Anadolu halkının anlatıcısı

Anadolu halkının anlatıcısı

Kültür tarihimize romanları, öyküleri, oyunları, eleştirileri, çevirileri ile büyük katkı sunan Reşat Nuri'nin sanatı iki kaynaktan beslenir. Doğu-batı edebiyatı ve ulusal kültür...

Anadolu halkının anlatıcısı
Hasan Çakmak
Kültür tarihimize romanları, öyküleri, oyunları, eleştirileri, çevirileri ile büyük katkı sunan Reşat Nuri'nin sanatı iki kaynaktan beslenir. Doğu-batı edebiyatı ve ulusal kültür... Daha çocukken babasının kütüphanesinde Doğu-Batı ve Türk eserlerinden meydana gelmiş çok zengin bir kültür ve edebiyat ortamı bulmuştu. Kendi ağzından aktarıyoruz:
"O evdeyken kitapları teklifsizce karıştırmak bana yasaktı. Fakat yokken onları kucak kucak ortaya yığarak altlarından girer, üstlerinden çıkardım. Pek az sonra fare gibi onları kemirir, gizli gizli resimlerini keser ve boyarken yine fare gibi burnumdan yakalanırdım. Gidiş o gidiş! Onun için uzunca öğretmenlik hayatında etrafımdakilere tavsiyem daima şu olmuştur: Bırakın çocukları, kitaplar arasında oynasınlar... Ne pahasına olursa olsun" (Yaşar Nabi Nayır, Edebiyatçılarımız Konuşuyor)
Doğu ve batı sentezi
Bu zengin kitaplık ve çocukluk me- rakı sonucu başta Fransız edebiyatı olmak üzere, batı kültür ve edebiyatını yakından tanıma olanağı buldu. Bunun içindir ki, onun sanatını besleyen kültür kaynaklarından biri Avrupa, diğeri de yaşadığı toplumun kültür ve edebiyatıdır diyoruz. Bu iki kaynak kendi kültürüne ve eserlerine bir sentezle mal olmuştur.
Reşat Nuri, toplumcu yanı ağır basan bir yazardır. Birey, aile, kent, kır ve kasaba çevrelerine kadar bütün bir toplumsal yaşam ve ilişkiler, Reşat Nuri'nin eserlerinin çerçevesini belirler. Hemen hemen eserlerinin tümünde birbirleriyle uzlaşma ve çatışma halindeki birey ile toplumsal yaşamın çelişkilerini karşı karşıya getirir.
Bunun nedenini, gerek çocukluğunda babasının mesleğinden dolayı edindiği izlenimlere, gerekse öğretmenlik ve müfettişlik yıllarında Anadolu'da görev yapması ve gezileriyle buralardaki toplumsal yaşama ve toplumsal çeliş- kilere çok yakında tanık olmasına bağlayabiliriz. Reşat Nuri, buralardaki gözlem ve edindiği tecrübeleri eserlerinde mümkün olduğunca geniş ve gerçekçi bir temelde yansıtmaya çalışmıştır.
Gerek içten, gerek dıştan olay ve olgulara bakışıyla, onları yansıtışıyla, kendine özgü yönleriyle Reşat Nuri, sanatsal yaşamı boyunca bir toplum gözlemcisi olarak kalmıştır.
Çalkantılı dönemlerde yaşadı
2. Abdülhamit döneminden cumhuriyet döneminin 35 yıllık sürecine kadar imparatorluk ve cumhuriyet Türkiye'sinin geçiş ve en çalkantılı dönemlerini yaşayan Reşat Nuri, sosyal, siyasal, iktisadi ve kültürel olayların bireyler ve toplum üzerindeki etkisine önemli oranda yer vermiştir, eserlerinde. Yani, özellikle romanlarının bütünlüğünü oluşturan dönem, süreç, sosyal çevre, bu sosyal çevredeki ilişkilerin büyük bir bölümü önemli yer tutar.
Reşat Nuri'yi iyi bir yazar yapan onun iyi bir gözlemci olmasıdır.
Anadolu'nun onun üzerinde çok büyük bir etkisi olmuştur. Orada Anadolu'nun sorunlarını (dolayısıyla Türkiye'nin) yakından tanıma olanağını bulan yazarın, Anadolu'ya daha bilinçli eğilme fikri gerektiği düşüncesi Balkan Savaşı'ndan sonra uyandığını dile getirir. "Buraların bilinmezliğinden etkilendiğini" belirtir.
Anadolu'nun anlatıldığı ilk eser "Çalıkuşu" romanıdır. A. Hamdi Tanpınar'ın belirttiği gibi şöhretini kuran "Çalıkuşu" onun adı ve eserinin bütünü içinde adeta bir kader oldu.
