Batı kültürüyle gelen çözülme

Batı kültürüyle gelen çözülme

Kanada'nın kuzeyinde bir köy. Son 50 yıldır kendi göçebe kültürlerinin yerine, Batı kültürünü koymak zorunda bırakılan Innu'lar, büyük bir toplumsal çöküşün girdabında.

Batı kültürüyle gelen çözülme
DeNeen L. Brown - Washington Post
Pislik içinde bir otoparkta duruyor, çevredeki insanlar görmezlikten geliyorlar. Çocuklar, turuncu plastik torbalara sarılıyor, kabarmış dudaklarına götürüyor ve torbaların dibindeki benzini ciğerlerine çekiyorlar. Çocuklar bir kamyondan aşırdıkları benzini ciğerlerine çektikçe, torbalar şişip iniyor...
12 yaşındaki Pien Jack burnunu çekip duruyor. Tenis ayakkabılarının bağı çözülmüş. Burnunu çekerken tökezliyor Pien. Fakat umurunda değil, kıkır kıkır gülüyor. Ve kırmızı gözlerini dikip boşluğa bakıyor, tıpkı bir keş gibi... Ağzından çenesine ip gibi uzanan salyayı temizleme ihtiyacı bile duymuyor. O bir çocuk ve etrafından onu uyaracak bir büyüğü yok çünkü...
Yanında büyük kahverengi gözleri, uzun kahverengi saçları ile bir kız arkadaşı var Lizita Pone. Üzerinde pembe çiçekler olan bir bebek kazağı giyiyor. Üzerinde donduran kış soğuğuna karşı bir mont bile yok. Kendi siyah benzin torbasını, kanayan dudaklarına ve burnuna götürüyor. Torba şişiyor ve iniyor, yükseliyor ve düşüyor. Sanki bir oyun balonunu şişircesine yapıyor bunu, neşe içinde gülerek. Sadece 10 yaşında bir çocuk o.
1200 nüfuslu köy
Sheshatsheits nüfusu bin 200 olan, yerli halk Innu'ların yaşadığı ve kentin ışıklarından uzakta bir köy. 7 yıl önce, tutkal koklayan gençlerin kendilerini bir kulübeye kapatıp, intihar etmeye çalıştıkları Davis İnlet kentine 150 kilometre uzakta. Sheshatsheits kentindeki yerel yöneticilerden Paul Rich, biraraya toplanan tinerci çocuklar arasında 6 yaşında bir çocuğu görür görmez Newfoundland'deki sağlık uzmanlarını aradığını söylüyor. "Çocukları bir ellerinde torbalar, bir ellerinde sigaralarla görmek şok ediciydi. Öldürücüydü. Böyle pek çok hayat kaybedebiliriz" diyor Rich.
Newfoundland Memorial Üniversitesi'nden antropoloji profesörü Adrian Tanner, bu bölgedeki sorunların Avrupa kökenli Kanadalıların "sosyal sömürgecilik" tutumunun bir sonucu olduğunu düşünüyor. 1949 yılından önce, İngiliz kolonisi Newfounland bir Kanada kendi olduğunda, İnnu'lar göçebe yaşıyorlarmış. Hükümet, onlar ile bütünleşebilmek için çabalamış. Tanner, İnnu'lar için kendi değerlerine göre yaşama şansları kalmadığını ve onların da çocuklarını okula göndermeye başlayıp, Avrupa değerlerine göre yaşamaya başladığını anlatıyor.
Eski günlerde, çocuklar aileler arasında paylaşılırmış, bir yerden bir yere götürülen çocuklar ebeveynlerinin katı denetiminden uzak tutulurmuş. Innu kültürü çocukları cezalandırmayı, çocuklara kötü davranmayı yasaklıyor. "Innular arasında, çocukların ve gençlerin kendilerini keşfetmeleri gerektiğine inanılıyor" diyor Tanner ve çocuklarda görülen gaz koklamayı "toplumsal çözülmenin bir belirtisi" olarak yorumluyor.
