Tevfik Fikret

Tevfik Fikret'i anlamak

Tevfik Fikret'i Anma Günleri, Tevfik Fikret'in eksiklerinin ve kusurlarının da vurgulandığı günler oldu bir bakıma, dilde yalınlığa karşı oluşu, halkın seçkinlerin sözlerini anlayacağı bir sanatın olanaksızlığına inanışı da açıklandı.

Tevfik Fikret'i anlamak
Sennur Sezer
Tevfik Fikret, ozanlığı, önemi hep tartışmalara konu olmuş kişilerdendir. Onun şiirimizdeki önemini reddedenler bile, edebiyatımızdaki toplumcu şiirin başlatıcısı olduğunu kabul ederler. Döneminde yazdığı şiirlerin büyük bölümünün günümüzde okunamayacak kadar eski bir dille yazıldığını savunanlar bile, yolsuzluklarda, onun ünlü dizelerini yinelerler: "Yiyin efendiler yiyin; (...) Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin."
Edebiyatımızdaki önemi, toplumculuğuyla sınırlandırılamayacak kişilerdendir Tevfik Fikret. Modern şiirimizin teknik olanaklarının hazırlayıcı ve uygulayıcılarındandır. Divan edebiyatının kurallarını kırmış, serbest nazmın hazırlayıcısı olan serbest müstezatı bulmuş ve uygulamıştır. Şiir tekniğine getirdiiği yenilikleri, yazarak tartışmaya da açmıştır: "Sözün gereksiz açıklığından kurtulmak için bir çare düşünüyordum, her iki ya da üç dizede bir kez, ölçü dışında bir iki sözcük koymak. Örneğin bir küçük dize yazmak ki, ölçüsü öncekilerin ölçüsüne uymasın. Yalnız bu küçük dize için nasıl bir ölçü seçmeli ki, şiiri uyumun tekdüzeliğinden kurtarmakla birlikte çiğ düşmesin..."
Fikret'in tartışmalı kişiliği
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminin ozanı Tevfik Fikret, ölümünün 85. yılında, Türkiye Yazarlar Sendikası'nın düzenlediği Tevfik Fikret'i Anma Günleri'nde incelenip irdelendi. 16-17 Aralık'ta, ozanın yöneticilerinden olduğu Galatasaray Lisesi'nde gerçekleştirilen Tevfik Fikret günlerine Kültür Bakanlığı da katkıda bulunmuştu.
Tevfik Fikret dört ayrı oturumda irdelendi: "Tevfik Fikret'in Yaşadığı Dönemin Tarihsel Arka Planı", "Tevfik Fikret'in Duygu ve Yaşam Dünyası", Şair ve Yazar Tevfik Fikret", "Düşün ve Mücadele İnsanı Tevfik Fikret". Birbirini tamamlayan bu oturum başlıklarını çeşitli disiplinlerin ünlüleri tartıştı. Tevfik Çavdar, Prof. Dr. Mete Tunçay, Prof. Dr. Bedia Akarsu, Cengiz Bektaş, Prof. Dr. Hüsamettin Koçan, Prof. Dr. Serol Teber, Eray Canberk, Gülsüm Cengiz, Konur Ertop, Kemal Özer, Betül Çotuksöken, Doğan Hızlan, Şükran Kurdakul, Öner Yağcı. Prof. Dr. Hüsamettin Koçan'ın kendisi toplantıya katılamadığı için bildirisi okundu. Prof. Dr. Taner Timur ise toplantıya katılmadığı gibi bildirisini de göndermeyen tek konuşmacıydı. Önemli bir engeli olduğu sanılıyor.
İki gün süren oturumlardaki konuşmalar kimi zaman birbirlerini açıklayan kimi zaman birbiriyle tartışan nitelikteydi. Bir bakıma, Tevfik Fikret tartışmalı kişiliğini korudu.
