Ölümler yaklaşırken sokaklar ısınıyor

Ölümler yaklaşırken sokaklar ısınıyor

Cezaevlerindeki ölüm oruçları bugün 61. gününe girdi. Tutuklular, operasyon düzenlenmesi durumunda kendilerini yakacaklarını belirtiyorlar.

Ölümler yaklaşırken sokaklar ısınıyor
İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Tutuklu ve Hükümlü Yakınları Derneği (TAYAD) ve bazı sivil toplum örgütlerince, İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında önceki akşam gerçekleştirilmek istenen meşaleli yürüyüşe polis izin vermedi.
Tünel Meydanı'nda toplanan, ellerinde "İnsan, haklarıyla insandır" yazılı pankart ve meşaleler taşıyan yaklaşık 2000 kişilik grup, Taksim Meydanı'na doğru yürümek istedi.
SİP'lilere saldırı
Yürüyüşlerine izin verilmeyen topluluk, "F tipi ölümdür, girmeyeceğiz", "Yaşasın ölüm orucu direnişimiz" "İçerde, dışarda hücreleri parçala", "Devrimci tutsaklar onurumuzdur" sloganlarını atarak bir süre oturma eylemi yaptı. Üzerlerinde "F tipi işkencedir", "F tipi ölümdür", "TMY kaldırılsın", "DGM'ler kaldırılsın" yazılı dövizler taşıyan topluluk yaklaşık 1 saat slogan attıktan sonra dağıldı.
Tünel'de yapılan eylemin ardından saat 21.00 civarında Taksim Meydanı'nda toplanan ve F tipi cezaevlerini protesto etmek isteyen yaklaşık 500 kişilik ikinci topluluğa ise polis saldırdı. Ellerinde Sosyalist İktidar Partisi (SİP) yazılı bayrak, pankart ve dövizler bulunan topluluk "Hücreler ölümdür, girmeyeceğiz" "Katil Ecevit, katil sermaye" sloganlarını atarak, İstiklal Caddesi'ne doğru yürüyüşe geçti. SİP Beyoğlu ilçe binası önünde basın açıklaması yapmak isteyen grup polis tarafından engellenmek istenince yürüyüşe devam etti. Bu sırada İstiklal Caddesi'ni abluka altına alan polis, topluluğa saldırarak çok sayıda kişiyi gözaltına aldı. Saldırı sırasında Star Gazetesi Muhabiri Sevinç Akyazılı, Hürriyet Gazetesi Muhabiri Kenan İspir ile Kanal 7 Kameramanı Harun Işık da tartaklandılar. Saldırıda yaralanan 6 kişi taksim İlkyardım Hastanesi Acil Servisi'ne götürülerek tedaviye alındı.
İlk saldırının ardından Galatasaray'da tekrar toplanan gruba polis bu kez panzerlerle saldırarak, İstanbul Barosu'na kayıtlı SİP avukatları Bilgütay Hakkı Durna, Gökhan Ağırbaş ile SİP İstanbul İl Başkanı Hüseyin Karabulut'unda aralarında bulunduğu çok sayıda kişiyi gözaltına aldı. Avukatlar Durna ve Ağırbaş'ın Beyoğlu Merkez Karakolu'na Hasan Karabulut'un ise Terörle Mücadele Şubesi'ne götürüldükleri öğrenildi.
İHD'lilere gözaltı
Öte yandan Taksim'deki eylemler sonrasında İHD İstanbul Şubesi'nin, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne bağlı polislerce basıldığı, İHD Genel Başkan Yardımcısı Kiraz Biçici ile İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin'in de aralarında bulunduğu 24 kişinin "2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ettikleri" gerekçesiyle gözaltına alınarak İstanbul Güvenlik Şube Müdürlüğü'ne götürüldükleri öğrenildi.
Gözaltına alınanlardan avukat olan Eren Keskin, Oya Ataman Ersoy, Gülseren Yoleri, Ali Durmuş, Gülizar Tuncer ve Keleş Öztürk serbest bırakılırken diğer 18 kişi hakkındaki işlemler ise şubede sürdürülüyor.
Polis-ülkücü işbirliği
F tipi cezaevlerini protesto etmek için İstanbul'da dün Okmeydanı, Alibeyköy ve Kartal' da da eylemler yapıldı. İstanbulOkmeydanı Murat Market önünde önceki gün saat 21.00 sıralarında bir araya gelen yaklaşık 200 kişiye ülkücü faşistler saldırdı. Cadde üzerinde yürüyüş yapmak isteyen grubun önü polisler tarafından kesilirken, ülkücü grup da çivili sopalarla eylemcilere saldırdı. Saldırı sonucunda onlarca kişi yaralandı ve birçok kişi gözaltına alındı.