Bugün yerli yetişkinlerin yüzde 75'inin yoksulluk ve alkolizm sorunu yaşadığını söyleyen Tanner, "Çocukların ebeveynlerinden sezdiği bir umutsuzluk havası var. Bu bir kendi kendini yok etmeye dönüşüyor ve bu duygu çocukların hayata bakışının temeli oluyor" diyor.
'Yerli halk onurunu yitirdi'
Innu toplumunun başkanı Peter Penashue, Innu toplumunun sorunlarından Kanada ile bütünleşmeyi sorumlu tutuyor. 1945'ten bu yana Innu kültürünün çözülme sürecine girdiğini anlatan Penashue, "Bir çok Innu dengesini kaybetti. Bazılarımız özgüvenini ve onurunu yitirdi, bazıları acılarını içki şişelerinde boğularak unutmaya çalıştı. Ve bazılarımızın sürekli içki içmesi ve çocuklarını ihmal etmesi nedeniyle, çocuklar bizi örnek aldılar ve gaz koklayarak kendi kendilerini cezalandırdılar" diyor.
Gaz koklama salgınının ilk günlerinde, köydeki küçük ormanlara, kontrplaktan yaptıkları korunaklara saklanıyorlardı. Okulu kırıyor, gün boyu ve geceleri buralarda gaz kokluyorlardı. Hiç kimse onlara bakmıyor, nerede olduklarını sormuyordu. Özellikle de alkolizm batağındaki ebeveynleri...
Artık utanmıyorlar
Artık çakıl yollarda ellerinde torbaları açık açık geziyor, utanmadan korkmadan halüsinasyon görmelerini sağlayan gaz koklamanın onlara bütün sorunları unutturduğunu söylüyorlar.
Bir kız çocuğu adının Isabelle olduğunu söylüyor: "Uyumak. Ben uyumuyorum. Hiç uyumadım". Gözleri boş bakıyor, kaşlarını kesmiş, koyu saçlarının dibleri ışıldıyor. Gözlerindeki donukluk dışında oldukça hoş bir kız. Torbadan bir nefes çekiyor ve dışarı üflüyor. Siyah torbası hastanelerdeki nefes alma aleti gibi şişip şişip iniyor. Tükürüyor ve kıkır kıkır gülüyor. Gaz, onun için her şeyi eğlenceli kılıyor. Bir çocuk, gaz koklamaktan hoşlandığını söylüyor, gülerek ve dansetmeye başlıyor.
'Şeker var mı?'
19 yaşındaki Irene Penunzi adlı genç kız, gruptaki en yaşlılardan biri. Beyaz çitin üzerine oturmuş; "Koklamaya dört yıl önce başladım. Bir çok sorunum vardı. Fakat sorunlar hakkında düşünmek istemiyordum" diyor. 9 yaşındaki bir küçük kız, grubun köşesinde duruyor. Bir çocuk, "İşte benim kız kardeşim" diyor, onun için ve gururla ekliyor: "O da benzin kokluyor". "Bazen kokluyorum" diye düzeltiyor küçük kız.
"Lütfen gaz koklamayın. Sakız ister misin?" denildiğinde, başlarını sallıyorlar. Öne atılıp, elleriyle sakızı alıyorlar. Hepsi her şeyden önce çocuk. "Şeker var mı?" diye soruyorlar. "Var, yeter ki gaz koklamayın, şeker koklayın" denildiğinde ise, yanıt boşluğa dik dik bakan gözlerde.
Onlar yine ellerindeki torbalardan içlerine çektikleri gazlarla "yok saymaya çalıştıkları" yaşamlarına dönüyorlar. Torba şişip şişip iniyor... "Çözülme ve yok oluş" büyüklerden küçüklere yansıyor, büyüyerek devam ediyor.
www.evrensel.net