Diyarbakır

Diyarbakır'da eylemde ısrar

Dağkapı Meydanı'nda önceki gün oturma eylemi yapmalarına izin verilmeyen ve tartaklanan kamu emekçileri bugün yine eylemdeydi.

Diyarbakır'da eylemde ısrar
Dağkapı Meydanı'nda önceki gün oturma eylemi yapmalarına izin verilmeyen ve tartaklanan kamu emekçileri bugün yine eylemdeydi. Emekli Sandığı çalışanları bugün işbırakma eylemi gerçekleştirdi.
Saat 10.00'da Emekli Sandığı önünde toplanan büro emekçilerine hitap eden BES Şube Başkanı Ahmet Çoban bir günlük işbırakma gerçekleştirdiklerini belirterek "IMF'nin bütçesine ve yüzde 10 sefalet ücretine sonuna kadar direneceğiz" dedi.
Öğlen saatlerinde ise, Sağlık İl Müdürlüğü ve SSK hastanesi önünde iki ayrı eylem gerçekleştirildi. Tüm Sosyal-Sen'in SSK Hastanesi bahçesinde düzenlediği ve yaklaşık 100 emekçinin katıldığı eylemde konuşan Diyarbakır Şube Başkanı Memet Alanko, kamu emekçilerini yeni 15-16 Haziran'lar, 4 Mart'lar yaratmaya çağırarak 1 Aralık'ta işbırakacaklarını söyledi. SSK emekçileri buradan SES'in Sağlık İl Müdürülüğü önünde yapacağı basın açıklamasına katılmak için yürüyüşe geçti.
Tüm Bel-Sen üyelerinin katılımıyla sayıları artan emekçiler adına açıklama yapan SES Şube Başkanı Yaşar Türk'ün konuşması sık sık "Silaha değil sağlığa bütçe", "Savaşa değil halka bütçe", "Ya hep beraber ya hiçbirimiz, kurtulmak yok tek başına", "Direne direne kazanacağız" sloganlarıyla kesildi. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


7 yıl sonra, yeniden...
Ali Rıza Kılınç
Lice'nin Şenlik köyü Akçapınar mezrası için "köye dönüş" ikinci zorunlu göçe dönüştü. 1993 yılında yakılarak boşaltılan köylerine dönüş "vizesi" alınca oldukça sevinen Şenlik köyü Akçapınar mezrası köylüleri, 2000'nin Haziran ayında köylerine yerleştiler. Lice Karakolu'ndan aldıkları iznin ardından, viran olan bahçelerini, tarlalarını, evlerini yeniden yaşanır, üretim yapılabilir hale getiren köylülerin sevinci uzun sürmedi. Ekim ayı başında köye düzenlenen baskın ile 7 yıl sonra aynı süreci ikinci kez yaşamak zorunda kaldılar.
Süre 10 saate indirildi
3 Ekim gecesi yaşanan baskında, onlara "48 saat içinde köyü boşaltın" denildi. Köyün tüm erkekleri de, kimlik tespiti yapılmak üzere bir süreliğine gözaltına alındı. Gerekçe, "işbirliğini reddetmeleri" idi. Bu gelişme üzerine, Köy Muhtarı Fikriye Ertaş ile Veysi Nazlıer ve Ahmet Budak adlı köylüler, "hiç değilse boşaltma süresinin uzatılması" isteğini iletmek için Lice Karakolu'na görüşmeye gittiler. Ancak, "Siz yalancısınız" sözleri ile karşılaştılar ve boşaltma süresi uzatılmak bir yana 10 saate indirildi. Jandarma, muhtar Ertaş'ı ve Nazlıer'i serbest bırakırken, Türkçe bilmeyen Ahmet Budak'a sözleri yanlış anlaşıldığı için hakaret davası açtı.
İkinci zorunlu göç!
10 saatlik süre dolunca Akçapınar mezrasında 1993 yılında yaşanan sahneler, bir kez daha yaşandı. Zorla boşaltılan mezra yakıldı, köylülerin ekinleri imha edildi. "İkinci zorunlu göç"ün istikameti de Diyarbakır oldu, köylüler için. Önce Diyarbakır Valiliği'ne dilekçe ile başvurdular, ancak dilekçeler Diyarbakır Jandarma Komutanlığı'na sevk edilmesine karşın sonuç alamadılar. İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu'nun Diyarbakır'da yaptığı "insan hakları" toplantısını duyunca, yaşadıklarını anlatmak için bu toplantıya katılmak istediler. Ancak, önlerine yine engel konuldu ve sorunlarını anlatmaları engellendi. Köylüler sorunlarını duyurabilmek için İHD Diyarbakır Şubesi'ne de başvurdular. Yine sonuç alamayan köylüler, halen Diyarbakır'da...
Eziyet gibi 5 ay
Akçapınar köylüleri adına görüştüğümüz Veysi Nazlıer, köyde yaşamalarına izin verilen 5 ayın da olağanüstü koşullarda geçtiğini anlattı şu sözlerle; "Her on günde bir Lice genelinde operasyonlar düzenleyerek köyümüze geliyorlardı ve sadece bizlere gece karanlığında dışarı çıkmayın uyarısında bulunuyorlardı." Köy muhtarına "Çevre köylerin muhtarları gibi olun size her türlü imkânı sağlayalım, size ev yapalım" denildiğini belirten Veysi Nazlıer, şöyle devam etti: "Biz burada vatandaşlık hakkımızı kullanıyoruz, vergimizi veriyoruz, askerliğimizi yapıyoruz. Koruculuk yapmadığımız için, ajanlık yapmadığımız için, devlet için bir şey yapmamış sayıyorlar. Köyün son durumu çok kötü. Yakınından geçmeye kalksan, yakalayıp mahkemelik yapıyorlar. 'Köy sizindir oturabilirsiniz' demişlerdi. Biz de, bostanlar ektik, fasulye diktik, fakat ikinci operasyonda ektiklerimizi koparıp attılar".
Köy halkı bunalımda
Nazlıer, yedi yıldır Diyarbakır sokaklarında kıvranıp durduklarını, okula gidemeyen çocuklarının gerek Diyarbakır günleri gerekse de köydeki askeri operasyonlar nedeniyle ruhsal durumlarının bozulduğunu söyledi. "Çocuklarımızın eğitim hakkı elinden alınıyor" diyen Nazlıer, sözlerini şöyle noktaladı: "Köykentlere karşıyız, fakat bizimki mezra olduğu için dört köy olarak bir arada yaşamayı talep ediyoruz. Kendi irademizle topraklarımıza dönmek istiyoruz".
www.evrensel.net