Geleceği geçmişte aramak

Bugün her vesileyle gündeme getirilen tarih ya da geçmiş tüm bunların ötesinde, bugünden kaçmanın ve geçmişe sığınmanın bir aracı olarak propaganda ediliyor.

Geleceği geçmişte aramak
Mehmet Salim
Bir değil, on değil, bir fabrikasyon seriliğinde üretiliyor. Tanıtımlar, röportajlar, en ince ayrıntısına kadar yapılan yorumlar mutlaka okunacak kitaplar biçiminde piyasaya sunuluyor. Kitap satışların en alt seviyede seyrettiği bir ortamda, onların satış rakamları 40, 50, 60, 70 binlerle ifde ediliyor. Kime sorsanız, hangi ankete baksanız en çok okunan kitaplar arasında onlar her zaman ilk sırada. Ne kadar görmek istemeseniz de bir şekilde karşınıza çıkar ve alıp okumak zorunda bırakılırsınız!
Birbirine benzeyen bu kitapların listesi: 'Ramses', 'Doğunun Işık Bahçeleri', 'Alamut Kalesi', 'Semerkant', 'Doğunun Limanları', 'Musa', 'Safiye Sultan', 'Nurbanu', 'Kleopatra' ve 'Benim Adım Kırmızı' .... diye uzayıp gidiyor.
Bu 'şahane', 'harika', 'mükemmel' ve 'hoş' kitapların ortak noktası, tarihi yeniden kurgulayarak, ilginçleştirerek sunulması oluşturuyor. Tarih, adeta bugün yaşanan sömürü ilişkilerinden kurtulmanın, insanlığın bütün acılarını hafifletecek bir sığınak, kurtuluş yolu olarak gösteriliyor.
Geçmişin bir sığınak olarak ele alınması sadece bu alanda yaşanmıyor. Tiyatrodan sinemaya, sinemadan felsefeye, felsefeden dine kadar geniş bir alanda ilgi görüyor. Geçmiş bazen doğu dinleri, bazen
Avustralya yerlileri, bazen de Nietzche oluveriyor.
Kapitalizmin çözümsüzlüğü
Geçmişi sevmek, tarihle bu kadar ilgilenmek kuşkusuz durup dururken yapılmıyor. Bu doğrudan doğruya kapitalist ilişkilerin bugün içinde bulunduğu koşulların bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.
Kapitalizm her yönden bir tıkanıklık içinde debeleniyor. Kitlelere yoksulluk sefalet ve işsizlikten başka bir şey sunmuyor. Bir taraftan tekeller karlarına kar katarken, diğer taraftan işçi ve emekçiler daha fazla açlığa mahkum ediliyor.
Çokça propagandası yapılan ve her derde deva, olarak sunulan bilim ve teknolojideki gelişmelere rağmen toplum bilincini, bilimin sağlam, güvenilir bilgisi değil, hurafe ve dine dayalı inançlar belirliyor.
Şeytana tapanlar, cinlere, perilere, fala inananların kitleselleşmesi rastlantı değil. Depremle birlikte oluşan ve profesörlerin de bir ucundan katıldıkları kıyamet tartışmaları ya da Vatikan'ın Fatima ile ilgili açıklamaları bu gerici ortamın hangi seviyede seyrettiğinin açık göstergeleri.
Bugünün kötülüklerle çevrili, geleceğin ise yokedildiği bir ortamda geçmiş sorunlardan kurtulmanın bir sığınağı olarak işleniyor ve propagandası yapılıyor.
Kralların, cariyelerin tarihi
Tarihten öğrenmek, yaşanmış hatalara düşmemek, deneyimlerden dersler çıkarmak ya da ibret almak için toplumun tarihten öğrenmesi olmazsa olmaz bir zorunluluktur. Çünkü tarih, bugün ve gelecek arasında bir köprü işlevi görür. Buna gereken önemi vermeyen hiçbir toplum ya da sınıf geleceğini güvenle inşaa edemez.
Ne var ki bugün her vesileyle gündeme getirilen tarih ya da geçmiş tüm bunların ötesinde, bugünden kaçmanın ve geçmişe sığınmanın bir aracı olarak propaganda ediliyor.
Tarihte yansıyanlar ise fetihler, kıyımlar, talanlar ve başkaldırmalar değil, aşklar, dostluklar ve kahramanlıklar oluyor. Geçmişe ilişkin her ilişki bugünkü sömürü ilişkilerin üstüne örtecek şekilde yeniden kurgulanıyor, düzenleniyor.
Mısır'a daha fazla turist çekmek için sipariş üzerine yazılan "Ramses" serisi, öyle allandırılıp pullandırılıyor ki sanki yüzbinlerce emekçi pramitlerin yapımında ölmemiş, gibi bugüne aktarılanlar demokrasi, barış, dostluk ve aşk oluyor. Ramses, İktidarını yağma ve kan üzerine inşaa eden bir kralın şirinleştirilerek tarihin çarpıtılmasından başka bir şey değildir.
Benzer şekilde 'Doğunun Işık Bahçeleri' de yüzyıllarca önce yaşama olanağı bulamayan Mani dinini iyi bir din olarak ön plana çıkarırken, insanlığın nasıl bir değer kaybettiğine, eğer yaşasaydı toplumun bu kadar acı çekmeyeceğine bizi inandırmaya çalışıyor.
Okuyanı gözyaşlarına boğacak denli dokunaklı kurgulanan roman barış, kardeşlik, eşitlik temaları eşliğinde sunuluyor.
Her gün piyasaya benzeri sürülen bu kitaplar, öyle titizce ve ustaca kurgulanıyor ki tarih, sınıf mücadelesinden arındırılarak iyi dinlerin, halktan yana kralların, kendini 'güzel' şeyler uğruna feda eden kahramanların, başkaldıran cariyelerin tarihi olarak yeniden yazılıyor. Aslında burjuvazi okul kitaplarını dolduran sıkıcı, kaba tarihi biraz daha çarpıcılaştırarak, ilginçleştirerek ve şirinleştirerek edebi bir biçim içerisinde yeniden sevdirme yollarını deniyor.
Mitolojiye olan ilgi
Mitoloji, destanlar, efsaneler de bu furyaya dahil edildi. Artık her mitolojik öykünün, her destan ve efsanenin bir de romanı yazılıyor. Buradaki amaç da ilkel insanın bilinç düzeyini anlamaktan, o ilişkileri çözmekten çok bir hayranlık uyandırarak bugünkü ilişkiler hakkında bilinç bulanıklığı yaratmaktadır. İlkel insanın özlemlerini, geleceğini, somut ilişkilerini tanrılar üzerinden dile getiren mitoloji, bugün olsa olsa bu ortamda sorunlardan kaçmanın sorumluluklarını başkasına yüklemenin bir sığınağı olur.
www.evrensel.net