Ev işçisi kadınlar, ‘yaşamak’ istiyor

Ev işçisi kadınlar, ‘yaşamak’ istiyor

Türkiye’de kayıt dışı çalıştırmanın olumsuz sonuçlarını ağır biçimde hissedenlerden  biri de ev işçileri. Görünmeyen emeğin yaratıcıları olan gündelikçiler, dadılar, ev temizliğine gidenler, yıllardır tüm sosyal haklardan, iş güvencesinden ve en önemlisi can güvenliğinden yoksun bi&ccedi

Berivan Koç / Eda Yıldırım

Yaşanan iş kazaları, oluşan meslek hastalıkları, patron tacizleri, sosyal güvencenin var olmadığı ev işçiliğinden geriye, bir kadının elinde kalan şeyler. Yıllardır işçi statüsüne alınmadıkları için, patronların siz gündelikçisiniz, sigortanız ya da sosyal güvencenizi kendiniz sağlayın dediği ev işçisi kadınlar, artık bir güvence istiyor.  

SOSYAL GÜVENCE SAĞLAMAK BU KADAR MI ZOR

25 yıldır, dadı olarak çalışan Gülseren Bektaş, tanınmış kişilerin çocuklarına bakıcılık yapmış. “Yıllardır başkalarının çocuklarına annelik yaparken kendi çocuğum benim sevgimden mahrum kaldı, ama çalışmasam aç kalacaktık” diyen Bektaş, kronik böbrek hastalığına rağmen çalışma zorunluluğu olduğunu söyledi. Gülseren Bektaş, doğuştan böbrek hastası olduğu için sık sık rahatsızlanıyor. Tedavisi de süreklilik arz ediyor. Ancak, patronların sigorta yapmaması yüzünden tedavi ve ilaç masraflarını kendi cebinden ödüyor. Son çalıştığı ailenin, kendisini sigorta konusunda oyaladığını belirten Bektaş, “Aile bana sigortamı yaptığını söyledi, ben de kontrol etmedim. Bir gün rahatsızlanıp hastaneye gittiğimde sigortamın hiç  yapılmamış olduğunu öğrendim” dedi. Güvencesiz çalışmanın yakalarında taşıdıkları bir tehlike olduğunu söyleyen  Bektaş, kadınların, güvencesiz çalışma koşullarına daha kolay itildiğini belirtti. Sektörde, kadının kendi evindeki mahkumiyetinin başka bir evde devam ettirildiğine dikkat çeken Bektaş, “Sigortalı düzenli bir işimiz olsa ilerisi için belki emekliliğimizi düşünürdük. Bu işte çalışınca ilerde aç kalıp kalmayacağını ya da hastalansan neyle tedavi olacağını düşünüyorsun” diye konuştu.

KÖLE DEĞİL, İNSANIZ

“Çalışma saatlerimiz, dinlenme saatlerimiz belli değil” diyen Bektaş, kimi zaman 19 saat hiç dinlenmeden çalıştırıldığını şu sözlerle ifade etti:. “Çocukla işim bitti, bir dakika mola vereyim desem patronun gözüne batıyor. Hemen başka bir iş yaratıyor”. Fazla mesai ücretinin söz konusu dahi olmadığını belirten Bektaş, izinlerini dahi kullanamadıklarını söyledi. Daha önce çalıştığı evlerden birinde, odasına kadar gizli kamera konulduğunu ifade eden Bektaş, çocukla baş başa kaldığı yerlere gizli kamera konulmasını anlayabildiğini ancak şahsi odasına gizli kamera konulmasının taciz olduğunu söyledi. İşverenin bunu kolayca yapabilmesinin, ev işçilerinin, hem  patron hem de devlet tarafından köle olarak görülmesinin yansıması olduğunun altını çizdi

