi programına bağlandığı ölçüde kazanım denilebilecek bir noktaya gelen F tipine karşı mücadelenin, "ölüm orucu" sürdüren, bunun üzerinde siyaset yapanlarca "Ertelemeyi reddediyoruz, Bakan'a güvenmiyoruz ve bu konuda anlaşmanın belgelenmesini istiyoruz" türünden bir yaklaşım içine girmeleri, hükümet, sermaye ve ülkeyi krizle yönetmekte uzmanlaşan güçlerin eline önemli bir malzeme verdi. Bunun üzerine halka dönüp. "Bunların amaçları F tipini karşı çıkmak falan değil" deme fırsatı da yakalayan Adalet Bakanı, hükümet ve onların bu propandasına sözcülük yapan medya için Gaziosmanpaşa'da gerçekleşen ve iki polisin ölümüyle sonuçlanan polis otosu tarama eylemi ikinci bir malzeme oldu. Bu provokasyon zemininde gelişen polis yürüyüşleri ve bu eksende ülke gündemini toz duman haline getirilmesi, F tipi konusunda oluşturulan demokratik muhalefet ve halk nezdinde oluşan haklı zeminin, cezaevine operasyonu daha 1 yıl öncesinden planladıklarını söyleyen güçlerce geriletilmesi için bir imkânın önünü açtı ve bundan sonrasi "arubulucu" süreci dahil olmak üzeri F tipi konusundaki tüm süreç operasyon öncesi bir oyalamacaya dönüştürüldü.
Adalet Bakanı'nın halka dönüp söz vermeye mecbur eden süreç, "ölüm orucu"nu bundan sonra da sürdürmekte ısrarcı davranan ve bunu da "devrimci siyaset" adına yapan halka karşı sorumsuz küçük burjuva solculuğunca, "Adalet Bakanı'nın sözüne değil, ancak imzasına güvenilir" biçimince değerlendirilip, bu konuda oluşturulan ilerleme ters yüz edilince, "operasyoncular" da 1 yıldır hazırlığını yaptıkları, ama uygun bir ortam bulamadıkları için ertelemek zorunda kaldıkları bir operasyonun düğmesine basmak için "çok uygun bir zemin" buldu. Ve bu zemini hiç zaman yitirmeden kullandı. "F tipinin ertelenmesi" ve tartışmaya açılması aşamasından, "demokratik cumhuriyetçiler" dışındaki tüm tutukluların F tipi cezaevlerini doldurulmasına kadar gelişen bu süreçte, F tipinin kaldırılması dahil olmak üzere, tüm demokratik taleplerin ancak emekçi sınıfların mücadelesinin bir unsuru kılındığında kazanımla sonuçlanabileceği gerçeğini görmezden gelmekte ısrar eden, ve F tipine karşı dışarıda oluşan bu yöndeki muhalefeti "ölüm orucu siyaseti"ne bağlanmaya zorlayan, bu konuda halka, emekçi sınıflara karşı sorumsuzca davranan siyasi çevreler, bugünkü sürece gelinmesinde kuşkusuz önemli bir sorumluluk sahibi durumundadır.
