Toplumsal muhalefetten yalnızlığa

   evrilen yaşam: Ahmet Kaya

Toplumsal muhalefetten yalnızlığa
    evrilen yaşam: Ahmet Kaya
Sinan Gündoğar
Sanatçıların ölümünün yarattığı etki ve bu etkinin sanatçıların ardından yazılan yazılara yansıması, küçük bir kaygı yaratır. Bu kaygı, pek araştırma gerektirmeden, bilinenlerin üzerinden hareket etmekten kaynaklanır. Öyle ya, hangi dallar olursa olsun, farklı birikimlerden yola çıkarak üretimlerde bulunan sanatçıların bir kalemde anlatılması, bazı ayrıntıların, başka bir deyişle ayrıntı olarak gözükebilecek bazı "ayrımların" da göz ardı edilmesi gibi bir sonucu doğuruyor. Bunun önüne geçebilmek için de, biraz daha soğukkanlı davranmak, söylenenleri gözden geçirmek gerekiyor.
Ahmet Kaya öldü. Üstelik de, Fransa'da, yaşadığı ülkeden çok uzakta. Durum böyle olunca iki ayrı yönelimle karşılaştık. Bazı gazetelerde, onu, yurtdışına çıkış sebeplerinden hareketle, "dışlanma, yalnızlaştırılma ve sürgün" yönüyle yazılar yazıldı, onun müzikal yönünün objektif olarak yansıtılması göz ardı edildi. Bazı gazetelerde ise, onun yaşantısı, bakış açısı göz ardı edilerek, "İyi bir yorumcuydu, ama günlük yaşantısındaki yanlışlar olmasaydı!" anlamına gelebilecek düşünceler dile getirildi. Oysa yapılması gereken, hem sanatçının yaşamına yön veren bakış açısının hem de bu bakış açısının yansıması olarak algınabilecek üretimlerinin incelenmesiydi.
Ahmet Kaya'nın yaşantısıyla, bunun sonucu olan ürünlerini üç ayrı dönemde incelemek mümkün. Birinci bölüm, Kaya'nın ortaya çıktığı ve bir tepkiyi dillendirdiği dönemdir.
İlk önce Ahmet Kaya'nın ilk albümü olan "Ağlama Bebek"in ortaya çıktığı döneme bir göz atalım. 12 Eylül sonrasında, birçok insanın düşüncelerinden sonra cezaevine girmesi, dışarıda bulunanların da, yakınlarından dolayı bu süreçten etkilendikleri bir dönemde çıkar "Ağlama Bebek". Bu albüm, ilk etapta toplatılması daha sonrasında beraat etmesiyle, sahip çıkacak kitle hakkında bilgi veriyordu. Çünkü, bir albümün içeriğinden dolayı toplatılması; nitelikli her şeyin yasaklandığı, niteliksiz ürünlerin desteklendiği, böylelikle kültürel anlamda bir yozlaşmanın ve insanlarda bir kişiliksizleştirmenin yaygınlaştırılmak istendiği '80 sonrasında, farklı bir anlam taşıyordu. Yaşanan tüm aksaklıklara karşı bireysel anlamda duyarlı olan insanlardan, 12 Eylül öncesini yaşayıp, sonrasında yalnız kaldığını düşünenlere kadar birçok insanda, "tutunacak bir dal" olarak algılanmıştı. "Ağlama Bebek", Ahmet Kaya'nın bestelerinden oluşuyordu. Bu bestelerin hem türkü formuna yakın olması, albümde şiirleri kullanılan şairlerin niteliği de, albümün kitleler tarafından sahiplenilmesine hizmet ediyordu. Buna, Ahmet Kaya'nın belli bir duruşa sahip, tok sesi ve sert söyleyişini de eklemek gerekiyor.
Tok sesli şarkıcılar dönemi
Daha sonra "Acılara Tutunmak" adlı albümünü çıkardı. Bu albüm, müzikal anlamda, kullanılan enstrümanlar anlamında öncekinden çok daha iyiydi. Ancak asıl ününü "Şafak Türküsü" ile yaptı. "Şafak Türküsü", dinleyicilere, hem cezaevlerindeki insanların yaşamlarını, özlemlerini hem de kaygılarını duyuruyordu. Üstelik bu şiirin sahibi Nevzat Çelik de, cezaevindeki bir kişiydi. Bunun yarattığı etkiyle cezaevi şairleri, cezaevi türküleri ve tabii ki, bunları dile getiren sanatçılar konusunda bir furya başladı. Artık tok sesi olduğunu düşünen her sanatçı, "dağ, cezaevi, umut" gibi motiflerle albümler çıkarıyordu. Ancak bir süre sonra bunun, toplumsal duyarlılığın değil de, "müzik sektörünün bir tutumu"nun bir ürünü olduğu ortaya çıktı.