Reşat Nuri'nin bütün eserleri incelendiğinde 'Çalıkuşu'ndaki pek çok öğenin bir kilim gibi ilmik ilmik işlendiği görülecektir. Çalıkuşu için, bütünü oluşturan sürecin başlangıç noktasıdır da diyebiliriz. Dil, üslup, zaman, mekân, karakterler, sosyal çevre, birey ve toplumsal sorunlar gibi çeşitli benzerlikleriyle öteki eserlerinde birbirini üretmiştir. Bu ve benzer özelliklerin yanı sıra 'Çalıkuşu', nefes boruları tıkanan yazınımızın, nefes borularını açması bağlamında da önemlidir.
Öğretmenlerin ağzından Anadolu
Anadolu'daki toplumsal yaşamın gerçekliğini, genelde öğretmenlerin ağzından anlatmaya çalışır. Çalıkuşu, Yeşil Gece, Acımak, Kan Davası adlı romanlarında, öğretmenlerden dinleriz, ya da tanırız Anadolu'yu. 'Çalıkuşu'nda Feride, 'Yeşil Gece'de Şahin Efendi, 'Acımak'ta Zehra, 'Kan Davası'nda Ömer'dir anlatıcılarımız. Yeşil Gece'den Şahin Efendi'nin ağzından aktarıyoruz:
"Eski bir taş köprü ile dere geçildikten sonra fakir mahallelere giriliyor ve sefalet bütün dehşeti ve çirkinliğiyle başlıyordu. Ortalarında akan çirkef sularında yarı çıplak çocuklarla, çamurlu köpekler, eğri büğrü sokaklar. Tezekle çamurdan yapılmış yarı yarıya toprağa gömülü penceresiz kulübeler... Birçoğunun aralık kapılarında pis kokulu dumanlar tütüyor. Başları yamalı peştemallarla sarılı dizlerinden aşağısı çıplak kadınlar... Küçülmüş ihtiyarlara benzeyen yüzündeki yaralara sinekler üşüşmüş, şiş karınlı, çıplak vücutlu çocuklar..."
Akla ilk gelen...
Anadolu deyince akla ilk gelen yoksulluktur diyen Reşat Nuri, bu kitabında Şahin Efendi'nin ağzında dile getirdiği, pis su, yolsuzluk, doktorsuzluk, açlık, yoksulluk gibi sorunlar, Acımak adlı romanda 'Yeşil Gece'de anlatılan nedenleden dolayı ortaya çıkan hastalıklar sonucu ölen insanların içler acısı dramını dile getirmektedir.
Yalnız Anadolu'nun sorunlarını değil, toplumun değişik sorunlarına da değinir Reşat Nuri. Bunlardan biri de sınıfsal farklılaşmalardır. "Kızılcık Dalları" adlı eserinde, o yıllarda üst sınıfı simgeleyen bir paşa konağının çevresinde olayın örgüsü dokunuyor. Ailenin bireyleri ile konakta çalışan kalfa, hizmetçi, dadı, aşçı, bahçıvan vb. gibi değişik çevre ve mesleklerden gelen emekçiler arasındaki ilişkiden görüyoruz toplumsal çelişkileri. Özellikle evin küçük çocuğunu oyalamak için konağa alınan fakat itilip kakılmaktan, horlanmaktan, aşağılanmaktan kurtulamayan Gülsüm'ün şahsında çizilen karaktere özel bir yer veriliyor olması önemlidir. Çünkü Gülsüm orda bir kadın olarak değil, toplumsal çelişkinin bir yönünü temsil ettiği için önemlidir.
Vurgunculuğu, rüşveti, savaş zenginlerini vs. eleştiri amacı güdülerek yazmayı tasarladığı, fakat sansürden dolayı, konusunu değiştirmek zorunda kaldığı ilk romanı olan 'Gizli El'de egemen toplumun başka bir yanını ortaya koymayı planlamıştı. Romanın konusu için şunları belirtir:
"O tarihte vurgunculuk ve nüfuz ticareti günün meselesiydi. Köprüyü geçmeye para bulamayan birtakım kimselerin, günün birinde vagon sattığı ve birdenbire harp zengini olduğu görülü- yordu. Zihnimde öyle bir mezvu vardı ki, bir tiyatro şekline sokamıyordum ve soksam da oynanacağı şüpheliydi... Hesabımca bu bir hiciv romanı olacaktı. Fakat, vukuat onu büsbütün başka bir şekle soktu."
Öyküler, oyunlar
Reşat Nuri, romanın yanı sıra öykü ve oyunlar da yazmıştır. İlk öykü kitabının romanlarından önce yayımlanmasına karşın, öykü yazmayı sürdürememiştir. Yazdığı öykülerde aile konusu ağırlık kazanmaktadır. Daha doğrusu evlilik ön plana çıkmaktadır. Ancak öykücülüğü ile kıyasladığımızda oyun yazarlığı yanı daha bir belirginlik kazanır. Mektup biçiminde kaleme aldığı öykülerin dışındaki öyküleri, genellikle karşılıklı sohbetler biçiminde düzenlenmiştir. Bunlar da herhangi bir oyunun sahnesini andırır insana. Romanları gibi oyunlarında da insanları ve bütün özellikleriyle çevremizdeki yaşamı, ilişkileri büyük bir ustalıkla yansıtmayı başarmıştır.
www.evrensel.net