Devletin denetlediği etler de sağlıksız

İthal giren etlerde de yüzde 95 oranında antibiyotik kalıntısı tespiti, devlet denetimiyle giren etlerin de düşünüldüğü kadar sağlıklı olmadığını ortaya çıkarıyor.

Devletin denetlediği etler de sağlıksız
Nur Karabacak
Hayvansal ürünlerdeki fiyat artışı bahane edilerek yıllardır hem et kaçakçılığına hem de ithaline göz yumanlar, son günlerde kaçak giren etlerin denetlenemediği yolunda sürekli bir kamuoyu oluşturuyor. Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nde yapılan bir araştırma ise devlet denetimiyle ülkeye giren etlerin yüzde 95'inde antibiyotik kalıntısı olduğunu belirleyerek, ithal edilen etlerinde düşünüldüğü kadar sağlıklı olmadığını ve devletin halk sağlığını hiçe saydığını bir kez daha ortaya koyuyor.
Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Tarık Haluk Çelik gazetemize yaptığı açıklamada, uygulanan politikalar yüzünden hayvan sayısında azalma olduğunu dile getirerek, 1980'li yıllarda 90 milyon olan hayvan varlığının bugün 50 milyon olduğuna dikkat çekti. Türkiye'de 803'ü belediyelere, 80'i de özel olmak üzere 888 mezbaha mevcut olduğunu dile getiren Çelik, özel yerlerden 49'unun, belediye mezhabalarından da 8'inin ruhsatlı olduğunu söyledi.
Ruhsatsız mezbahalarda hayvanların sağlıksız ortamlarda kesildiğini anlatan Çelik, hem yurtiçinde kesilen etlerin hem de yurtdışından gelenlerin halk sağlığını tehdit ettiğini kaydetti. Çelik, "Üniversitemizde yapılan bir çalışmada, ithal giren etlerin yüzde 95'inde antibiyotik kalıntısı tespit edildi. Bunun ötesinde üçüncü dünya ülkelerinden özellikle Deli Dana hastalığı taşıyan (BSE)'li etler ülkemize girmekte. Yani devlet denetiminde giren, ithal etlerinde yeterince kontrolü yapıldığı söylenemez" dedi.
Çelik, Türkiye'ye yılda 500-600 bin büyükbaş, 4-5 milyon küçükbaş kaçak hayvan girişi olduğunu kaydederek, bunun yetkililer tarafından bilinmemesinin mümkün olmadığını dile getirdi. Devletin hayvancılığı yeterince desteklemediğini ifade eden Çelik, verilen kredilerin hayvan üreticisinin eline geçmediğini, hayali ihracat gibi hayali çiftliklerin kurulduğunu ve paraların farklı şekillerde kullanıldığına dikkat çekti.
Et sanayisinin devlet tarafından yeterince denetlenemediğini vurgulayan Çelik, EBK'nın da özelleştirilmesi ile hayvancılık sektörüne son darbenin vurulduğunu ve EBK özelleştirildikten sonra birçok kombinanın kapandığını belirterek, "Özellikle Ankara kombinasının kapatılmasının ardından mevcut mezbahalar Ankara'nın et ihtiyacını karşılayamamıştır. Dolayısıyla da şu anda Ankara'ya yoğun bir kaçak et girişi var. Bu etlerin nereden geldiği hangi hastalıkları taşıdığı belli değil" dedi.
İthalat çözüm değil
Çelik, girdi fiyatlarının sürekli yükseldiğini ifade ederek, "Hayvancılığa yatırım yapılmıyor. Önceki yıllarda 40-45 milyon metrekare olan mera alanları, bugün bu rakamın dörtte birine düşmüş durumda. Bu şartlarda hayvan yetiştiriciliği yapan çiftçimizin ülkedeki et ihtiyacını karşılaması imkânsız. Türkiye'de etin kilogram fiyatı 6 dolar iken, Avrupa'da bu fiyat 3 dolar. Avrupa'dan fiyatların düşük olduğu bahanesiyle et ithalinde bulunmak, üretimi teşvik etmemek ilerde tamamiyle üretimin bitirilmesi ile sonuçlanacaktır. Kaçak et girişi zaten yıllardır var ve biliniyor, şimdi bu kadar gündeme getirilmesinin nedeni ise devlet denetimiyle yapılcak ithalatı kamuoyunda aklamak. İthalat yıllardır yapılıyor ancak et fiyatları hâlâ yüksek ve bizim et tüketimimiz kişi başına 17-20 kg, bu rakam Avrupa'da 70 kg kadar. Yani ithalat hiçbir zaman çözüm getirmedi" dedi.
Üretici örgütlenmeli
Prof. Dr. Ayhan Özkul ise yaşanan tüm sorunların asıl nedeninin, çiftçimizin örgütsüz olmasından kaynaklandığını dile getirerek, üreticinin IMF direktifleri ile yapılan bütün saldırılar karşısında yalnız kaldığını belirtti. Hayvancılık ve tarım politikalarında bir istikrar olmadığını vurgulayan Özkul, "Önceki yıl üretici, canlı ağırlığın kilogramını 1 milyon 700 bine satarken bu rakam geçen yıl 1 milyon 570 bine düştü. Girdi fiyatları her yıl yükselirken, üretim maliyeti artarken, üretici daha düşük fiyatla hayvanını satmak zorunda kaldı. Bunun tek açıklaması üretimin tamamıyla bitirilmesidir. Hükümet çiftçiyi yok sayıyor, perişan halini görmek istemiyor ve üretim hiçbir şekilde desteklenmiyor" dedi.
www.evrensel.net