Tevfik Fikret'in yaşadığı dönem
Tevfik Fikret, 1867'de doğdu, Ağustos 1915'te öldü. Bu tarihleri değerlendiren Tevfik Çavdar:"Tevfik Fikret, Paris Komünü hareketinde dört, Abdülaziz'in devrilmesinde dokuz, Muharrem Kararnamesin'in ilanında ise on üç yaşındaydı. Kısa yaşamında beş savaş, iki inkılap (1876 ve 1908) gördü. Bir imparatorluğun çöküşünü adım adım yaşadı" diyor. Dönemi "emperyalizmin kuşatması" altında bir dönem olarak tanımlayan Çavdar, dönemin dış borçlarının ve bu borcu almak için vergilere el koyan "Duyun-u Umumiye"yi, yabancılara tanınan ticari ayrıcalıkları, yabancı bankaları, yabancı sermayeyi siyasal ve ekonomik sonuçları bakımından irdeledikten sonra, Osmanlı ülkesindeki baskıyı ve bu baskıya karşı olan siyasal ve edebi hareketleri dile getirdi. Tevfik Fikret ve arkadaşlarının da bu muhalefet hareketinin içinde yer aldığını belirttikten sonra "Edebiyat yirminci yüzyılın başlarına doğru Abdülhamit'in saltçı yönetimine karşı bir 'Melce-i İsyan' (Başkaldırı Sığınağı) olmuştu. İlginçtir ki edebiyat bu görevi düşün özgürlüğüne set çekildiği günlerde sık sık üstlenmiştir. Tevfik Fikret'in yazarı ve yöneticilerinden olduğu Servet-i Fünun dergisi bu davranışın tipik örneklerindendir." Tevfik Çavdar, Tevfik Fikret'in Abdülhamit dönemini izleyen İttihatçılar dönemindeki umut kırılmasını, aralarında yakın arkadaşları bulunan İttihatçıları eleştirişini, öğretmenlikten başka görev kabul etmeyişini anlattıktan sonra o dönemle yaşadığımız son otuz yılı ekonomik ve siyasal olarak karşılaştırdı. Bu karşılaştırma, dinleyicilerin hemen, kendinden sonraki konuşmacıların da ara ara onayladığı bir saptama durumunu aldı. Dinleyicilerden birinin sorusu ise, günümüz edebiyat ve kültür adamlarının çoğunun 1915 aydınlarının gerisinde olduğu saptamasının yapılmasını sağladı.
Tevfik Fikret'in yaşadığı çağı değerlendiren Prof. Dr. Mete Tunçay, Tevfik Fikret'in yaşadığı çağı daha değişik bir gözle değerlendirdi. Abdülhamit'in yönetiminin İttihatçılara üstünlüğü, aydınların çoğunun durumdan memnunluğu yanında Tevfik Fikret'in karamsarlığı vurgulandı Tunçay'ın konuşmasında. Tunçay, genel havaya aykırı düşmek pahasına "Kızıl Sultan" kalıplarından kaçınmamızı, dönem aydınlarının emperyalizmi gereğince bilmediklerinin Boerleri yenen İngilizleri kutlamalarıyla da göründüğünü, Tevfik Fikret'in adını Abdülhamit'e yazdığı bir övgü şiiriyle duyurduğuna göre bilinçli sayılamayacağının altını çizdi. Bu övgü şiiri, başka oturumlarda, bir kişiliğin gelişme evreleri içinde değerlendirildi.
Tevfik Fikret, kadına, gençlere bakış açısı, ressamlığı, naif mimarlığı ile değerlendirildiği kadar, aile özellikleriyle de değerlendirildi. Müslüman edilmiş bir büyükana, genç yaşta ölmüş bir ana, jurnal edilmiş bir baba, kötü bir evlilik sonucu ölmüş bir kızkardeş döneminde iyi tanınmayan, tedavi edilemeyen şeker hastalığı onun hırçın karamsar davranışlarının nedeni sayıldı. Serol Teber, onun şiirlerini ruhsal nedenlerle açıkladı.
