Çadırlara Ramazan geldi

Kimi yoksulluktan, kimi trafikte kaldığından, kimi yol üstü olduğu için geliyor iftar çadırlarına. Öyle kalabalık ki çadırlardaki kuyruklar, hazırlanan yemekler yetmiyor çoğu kez. Sona kalanlar bir kutu ayranla yetiniyor.

Çadırlara Ramazan geldi
Rojda İldan - Hacer Yücel
İstanbul'un trafiği, gürültüsü, karmaşası; en önemlisi de geçim sıkıntısı... İstanbulluların Ramazan ayında karşılaştıkları bunlar. Kiminin yolunun üstü olduğu, kiminin de para bulamadığı için uğradığı iftar çadırlarında İstanbullularla konuştuk. Kimisi ilk orucunu evde açmak istemiş, kimisi eski ramazanları özlemiş, kimi iftar çadırında aç kalmıştı...
Emekliliğe bir buçuk sene
63 yaşındaki Emine teyzeye, Yenibosna'daki iftar çadırında rastlıyoruz. Londra Camping'de temizlik işçisi olarak çalışıyor. İftarını evinde açabilmek için işinden erken çıkmış, saat dörtte. Ama yine de Sefaköy'deki evine yetişememiş, bunu "Bu trafikte yetişilir mi?" diyerek açıklıyor. Emine teyze ile konuşurken iftarın açılmasına henüz on dakika vardı, arabalar dakikada ancak 2-3 metrelik bir yol alıyordu. Emine teyze etli pilav, ayran ve ekmekten oluşan iftar yemeğini önüne koymuş, top sesini beklerken bizlere "Kendimi bildim bileli çalışırım. İlk iftarımı evimde açmak isterdim ama yapamadım. Ama az kaldı. 1.5 yıl sonra emekliyim" diyor.
Mustafa Boza, marangoz. İşyeri Yayla'da, evi Parseller'de. Evine giderken trafikte sıkışır bulmuş kendini, iftarını açmak için çadıra girmiş. "Devamlı zorlaşıyor" diyor Boza, "Hayat şartları devamlı zorlaşıyor". Eski ramazanları ve iftar sofralarını soruyoruz Boza'ya. "Evinizde olsaydınız, iftar sofranızda neler olurdu?". Boza, bir fark olmayacağını "Buradakinden farklı olmazdı" diyerek açıklıyor, anlatmaya başlıyor: "Nerede o günler. Eski ortam ve şartlar yok artık. Eskiden şenlikli geçerdi ramazan, şimdi sıkıntılı, zar zor geçiyor. Sofrada değişik değişik yemekler olurdu. Şimdi bir iki çeşit zor çıkıyor. Yani hayat ileri değil geri gidiyor".
Mustafa Boza ile konuşurken çadırdan sesler yükseliyor: "Ezan okundu." Yemeklerini almış ve beklemede olanlar oldukları yerlerde çömelerek yemeklerini yemeye başlıyorlar. Ama kuyruk bitmiyor. Yemeklerin yenmeye başlamasıyla birlikte kuyruktan yakınma sesleri yükseliyor. Yemek bitmiş. Aşçı, sesleniyor, "Öbür kuyruğa" diyor, kuyruktakiler cevap veriyor. "Orada da bitmiş". Bu kez görevliler kuyruktakilere ayranla yetinmek zorunda kalacaklarını açıklıyorlar. Kimisi ayrana razı olup, kuyrukta bekliyor. Kimi kızgın, geri dönüyor.
Aç kaldık işte!
Sadece ayran için bekleyişe razı olanlardan biri 18 yaşındaki Serkan Cihan. Kuyruktan çıktığı anda bir elinde boya sandığı, diğerinde ayran varken durduruyoruz Serkan'ı. On yıl önce ekmek için Kars'tan çıkıp İstanbul'a gelen Serkan, amcalarıyla beraber bir bekar evinde kalıyor, evde altı kişiler. Kazancının Ramazanla birlikte arttığını belirten Serkan, kazandığını Kars'taki ailesine yolladığını, kazancıyla beş kardeşinin okuduğunu belirtiyor. Okutacak kimse olmadığı için okuyamadığını ifade eden Serkan, kardeşleri için "Okusunlar, adam olsunlar" diyor. "Yine aç kaldık" diye kuyruktan onun gibi sadece ayranla çıkmış olan arkadaşına seslenirken, İstanbul'da yaşamanın nasıl olduğu sorumuza yanıt veriyor.
'Sana yemek verdiler mi'
Taksim, Gezi Parkı'na Beyoğlu Belediyesi tarafından kurulan iftar çadırı önünde oluşan uzun kuyruklar Türkiye'nin kanayan yarasını bir kere daha gösteriyor. Ramazan buyunca iftar çadırlarının önünde göreceğimiz manzara kuyruktaki sokak çocukları.
Taksim'deki iftar çadırının uzun kuyruklarında yeşil ışıkta cam silen, sokakta selpak satan yaşları 10'u geçmeyen çocuklar karınlarını doyurmaya çalışıyor. İnsanların korkarak baktığı tinerci çocuklar da kuyrukların müdavimleri olacağa benziyor. İlk onlar geliyor iftar çadırının önüne, belki de ilk defa bu kadar rahat yemek yiyebiliyorlar. Bağırtılar arasında "Sana yemek verdiler mi?" soruları soran çocuk işçiler, yemek biter bitmez işlerinin başına dönüyorlar.
Yarın aç kalma korkusu
Ya sokak çocukları, onların evi sokaklar! Belki de "yarın yemek alamayacakları" düşüncesinin korkusuyla, iftar çadırlarının önünden ayrılmıyorlar. Çadır görevlesinin "Size yarın da yemek vereceğiz. Ancak çadırın önüne gelirseniz size yemek vermem. Bir arkadaşınız gelip yemekleri alacak. Size küçük bir çadır kuracağız. Söz veriyoruz. Ben ne zaman yalan söyledim?" vaatleri, tehditleri... Ve sokak çocuklarının "Teşekkürler abi" sözleriyle sarılmaları.
Sokaktakiler için başka bir ekmek kapısı daha oldu iftar çadırları. Yemeklerin konulduğu kapları topladılar, satıp üç beş kuruş para kazanabilmek için...
www.evrensel.net