Öte yandan son günlerde yaşanan gelişmeleri değerlendiren Emeğin Partisi (EMEP) Sivas İl Başkanı Satılmış Başkavak, F tipi cezaevlerinin kapatılmasını ve ölüm oruçlarının sona erdirilmesini istedi. Tüm bu hengâme içinde hak alma mücadelelerinin de boğulmak istendiğini vurgulayan Satılmış, "Bu ortamdan ancak emekçilerin birliğiyle çıkılabilir" dedi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Tarım uluslararası sermayeye teslim
Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şubesi İ. Akın Özdemir'in 22. ölüm yılı dolayısıyla yaptığı etkinlikler çerçevesinde önceki gün Seyhan Belediyesi Toplantı Salonu'nda "Tarımda Özelleştirme ve Sonuçları" başlıklı bir panel yapıldı. Birçok meslek odasının, öğretim görevlisi ve siyasi parti temsilcisinin katıldığı paneli 150 kişi izledi. Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Prof. Dr. Gürol Ergin'in yönettiği panele Mersin Üniversitesi'nden Doç. Dr. Atilla Göktürk, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tayfun Özkaya, Köy-Koop. Genel Başkanı Erdoğan Kantürer ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi katıldı.
Sözleşmeli çiftçi yaratılıyor
Tarım alanındaki özelleştirmenin Türkiye'de 1970'lerden sonra başladığını belirten Mersin Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Atilla Göktürk, tarımda ilk olarak küreselleşme-globalizm adı altında yeniden yapılandırma programlarının hayata geçirildiğini söyledi. Uluslararası sermayenin krizden çıkması ve kendi pazarını büyütmesi için kamunun güçlü yapısının zayıflatılması ve devletin küçültülmesi operasyonlarına hız verdiğini belirten Göktürk, bu politikalar sonucu az gelişmiş ülkelerdeki tarım üretiminin GSMH'daki payının yüzde 40'lardan yüzde 14'lere kadar gerilediğini hatırlattı. Bu sürecin iki baş aktörünün DB ve IMF olduğunu ifade eden Göktürk, IMF'nin bu uygulamalarını stand-by anlaşmaları ile Türkiye'de yürüttüğüne dikkat çekti.
Küreselleşme süreci içinde devletin var olan bürokrasisi ile yavaş ilerleneceğinin düşünüldüğünü vurgulayan Göktürk, bundan dolayı kurumların ortadan kalktığını, yerine yenilerinin oluşturulduğunu söyledi. Bu uyum programlarının hayata geçirilmesi için kurulan Müsteşarlık, KHK, Yeniden Yapılandırma Kurulları'nı örnek gösteren Göktürk, tüm programların özünde uluslararası sermayenin, IMF ve DB öncülüğünde az gelişmiş ülkelere, çeşitli şartlar ileri sürerek kredi verdiğini ve ekonomisini çökerttiğini belirtti.
Devletin tarımdaki müdahelesinin ortadan kalkması ile sermaye ve köylü ilişkisi ile sözleşmeli çiftçi ilişkisinin yer edindiğinin altını çizen Göktürk, bu süreçte uluslararası şirketlerin toprağın sahibi olmadan, gerçekleşen üretimden pay aldığını, toprak sahibinin ve işgücünün tıpkı sanayide olduğu gibi taşeronlaştırma şekli ile oluşacağını dile getirdi.
Uluslararası sermayenin söylendiği gibi az gelişmiş ülkelere sermaye ve üretim götürmediği görüşünü ortaya koyan Göktürk, tarım alanındaki 189 çokuluslu şirketten yüzde 22'sinin üretime yönelik yatırım yaptığını ve bu oranın sadece 1/4'ünün az gelişmiş ülkelerde yatırıma dönüştüğünü kaydetti.
Tarımdaki özelleştirmeleri bu gelişmeler ışığında değerlendirmek gerektiğini söyleyen Göktürk, tarımdaki girdi çıktıdan özelleştirmeye kadar bir dizi gelişmeden uluslararası sermayenin söz sahibi olduğunu GAP Bölgesi'nde de benzer gelişmelerin yaşandığını birçok şirketin ciddi çalışmalar yürüttüğünü, toprak satın aldığını, az gelişmiş ülkelerin pazarını ele geçirdiğini, talan ettiğini, ama bunun hep ya verimi artırmak ya da ülke ekonomisini kalkındırmak adı altında yapıldığını sözlerine ekledi.