Tevfik Fikret'i Anma Günleri, Tevfik Fikret'in eksiklerinin ve kusurlarının da vurgulandığı günler oldu bir bakıma, dilde yalınlığa karşı oluşu, halkın seçkinlerin sözlerini anlayacağı bir sanatın olanaksızlığına inanışı da açıklandı. Onun her şeyi bir yana bırakıp bir kenara çekilmesi de irdelendi. Ama Bedia Akarsu'nun vurguladığı şu duruma kimse karşı çıkmadı: "Fikret'in karamsarlığını, küskünlüğünü, mizacıyla (huyuyla), beden yapısıyla bağlantı kurmaya çalışanlara da rastlıyoruz. Bence, bu gibi yorumlar, Fikret'i hiç tanımamak, anlamamak, onun toplumsal olaylar karşısındaki tavrını, başkaldırısını görmemek olur. Fikret artık toplumun o günkü yapısı ile kurtuluş olanağı görmediğinden, kendisinin de doğrudan doğruya yapabileceği bir şeyin olmadığını anladığından, son yıllarında Aşiyan'a kapanıp, yalnızca Kolej'de ders verişini, 'köşesine çekilmek' olarak yorumlamaya kalkmadan, onun olan bitene başkaldıran şiirler yazdığını ve bu şiirlerin elden ele dolaştığını ve yalnızca gelecekten umutlu olduğunu görmemek gerek. (...) Fikret artık şiirleriyle bir toplum savaşçısıdır. Zaten sansür özgürlükleri büsbütün kısıtlamış, hiçbir düşünce yayınlamamaz olmuştur, şiirleri ise elden ele dolaşmaktadır. Bu şiirlerinde Fikret'in Aydınlanma Felsefesi'nin bütün ilkelerini bulabiliriz."
Savaşımcı ozan tasarımı
İki günlük tartışmalar, Tevfik Fikret ile birlikte günümüzü ve günümüz sanatçısını da irdeledi. Bu konudaki en ilginç bildiri Kemal Özer'in bildirisiydi. Ozanın seçtiği yolu ve bu yolu gerçekleştirmesini irdeleyen Kemal Özer, bu tavrı "ozan tasarımı" olarak nitelendirdi. "Her ozan, eninde sonunda bir 'ozan tasarımı'nı yansıtır olsa da, bu tasarımın isterleriyle doğru orantılı bir seçimi değil, gördüğü kabulü temel alır çoğunlukla. Oysa o kabulün kökeni de aslında tasarımla sıkı sıkıya ilintilidir. Çünkü bir 'ozan tasarımı'nı belirleyen, içinde bulunduğu şiir dünyasıdır. Şiir dünyasını da, yer aldığı tarihsel dönem, o döneme egemen olan toplumsal koşullar belirlediğine göre, söz konusu bir 'ozan tasarımı' aynı zamanda bu dönemin, bu koşulların damgasını taşıyacaktır. İşte Tevfik Fikret'le gündeme gelen 'ozan tasarımı', ilk önemsenmesi gereken özelliği bu noktada göstermektedir. Kestirmeden söylersek, Tevfik Fikret'in yaşadığı dönem başka bir 'ozan tasarımı'na uygun koşullar içerdiği halde, o buna kapılmamıştır. Nitekim, başlangıçta yazdığı şiirler yoğun duygulanmaya, bunalım ve karamsarlığa yaslanan, oldukça kırılgan bir ozanın habercisiyken, 'Sis' şiiriyle bir başka ozan olmaya doğru ilerlemeye başlar. Attığı adımlar artık yaptığı bir seçimin ilk belirtileri sayılabilir. Ad koymak gerekirse, bir 'savaşımcı ozan tasarımı' diyebiliriz girdiği yola."
Kemal Özer, günümüz ozanını ve aydınını kendiyle hesaplaşmaya çağıran bildirisiyle, iki günün özetini yaptı bir bakıma. Ölümünden 85 yıl geçmiş bir ozanın güncelliği, günümüzdeki koşullara bağlı çünkü. Kemal Özer'in anlatımıyla, günümüzde "Emek düşmanlığı, yani değer yaratma işlevini 'emek'ten alıp 'bilgi'ye aktarma savıyla toplumsal yaşamın kurucu öğesine yer değiştirme; metafizik idealizm, yani dinsel inancın gücüne ve kurtarıcı etkisine yapılan vurgu, bilimsel buluşlar yüzünden metaryalizmin iflası propagandası; tarihsizlik, yani 'tarih bitti' savıyla toplumsal değişimin, bir tarihsel evreden ötekine geçiş olanağının kalmadığı çıkarımı" gündemdeyse "savaşım da gündemde, bu savaşımın yandaşları, gelenekleri, örnekleri de."
Günümüz aydını, ozanı, yazarı, Tevfik Fikret örneğini yeniden gözden geçirmek ve kendi tavrını saptamak zorunda.
www.evrensel.net