Ahmet Kaya'nın bundan sonraki albümlerinde, kullanılan enstrümanlar arttıkça, bu enstrümanların ayrıntıyı ön plana çıkaran, estetik bir kaygının ürünü olan düzenlemeler de dikkati çekiyordu. Hem melodilerin birbirinden ayırt edilebilecek kadar net ve akılda kalacak kadar etkileyici olduğu, "An Gelir", "Yorgun Demokrat" ve "Başkaldırıyorum"dan sonra, Ahmet Kaya'da farklı bir dönem başlar.
Bu onun, yaşantısıyla müzik serüvenindeki ikinci dönemdir. Aslında bu dönem, albümlerindeki içerik, müzikal yapı ve hitap ettiği kesimde meydana gelen değişiklikler olarak sıralanabilir. İlk dönem olarak algılayabileceğimiz yukarıda saymış olduğumuz albümlerdeki içerik, çoğunlukla toplumsal bir duyarlılığın ürünü şekillenen şarkılardan oluşuyordu. Ancak daha sonra, toplumsal muhalefetin azaldığı, liberal söylemlerin kimi "sol" çevrelerde de telaffuzundan sonra, "bireyselliği" keşfetti, Ahmet Kaya. Üstelik bu, toplumsallık adına yürütülen bir bireysellikti. Artık, şarkılarda egemen olan umut, kavga ya da özlem değil, "hüzün, yılgınlık ve yalnızlık" zamanıydı. Bu dönemde, artık onun yaptığı müzik, "özgün müzik" yerine, "devrimci arabesk" olarak tanımlanıyordu, kimi çevrelerde. Çünkü, melodilerin niteliğinden düzenlemelere ve içe dönük bir hale gelmiş olan "birey"in hüznüne kadar birçok motifte benzerlikler bulunuyordu.
Asıl değişim
Asıl değişim hitap ettiği kesimde meydana geldi. Bundan dört yıl önce, Cumhuriyet gazetesinde Kaya ile yapılan bir röportajda, artık dinleyici profilinin değiştiğini, artık sadece varoşlardaki insanların değil, lüks semtlerdeki gençlerin de kendisini dinlediğini, doğal olarak onların da sorumluluğunu taşımak zorunda olduğunu belirtiyordu. Ahmet Kaya'nın bu yönelimi, toplumu "sınıfsal bir karakter" yerine "yığın" olarak değerlendiren popülizmden başka bir şey değildi. Bunun dışında, birçok şeyin değiştiğini, artık eskisi gibi kavgaların olmadığını, günlük yaşamdaki değişimde, önceki yönelimlerinin yerinin olmadığını belirtiyordu. Oysa bu değişimin yaşandığı dönemde de cezaevlerindeki baskılar sürüyordu, insanlar gittikçe artan oranlarda sömürülmeye devam ediyordu. Bu yönüyle, sadece Kaya'nın "Başkaldırıyorum" ile, sonraki "Beni Bul" ve sonrasındaki albümlerde yer alan şarkıların çoğunluğunu karşılaştırmak yeterli olacaktır. İlkinde, "Sorgucular"da, "onurlu bir kavganın neferi" olan kişi, sonrasında ise "ayaklara dolanan, kum gibi ezilmek istemeyen" bir kişiye dönüşüyordu.
Ahmet Kaya'nın albümlerinde içerik anlamda meydana gelen bu değişim, onun söyleyiş tarzına da yansıdı. İlk dönemlerde, hüzünden sevdaya, umuttan özleme kadar birçok duyguyu yansıtırken, belli bir duruşa sahip yiğitçe bir söyleyişi tercih eden Ahmet Kaya, son dönemlerde ise daha ölgün bir söyleyişe yöneldi. Bu söyleyiş tarzı, onun şiir okumalarında da kendini gösterdi. Özellikle "Şafak Türküsü" ile başlayan ve sonraki albümlerinde yer alan şiirlerde kullandığı tekniği de yitirmişti. Artık şiirlerdeki "altduyguyu" tam anlamıyla yansıtamıyordu, kimi zaman "yapaylıklar" hissediliyordu. Son dönem albümlerinin yanı sıra, onun bu yönünü, eski şarkılarından bazılarını yeniden yorumladığı "Yakamoz"la örneklemek mümkün.
