Provokasyon ve terör

Provokasyon ve terör

İstanbul'da polislerin öldürülmesi provokasyonu binlerce polisin gösterisine yol açtı. İstanbul'da atılan sloganlar, yapılan tehditler, Ankara'da polis terörü olarak uygulamaya sokuldu.

Provokasyon ve terör
Ayhan Özgür
Türkiye, dünden beri yine provokasyon ve terörün kıskacında.
Önceki gece, bir polis otobüsüne açılan ateş sonucu iki polisin ölmesi, tam bir provokasyon olarak gerçekleşirken, bu provokasyon üzerine ayaklanan polisler, dün, İstanbul başta olmak üzere tüm ülkeyi terörize etti.
İstanbul'da "silahlı gösteri", "emir dinlememe", "nüfusun bir bölümünün düşman ilan edilerek tehdit edilmesi" olarak tezahür eden gösteriler, Ankara'da polsin "F tipi cezaevleri protestocuları"na ve gazetecilerin yaralanmasına kadar varan saldırısıyla somutlandı.
Arkadaşlarının öldürülmesini gerekçe gösteren polisler; sabahın erken saatlerinden itibaren başlattıkları gösteriyi gün boyu sürdürdüler.
Günlerdir Türkiye halkı, bir yandan cezaevlerindeki "F tipi cezaevleri kapatılsın" isteği ile başlatılan ve kritik bir safhaya gelmiş olan "ölüm oruçları"nı, öte yandan siyasileri dışta bırakan bir "af"nın açacağı sonuçları tartışılırken "provokasyon" ve "terör", bir kabus gibi ortaya çıktı. Ve elbette şimdi herkes; "ölüm oruçları"nın nasıl sonuçlanacağını, "af" denilen ucubenin bu ortamda nasıl bir sürece gireceğini merak ediyor.
30 yıllık bitişik kadeşler
Aslına bakılırsa; Türkiye, 30 yıldır bu iki kavramla ifade edilen tutumun, "Provakasyon" ve "terör"ün kıskacında yönetiliyor. Bu yüzden "provokasyon" ve "terör" madalyonun ikiyüzü gibi "bitişik kardeşler" olmuşlardır.
Ülkeyi yönetenler; her sıkıştıklarında, başvurmak istedikleri "terörü" ve yasadışı girişimlerini "provokasyonlar"ın arkasına sakladılar. Bunun için de egemenler, ya karşılarındaki güçlerin zaaflarını kullandılar; ya da bizzat kendi ilişki içinde oldukları güçlerin aracılığı ile provokatif, faili belirsiz eylemleri işaret ederek, kamuoyunu kendi arkalarına almaya, her yaptıkları yasadışılığa, başvurdukları şiddete meşruiyet kazandırmaya çalıştılar.
Önceki gece polis otobüsüne ateş açanların eylemi de; gerek "F tipi" konusunda gerekse siyasileri dışlayan "af" konusundaki tepkileri engelleyip (Ve elbette daha büyük ölçüde de emekçilerin ıMF programı karşısındaki tepkilerini saptırmak ve pasifize etmek için) kamuoyunu arkasına almak için düzenlenmiş bir eylem görümündedir. Ve kuşkusuz ki yapılan suikast; polislerin gösterisinin yaratacağı rahatsızlığa rağmen de; ülkeyi yöneten güç odaklarını rahatlatmış, kamuoyu vicdanını acıtan yasa ve uygulamalarını meşru gösterecek bir gerekçe olacak mahiyettedir. Bu eylemin bizatihi sistemin resmi ya da gayri resmi güçleri tarafından değil de basında belirtildiği gibi, TKP ML adlı örgütün yaptığı bir eylem olması; eylemin provokatif, halk düşmanı, halk güçlerini kıskaca almada egemenlere dayanak sunucu karekterini ortadan kaldırmaz. Tersine bu provokasyonun sonuçlarını daha da ağırlaştırdığı gibi yapanların sorumluluğunu da artırır
Amaç gösteri değil terör estirmek
30 yıldır ülkeyi yöneten güçlerin; kendi şiddetlerini meşrulaştırmasını aracı olarak kullandığı "provokasyon"un, dün, "cezaevlerindeki eylemlere" destek verme iddiasındaki kişilerin marifeti olarak ortaya çıkması, İstanbul'da "polislerin ayaklanması" ve emekçilerin, halkın istemlerini hedef alan sloganlarla yürüyerek, ilerici ve demokratik güçleri tehdit eden sloganlar haykırmalarının gerekçesi yapılmıştır. Polislerin kendi arkadaşlarının cenazelerine katılması, tepkilerini ifade etmesi anlaşılır bir şeydir; ama onların bir gösteriye kalkması, sokakları, caddeleri kapatarak halkı terörize edecek bir tarzda gösteri yapmaları elbette kabul edilemezdir.
Çünkü; polisler devletin sıradan memurları değil, "güvenlik gücü" olarak silahlandırılmış, dolasıyla ellerine güç verilmiş olan "memurlar"ıdır. Ve bu silahlı güç, sokağa dökülüyor, amirlerini dinlemiyor, amirine, bakanına, başbakan ve başbakanın eşine küfredecek kadar zıvanadan çıkmış bir tepki gösteriyorsa artık bu "masum" bir "tepki" olmaktan çıkıp, bir "yeniçeri ayaklanma"sı vari bir eylem olur.
İstanbul'da atılan slogan Ankara'da hayata geçti
Bunun da ötesinde; eğer beğenmedikleri "af yasası"nı, "insan haklarını", "F tipi istemeyenleri" hedef alan sıradan bir hakkını kullanan insanlara saldıran, ilerici demokratik çevreleri (nüfusun bir bölümünü) düşman ilan edip ona saldıracağını açıklayan bir eyleme dönüşüyorsa; halkı terörize eden bir tarzda bir gösteriyle sloganlar atılarak gün boyu süren bir gösteri yapılıyorsa, artık böyle bir gücün "meşru tepki"sinden söz edilemez.
Dün, Ankara'da olup bitenler İstanbul'da atılan sloganların hayata geçmesinden başka bir şey değildir.
Gaziosmanpaşa'da yapılan polise saldırı ise; halkı terörzi etmek isteyenlere, emekçi müdacadelesini sindirmek için giderek şiddete daha çok ihtiyaç duyanlara da bulunmaz bir fırsat sunmuştur.
www.evrensel.net