Sanatı ciddiye almak!

Sanatı ciddiye almak!

İdeolojiye bağlanmak, sanatın yok sayılması demek değil ki. Sanatı biraz daha ciddiye almak. Sanatçının, inandığını söyleyegelmesi gelenek.

Sanatı ciddiye almak!
Sennur Sezer
Son yıllarda yeni bir moda türedi. İyi sanatçı, saf şiirden yana ozan, tarafsız eleştirmen, dengeli bilim adamı görünmek isteyen herkes, ağzını açtı mı önce ideodojiye saldırıyor. Önce, dünyadan caymış dervişlerle karşı karşıya olduğunuzu sanıyorsunuz. Hiç bir ideolojinin adamı değiller. Sanat yiyip sanat içiyorlar. Biraz sonra liberal ekonomiden Osmanlıcılığa, anticumhuriyetten, mistisizme asıl düşünceleri açığa çıkıyor. İdeolojinin sanata zarar vermesinden yakınmalarının temelinde yalnızca toplumcu ideolojiler yatıyor. Demokrat bakış açısına da, halk yönetimine de dayanacak yanları yok. Tek kişilik bir ülkede yaşıyorlarmış gibi odak noktası kendileri olacak.
Dizeler rafa kalkıyor
Mistik düşüncenin de bir ideoloji olduğunu söylemeye bırakmıyorlar. Yüzyıllardır dayanmış dil ustalarını öne sürüyorlar. Yunus Emre ellerine geçmeye görsün, onun,dönemini eleştiren, yetmiş iki milletin eşitliğinden sözeden dizelerini hemen rafa kaldırıyorlar. Sanki beyleri anlatıp, koruyucularını eleştiren dizeleri Yunus yazmamış, "Yediği yoksul eti/ İçtiği kan oldu" diye bir başkası haykırmış. Yunus, söylediği gibi "miskin" biriymiş... Halk Yunus'u aşkı için sevdi diye bir başladılar mı, el aman. Kazara Pir Sultan'dan söz etseler, tarlayı süren öküzün nasıl bakılması gerektiği ile ilgili dizeler geliyor dile. Bu dizelerin, eğitici, öğretici yanı olduğunu, halkın didaktik ozanları da seveceklerini akıllarına bile getirmek istemiyorlar.
Sanatın temel kurallarını kimsenin reddettiği yok ki. İdeolojiye bağlanmak, sanatın yok sayılması demek değil ki. Sanatı biraz daha ciddiye almak. Sanatçının, inandığını söyleyegelmesi gelenek. Kendilerinin ideolojileri olduğunu söylerlerse, başkalarının da ideolojisine saygı göstermek zorunda kalacaklar. Bu saygı içlerinden gelmiyor.
Cici çocuklar!
En korkuncu, kendini toplumcu sayanların da, edebiyat dünyasına "cici çocuk" olarak görünmek için tuttukları yol. Onlar Nâzım Hikmet'i yeriyorlarsa, biz onlardan fazla kusur buluruz, Nâzım'a. Bir de güzel kılıf uydururuz. Onlar, şiirde anlama mı düşman, biz de şiirde "anlamı, şiirin tabutu" ilan ederiz olur biter, aklındalar. Bu tavrın kimin işine yaradığıın fark bile etmiyorlar.
Divan şairinin, halk gibi yaşasa da, kendini halk saymayıp seçkinlerin yanında duruşuyla neler yitirdiğini öğrenmişler. Genel geçer değerlere karşı olanın dışlandığını da anlamamışlar. Devrimci sanatçı elbet, düzene de genel geçer değerlere de karşıdır. Bu tavrı göstereni de doğaldır baştacı etmemeleri. Hem devrimci sayacaksın kendini, hem karşısında olduklarının estetik değer diye dayattıklarını uygulamaya, savunmaya kalkacaksı... Sonun din değiştirdiği gece ölen delikanlıya döner. Ne diye ağlarmış anası: "İsa'yı darıltı, Muhammet onu tanımaz... Vah benim kara yazılım."
Neyse, sanatçının bağlanmasının, sanata etkileri böyle bir solukta tartışılacak kadar basit değil.. Bu tartışmaları dergilere aktaralım. Pazar günü, yani yarın, Emeğin Partisi'nin kuruluş Şenliği var..
Davetiyenizi aldınız mı?
Emekten yana olan, bunu her alanda göstermek zorunda. Haydi nice kuruluş yıldönümlerine... Nice kutlamalara. Yanyana..
www.evrensel.net