Türkiye laboratuvar ülke!
Kapitalizmin 1970'lerde girdiği krizi atlatmak için, özelleşttirme ve yeni pazarlara açılma politikası yürüttüğünü belirten Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tayfun Özkaya, bu süreç içerisinde Türkiye'de yürütülen tarım politikaları ile özelleştirme programının birbirine denk düştüğünü ve birbirini geliştirecek şekilde ele alındığını söyledi. Tarımdaki özelleştirmenin Türkiye'nin kaynaklarının yağmalanması olduğunu vurgulayan Özkaya, gündeme getirelen Doğurudan Gelir Desteği (DGD)'nin bu politikaların hayata geçirilmesi anlamına geldiğini anımsattı. DGD'nin dünya ölçeğinde bir tek Türkiye'de hayata geçirildiğini belirten Özkaya, IMF ve DB'nin laboratuvar ülke olarak Türkiye'yi seçtiğini belirtti. Haiti'de uygulanan tarım politikalarının da aynı olduğunu söyleyen Özkaya, Haiti'ye; "Madem kredi istiyorsun o zaman şu şartları yerine getir" denildiğini ve Haiti'nin ürettiği pirinci üretmemesinin şart koşulduğunu belirtti.
Daha sonra ise yabancı şirketlerin Haiti'ye pirinç ihraç ettiğini vurgulayan Özkaya, Haiti'nin aldığı krediler karşılığında sürekli ithalat yaptığı ve büyük orandaki verimli topraklarına rağmen açlığa mahkûm edildiğini hatırlattı. IMF ve DB ülkelerinin serbest piyasa kurallarını kendi tarımlarında uygulamadıklarını ve devletin küçültülmesi politikasına kendilerinin uymadığını tam tersi devletlerinin büyüdüğünün altını çizen Özkaya, IMF ve DB politikalarına sadece bir yabancılaşma temelinde bakmamak gerektiğini, önemli olanın bu politikaların ülke çıkarına olup olmadığına bakmak gerektiğini dile getirdi.
DB ve IMF'nin son dönemlerde yenilebilir, yutulabilir politikaları öne çıkardığını kaydeden Özkaya, Örneğin bir tarım KİT'inin satılacağı zaman bunun kooperatife satılması daha iyi olmaz mıydı? Veya kooperatifler kendi işini yapsın, ya da birlikleri özerkleştirelim" denildiğini belirttti. "Bu politikalardaki amaç bir yerde özelleştirmeye karşı olanları da ikna etmek" diyen Özkaya, tarım KİT'lerinin kooperatiflere verilmesini istedi.
Bu politikanın Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri'nde de söz konusu olduğunu vurgulayan Özkaya, "TSKB'ler için özerkleştirme isteniyor , bu çok ters değil ama çıkan yasaya baktığımızda hayata geçirilmek istenilene baktığımızda TSKB'ler bal gibi özelleştiriliyor. Bu anlamda TSKB'ler için söylenen özerkleştirme bir aldatmacadır" görüşlerine yer verdi. TSKB için oluşturulan yasaya itiraz ettiklerini ama aynen yasanın geçtiğini söyleyen Özkaya, devletin yeni yasa ile bu kooperatiflere yardım edemeyeceğini ve kooperatiflerin kendi işini yapması gerektiği gibi yenilebilir bir söylemin arkasına sığındığına işaret ederek "Devlet neden yardım edemiyormuş? Batık bankalara yardım ediliyor, tarım alanına kooperatiflere niye yardım etmiyor" sorusunu sordu.
Özkaya, IMF ve DB öncülüğünde hayata geçirilen uluslararası sermaya prgramlarında "Biz sizi yok edeceğiz, parçalayacağız, pazarınızı ele geçireceğiz" denilmeyerek tam tersi ülkeyi kalkındıracaklarını söylediklerini belirtti. Tüm olumsuzluklara rağmen umutsuz olmadığını, belirten Özkaya, önce inanmak sonra örgütlenmek ve ardından mücadele etmek gerektiğini söyledi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi ise özelleştirme ile et ürünlerinin süt ürünlerinin ithal edildiğini, hayvancılğın, tarımın iflas ettiğini, halkın gıda bağımsızlığının ve sağlığının yok edildiğini ifade etti. "Anamur'da muz bahçelerini söktürmekle, elma ve portakal üreticilerini aç ve yoksul bırakmayı politika sandık" diyen Selvi, IMF ve DB politikalarına teslimiyeti kabul etmemek gerektiğini söyleyerek diğer konuşmacıların söylediklerine katıldığını belirtti.
www.evrensel.net