MESLEK HASTALIKLARI VE İŞ KAZALARI

21 sene ev işçiliği yapan, Ümit Pezut da, güvencesiz çalıştırmanın mağduru. Beş sene önce ev işçiliğini bıraktığını söyleyen Pezut, 21 sene verdiği emeğin kendisine hiçbir şey kazandırmadığını vurguladı. Şeker, kolesterol, yüksek tansiyon, damar tıkanıklığı gibi birçok hastalığının olduğunu söyleyen Pezut, uğradığı iş kazası yüzünden işi bırakmak zorunda kalmış. Birçok ev işçisi kadının, çalışma koşulları yüzünden meslek hastalığına yakalandığını belirten Pezut, “Kanser olanlar, kireçlenme, kullandığımız kötü deterjanların ortaya çıkardığı hastalıklar, böbrek rahatsızlıkları gibi birçok hastalık peşimizi bırakmıyor” dedi. Sıklıkla iş kazaları da yaşadıklarını belirten Pezut, hayatlarının patron gözünde bir değeri olmadığına, şu sözleri ile dikkat çekti: “Çalışırken, düştüm ve ayağım kırıldı. Patronum, hiçbir şey olmaz deyip, ilaç alıp beni eve gönderdi. Tam dört ay evde yatmak zorunda kaldım. Sonra da çalışamaz hale geldim” Ev işçilerinin, iş güvencesi olmadığı için bunları yaşadıklarını belirten Pezut, “Sen bir iş yapıyorsun, patron diyor ki ‘şurayı bırak şuraya başla, şurayı bırak şuraya başla’ Biz insanız kaç işi bir arada yapalım doğal olarak, o dalgınlıkla kazalar yaşıyoruz” diye konuştu.

20 yıl ev işçiliği yapan 67 yaşındaki Mürvet Uymaz da, cam silerken balkondan düşmüş.Patron tarafından herhangi bir maddi ödeme yapılmadan Uymaz’ın deyimiyle hemen eve gönderilmiş. Uymaz, tansiyon, kalp, görme sorunu gibi birçok hastalıkla mücadele ediyor. Buna iş kazasının yarattığı, denge sorunu, unutkanlık gibi birçok sorunda eklenmiş. Komşularının yardımıyla geçindiğini söyleyen Uymaz, kadınlara bu çalışma koşullarının daha rahat dayatıldığını vurguladı. (İstanbul/EVRENSEL)


DEVLET ARKAMIZDA DURMALI, KARŞIMIZDA DEĞİL

Devletin ve hükümetin bu güvencesizliğe bir çözüm üretmesi gerektiğinin altını çizen ev işçisi kadınlar, bu konuda somut adımlar atılmasının aciliyet gerektirdiğinin altını çizdi. “Biz, sosyal haklar, düzenli bir çalışma saati, ve işverenler tarafından  aşağılanmamak istiyoruz” diyen Gülseren Bektaş, “Örneğin, akşam yatıyorsunuz hiçbir sorun yok, sabah bir kalkıyorsunuz patron sizi işten çıkardığını söylüyor” dedi. Devlet yetkililerinin kadınların arkasında olması gerektiğini söyleyen Bektaş, “Biz örgütlenme yolunda bir adım attık ve Ev İşçileri İle Dayanışma Sendikasını kurduk, şimdi sıra devlette” diye konuştu. Bu noktada,  Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 1996 yılında ev işçilerini işçi statüsüne aldığını hatırlatan Bektaş, “Biz  bu kabulün, Türkiye’de de uygulamaya geçmesini istiyoruz” dedi.

Ev işçilerinin hayatlarının herhangi bir garantisinin olmadığını söyleyen Ümit Pezut, “Patron, yaptığın işe bakıyor, sonrasıyla ilgilendiği yok” diye konuştu. Patrondan sigorta istediğini ve “Biz devlet kapısı değiliz, sigorta yapamayız” cevabını aldıklarını belirten Pezut, “Patron sana acımıyor, ‘ben sana para veriyorum’ diyor. Verdiğin para ne ki? Ama ne yapalım onun verdiğine muhtaç olunca boyun eğiyorsun” dedi. Güvenceleri olmadığı için patrona boyun eğdiklerini belirten Pezut, hükümet ve devlet yetkililerine ev işçilerinin seslerine kulak verme çağrısında bulundu.

www.evrensel.net