Aynılaşan müzik
Ahmet Kaya'nın son birkaç albümüne bakıldığında, şarkılar arasındaki melodik benzerliklerden ritimlere, enstrümanların kullanılış tekniğine kadar, bir aynılığın olduğunu söylemek mümkün. "Saza Niye Gelmedin"de alkışların "Dosta Düşmana Karşı" albümünde farklı parçalarda tekrar edilmesi, "Mahur Beste"de solo kemanın iç yaralayıcı bir şekilde kullanılmasıyla beğenilmesi sonucu, "Kum Gibi" ve "Beni Vur" şarkılarından sonra "Korkarım" ve "Söyle" adlı iki şarkıda aynı motifin yer alması, tüm şarkıların iç içe girmesi, farklı albümlerde aynı şarkının dinlenildiği hissinin uyanmasına yol açıyordu.
Bunun dışında şarkıların içeriği anlam kazanıyor. Dikkatli bir şekilde incelendiğinde, "küstüğü için dağlara çıkan" birini, daha önceden yaşadıkları yüzünden -ki büyük bir olasılıkla, '80 öncesidir- yaşamla bütün bağlarını koparıp kendini içkiye vuran birini, aslında yarınlara daha güzel şeyler taşımak isterken -'80 öncesi motifinin tekrarı- yalnızlığa gömülen, yaşadıklarını yanılgı olarak kabul eden birini görmek mümkün. Örnekler çoğaltılabilir, ancak hepsinde benzer motifler bulunuyor. Kimse tarafından anlaşılmayan, inzivaya çekilmiş, önceki yaşadıklarından dolayı pişmanlık duyan kahramanlar çoğunluktadır, Kaya'nın albümlerinde.
Yukarıda yaptığımız genellemeler, genel olarak albümlerin bütünüyle ilgilidir. Çünkü her albümde, bir iki şarkıda toplumsal yaşantıdan izler taşıyacak kimi motifleri kullanmayı da göz ardı etmedi, Ahmet Kaya.
Beslendiği kaynaklar
Ahmet Kaya'nın müzikal serüveni, yaşantısında beslendiği kaynakların değişimiyle birlikte ele alındığında yerli yerine oturuyor. Toplumsal muhalefetten beslendiği dönemlerde farklı besteler, toplumsal muhalefetten uzaklaştığı dönemlerde ise, daha farklı besteler göze çarpıyor. Birinci dönemde, melodiler ve enstrümanların kullanılışı yönünden daha zengin bir repertuvarın olduğu, ikinci dönemde ise, kendi kendini tekrar eden, birbirine benzeyen bestelerin olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır.
Onun yaşantısındaki son dönem ise, Magazin Gazetecileri Cemiyeti'ndeki ödül töreninde yaptığı konuşmadan sonrasını oluşturuyor. Kürtçe bir şarkı yaptığını, bunun klibini çekeceğini belirttikten sonra, hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı Ahmet Kaya. Bundan sonra da, Kaya'nın dışlanma, toplumsal anlamda yalnızlaştırılma ve unutturulma dönemi başladı. Yargılamalardan sonra yurtdışına çıkmak zorunda kalan Ahmet Kaya'nın, sürgün hayatı başladı. Ve bir sürgün olarak yaşamını bitirdi. Bu sürgünlüğün onun sanatına nasıl yansıdığını bilemiyoruz. Eğer bu dönemin yeni besteleri kayıtlara alındıysa, bunlar albüm olarak dinleyicilere ulaştırılırsa, bu dönemin niteliğini daha net görmemiz mümkün olacaktır.
Yaşadığı bütün değişimler bir tarafa bırakıldığında, birçok insanın yaşantısının bir yerinde Ahmet Kaya'yla buluştuğunu belirtmek abartı olmayacaktır. Kimimiz onun ilk dönem eserleriyle, kimimiz ise onun son dönem eserleriyle karşılaşmışızdır. Ancak hangisi olursa olsun, içimizde bir boşluk yaratmıştır Kaya. Çünkü Ahmet Kaya şarkıları, biraz da, bir kuşağın bilinçlenmesinin, duygusal reflekslerini dile getirmesinin bir temsili idi.
www.evrensel.net