"Halkı böl, yedekle, ortamı terörize et ve yönet"
Medyanın "arkadaşları tarafından yakılarak meşale yapılan kadın militan" görüntülerini, daha önce halka günlerce izlettirmiş, "Hizbulvahşet" görüntülerine de gönderme yaparak kullanması, bundan sonra F tipine karşı muhalefet dahil olmak üzere birçok gelişmeye karşı estirilmesi planlanan terörün de işaretiydi. İçişleri Bakanı Tantan'ın, demokratik kurumları töhmet altında bırakmayı amaçlayan tehditleri medyanın bu yöndeki propagandasını arkasına alarak gelişti. Ülkeyi daha fazla dışa bağımlı hale getirecek, "kemer sıkmaya" zorlanan emekçi sınıfları daha da sefalete itecek IMF bütçesinin Meclis'ten geçmesi, emekçi düşmanı daha birçok programın hayata geçirilmesi için bu terörize edilen ortamın ustalıkla kullanılacağının işaretiydi. Bu konudaki maharetini daha önceki uygulamalarıyla da kanıtlamış olan hükümet ve ülkeyi krizle yönetmek isteyen güçler, 28 Şubat'tan bu yana bu yönde sürdürdükleri "Halkı böl, yedekle, ortamı terörize et ve yönet" siyasetini bundan sonra da sürdürmek isteyeceklerdir. Son günlerde yaşananlar da bunun işaretidir. İktidarla iyi geçinmeyi ticari kazançları açısından vazgeçilmez sayan medya patronları da, ortamı terörize ederek yönetme siyasetine katkılarının kendilerine kredi ve özelleştirmelerden pay dahil olmak üzere çeşitli nimetler olarak döneceğinin bilinciyle davranmakta, bu yönde tam bir yalan makinası olarak çalışmaktadırlar. Halkı aldatırken, inandırıcılık titizliği bile göstermeye gerek duymayacak bir tezcanlılıkla davranan medyanın bu tutumu bile, yönetenlerin üzerinde oynayacakları provokatif zeminin elverişliliğini göstermektedir.
Sorun bitmemiş büyümüştür
Hükümet yetkilileri, cezaevlerinde yönelik saldırıyı paylaşmakta yarışıyor. İçişleri Bakanı Tantan "başarının" kendisine ait olduğunu söylerken Adalet Bakanı Türk de kendisini öne çıkarıyor. Ecevit ise o malum uslubuyla "Her şeyi ben yaptım" diyor. Yetkililer "Cezaevi sorununu çözdük" havasında, "pembe tablolar" çiziyor ama yüzlerce kişinin, F tiplerinde, en temel yaşama imkânlarından yoksun hücrelerde; "açlık grevleri"ne ve "ölüm oruçları"na devam ettiği gerçeğini unutuyorlar. Dahası, dışarıdan ve birbirinden tecrit edilmiş tutuklularla bir diyalog imkânı da olmadığı için, açlık grevi ve ölüm oruçlarının nereye kadar gideceği ve nasıl sonuçlandırılacağı konusunda çözümsüzlük de giderek büyümektedir. Bir an önce bu çözümsüzlük, siyasi mahkûmların görüşleri doğrultusunda bir çözüme kavuşturulmadan, yeni "ölüm haberleri" ve "yeni acılar"ın gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktır.
Emekçi sınıfların merkezinde olduğu bir demokrasi
Siyaset her dönem karşılıklı güçler tarafından yapılan bir şeydir ve bu dönemde de siyaseti belirleyecek güçler hükümet, sermaye, IMF ve MGK'dan ibaret değildir. Demokratik kurumlar, emekçi sınıfların örgütleri ve sınıf partisi için gelişmeleri doğru değerlendirmek, bu bakımdan uyanıklık göstermek son derece yaşamsal bir gerekliliktir. İşçi ve emekçileri gelişmeler konusunda aydınlatmak, emperyalist IMF programına karşı mücadele ile demokrasi taleplerini birleştirmek, emekçi sınıfları merkez alan bir siyaset tarzında ısrar etmek, daha da doğru bir deyişle siyaseti olması gereken doğru ve gerçek mecrasına çekmek...
İçinden geçilen günler, emekçi sınıfların mücadelesine bağlanmayan, ona bağlanmak yerine onu kendi kuyruğuna bağlamak isteyen, mücadeleyi, "devletle devrimciler arasındaki bir çatışma"ya indirgeyen siyaset yapma tarzının acı dersini de göstermekte, demokrasi mücadelesinin her aşamasının emekçi sınıfların kollarında yükselip, kalıcılaşabileceğini kanıtlamaktadır. Bu yönde gösterilecek kararlı mücadele F tipi cezaevleri dahil olmak üzere, antidemokratik olan tüm kurum ve yasaların bertaraf edilmesini sağlayacak, demokratik ve bağımsız bir Türkiye'nin önünü açacaktır. Estirilen terör ortamında, IMF politikalarını hayata geçirmeye çalışan işbirlikçi güçleri geriletmenin başkaca bir yolu da yoktur.
www.evrensel.net