Fırsat kaçınca katil yakalanıyor

Sinemanın vazgeçilmez konularından birisi olan "seri katil cinayetleri" mevzusu; üçüncü sınıf televizyon dizilerinden, etkileyici ve parlak yapımlara kadar birçok filmin konusu oldu.

Fırsat kaçınca katil yakalanıyor
Şenay Aydemir
Sinemanın vazgeçilmez konularından birisi olan "seri katil cinayetleri" mevzusu; üçüncü sınıf televizyon dizilerinden, etkileyici ve parlak yapımlara kadar birçok filmin konusu oldu. Aslında bu filmlere televizyonun 'sadık' izleyicilerinin çok daha aşikar oldukları su götürmez. Zira hemen her hafta çeşitle kanallarda bulunabiliyorlar. Bu konu üzerine yazılan senaryoların ise belirli sıkıntılar yaşaması kaçınılmaz oluyor. Örneğin katilin kimliğini filmin başında seyirciye anlatmayı uygun görürseniz ki, bu büyük bir risk almaktır, filmin sonuna kadar seyircinin ilgisini diri tutmanın yollarını aramak zorundasınız. Eğer katili finalde ortaya çıkartmak istiyorsanız, bu sefer de finale doğru yol alırken, hareket alanı daralır ve açık vermek zorunda kalırsınız. Bu zordur, hem seyircinin katilin kim olduğuna dair kafa yormasını sağlamak; hem de 'sürpriz' bir final yaratmak zorundasınız.
Örneğin bu tarz filmlere iyi bir örnek olan "Kuzuların Sessizliği"nde katil en sonra ortaya çıkıyordu ve seyircinin filme ilgisinin azalmaması için gerekli önlemler alınmıştı. Halen gösterimde olan "Hücre" ise katilin adını hemen söyleyenlerden. Geçtiğimiz cuma gösterime giren Joe Charbanic'in İzleyici (The Watcher)'si de katilin kimliğini filmin başında seyirciye açıklayarak meraka sokmuyor. Ancak, David Elliot ve Clay Ayers tarafından kaleme alınan senaryo, yeni bir şeylerin peşinden gitmeyi deniyor ve her deneyişte bu tür filmleri aşabilecek buluşların üzerinde dolaştıktan sonra geri dönüyor. Yönetmenden mi yoksa senaryonun kendi zaafından mıdır bilinmez ama filmi, türünün önemli örneklerinden birisi yapacak, önemli buluşlar birer ayrıntı olarak kalıyor. Bu da iyi bir kadrosu olan filmin, giderek sıradanlaşmasına ve sonunda defalarca tanık olduğumuz bir finalle son bulmasına neden oluyor.
James Spader, Keanu Reeves gibi iki yeteneğin yanına oscarlı Marisa Tomei de eklenince oyuncu kalitesi bakımından filmin büyük avantaj yakaladığını belirtmek gerekiyor.
Film; öldüreceklerinin peşine değil de polisinin peşine düşen, bunu da yeni cinayetler işleyerek yapmak isteyen bir seri katil üzerine kurulu.
David Griffin (Reeves) adlı bir seri katil, kurbanlarını haftalarca takip ederek sonunda piyano teli ile öldürmektedir. FBI ajanı Joel Campbell (Spader), uzun süre bu katilin izini sürdükten sonra umutsuzluk içinde Los Angeles'tan Chicago'ya taşınır. Böylece olaylardan uzaklaşacağını sanan Campbell, katilin onu Chicago'ya takip etmesiyle sarsılır.
Griffin bir psikopat değil, amacı kendisini yakalamada en fazla yol kateden polisi yeniden faliyete geçirmek. Ajanlığı bırakan Campbell ise, onun telefondaki tacizlerine kulak asmamaktadır. Ancak Griffin'in, Campbell'in oturduğu binadaki genç bir kadını kurban seçerek öldürmesi -katil genç ve yalnız kadınları hedef seçmektedir - ardından da bir sonraki kurbanın fotoğrafını Campbell'e göndermesi eski ajanı kaçınılmaz olarak olayların içine çeker.
Yönetmenin ıskaladığı ayrıntılardan birisi de bundan sonra ortaya çıkıyor. Katilin kimi öldüreceğinin bir fotoğrafla bildirmesine ve 24 saat tanımasına rağmen, kurbanların bulunamayışı, kent ve yabancılaşma üzerine düşünülecek türden.
Bütün televizyon ve radyo kanalları sözkonusu kişiyi duyururken, el ilanlarıyla sokaklarda aramalar yapılırken, kurbanı kimsenin görmemesi - bilmemesi ilgi çekiyor. Kurbanların her gün uğradığı mekanlar, gördüğü insanlar televizyonlarda genç kadının acı sonunu bekliyor. Yönetmen Charbanic, üzerine düşünülmesi gereken bu konuyu fazla irdelemeden yine katil polis oyununa dönüyor.
Yönetmenin aynı oyuna kurban ettiği önemli bir iç metin daha var. Katilimiz Griffin zevk almak için öldürmez. Özellikle Los Angeles'ta kendisini yakalamaya en çok yaklaşan polisin peşindedir o. Ve katil ile polisin birbirini tamamlayan iki önemli öğe olduğunu düşünür. Ona göre polis ve katil ying- yang'ın siyah beyazı gibi birbirinden ayrılmayan ve birbirini tamamlayan iki önemli öğedir.
Ancak, film boyunca bunu hissetmekte zorlanan seyirci, final sahnesinde katilin niyetini anladığında film iki arada bir derede bitmiş oluyor.
James Spader ve Keanu Reeves'in ortalamanın üzerinde bir oyunculuk çıkardıkları filmin yönetmeni, eline geçen birçok fırsatı teperek bildik bir gerilim masalı ortaya çıkartıyor. Önemli bir yapım olabilmenin kapısından dönen İzleyici, ortalama bir polisiye olarak, yakında televizyonlara düşer.
www.evrensel.net