'169 affın olmazsa olmazı'

FP Rize Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Mehmet Bekaroğlu, Türk Ceza Yasası'nın 312 ve 169'ncu maddeleri ile Terörle Mücadele Yasası'nın 8'nci maddelerinden ceza alanların mutlaka af kapsamına alınması gerektiğini söyledi.

'169 affın olmazsa olmazı'
Sultan Özer
FP Genel Başkan Yardımcısı, Rize Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Mehmet Bekaroğlu, çıkarılacak affın TCK'nın 312'inci, Terörle Mücadele Yasası'nın 8 ve TCK'nın 169'uncu maddesini kapsaması gerektiğini belirterek, "FP'ye göre 169'un af kapsamına girmesi olmazsa olmaz" dedi.
Afla ilgili iki seçenekten söz ederek, ya daha önce veto edilen tasarının yeni düzenlemeyle getirilebileceğini ya da Anayasa Mahkemesi tarafından bozulan Basın Yoluyla İşlenen Suçların Ertelenmesi Yasası'nın kapsamına düşünce suçlarının da alınacağını ifade eden Bekaroğlu, hükümetin MHP kanadında böyle bir niyetin olmadığını söyledi.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'ndaki gelişmeleri ve başkanlığın MHP'ye verilmesini de değerlendiren Bekaroğlu, MHP'nin insan hakları ihlallerine devleti öncelleyerek baktığını, bunun kısmen DSP'li üyelerde de bulunduğunu belirtti. Cezaevleri ve işkence konusunda komisyon olarak yaptıkları uyarılara Adalet Bakanlığı'nın duyarsız kalmasını eleştiren Bekaroğlu, insan hakları ihlalleri, işkence, af tartışmaları ve komisyonun çalışmaları ile ilgili sorularımıza şu yanıtları verdi.
- Af yasasına nasıl bakıyorsunuz? Sizce affın kapsamı ne olmalı?
- Cezaevlerinde bulunan 70 binin üzerinde insan, onların yakınları tedirginlik, heyecan içinde bekliyor. Müthiş bir psikolojik baskı oluşmuş durumda. Bu ortamda af kaçınılmaz artık ve bir an önce çıkarılması gerekiyor. Afla ilgili, bir niyetten, iki teknikten, Anayasa'dan kaynaklanan sorunlar var. Bir defa Anayasamız prensip olarak kişilere karşı işlenen suçların devlet tarafından affedilebileceğini, ama kişilerin devlete karşı işlediği suçların affedilemeyeceğini söylüyor. Anayasa'nın 87'inci maddesi 14'üncü maddeye gönderme yaparak bunu söylüyor. 14'üncü maddede devlete karşı işlenmiş suçlar var ve bu suçlarla ilgili Meclis'in af kanunu çıkaramayacağı belirtiliyor. Burada temel bir sakatlık var. TBMM'nin devlete karşı işlenmiş suçlara ilişkin af çıkarması beklenir. Af zaten demokratik ülkelerde sık sık gündeme gelmez. Bizim gibi, büyük toplumsal çalkantılar, karışıklıklar, 15 seneden beri Güneydoğu'da yaşadığımız sıkıntılar gibi sıkıntılardan sonra, yeniden toplumsal barış tesis edilirken, devletle insan, insanla insan arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi için çıkarılır. Bu durumda devlete karşı işlenmiş suçların af kapsamı içinde düşünülmesi gerekirken, maalesef bizde devleti önceleyen bir anlayışla Anayasa'da devlete karşı işlenmiş suçların affını imkânsız hale getirmişler 87'inci madde ile.
- Bunlar nasıl aşılabilir?
- Öncelikle niyet olması gerekir. Af kanunu çıkarıyorsanız prensip olarak bu genel af olmalı. Çünkü suç ne olursa olsun herkes pişman olabilir, eğer burdan hareket ediyorsanız. Elbette toplum yaralıdır ve haklıdır. Güvenlik güçlerini öldürmüş, ırza tecavüz etmiş, çete kurmuş, banka soymuş... İnsanlar bu konuların af kapsamına alınmasından rahatsızlık duyacak, kabul ediyorum. Ancak eğer bir af kanunu çıkaracaksak, suçun şekline takılamayız. Eşitlik ilkesinden hareketle ya çıkarmayacağız ya da çıkaracaksak her kesimi içine koyacağız.
İki olay var. Ya cumhurbaşkanının veto ettiği af kanunu yeniden gündeme gelecek. O zaman özellikle düşünce suçları, devlete karşı işlenmiş suçlar, TCK'nın 312'inci maddesi, TMY'nin 8, TCK'nın 157/1, yardım ve yataklığı düzenleyen 169'uncu maddeki suçlar affedilmeyecek. Eğer öyle yaparlarsa, koyarlarsa o maddeleri Anayasa Mahkemesi 87'inci maddeye aykırı olduğundan dolayı bozar.
TCK 312, TMY 8 gibi düşünce suçları, TCK 169 yardım ve yataklık gibi suçları affetmek istiyorlarsa ya 87'inci maddeyi değiştirecekler ya da Anayasa Mahkemesi'nin geri göndermiş olduğu Basın Suçlarıyla İlgili Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunu, gerekçeli kararına uygun olarak yeniden gözden geçirecekler. Anayasa Mahkemesi bu kanunu bozarken 'Bu Anayasa'nın 87'inci maddesine aykırıdır. Devlet devlete karşı işlenmiş suçları affedemez' demedi. Anayasa'daki bu zorluğu aşmanın böyle bir yönünün olduğunu, Anayasa Mahkemesi de hafif bir içtihatla ortaya koymuş oldu. Basın yoluyla işlenmiş suçların cezalarının ertelenmesiyle ilgili kanunu yeniden gündeme getirir, sınırlamayı kaldırırsak hiç ayrı af kanunu çıkarmamıza gerek kalmaz. Bir genel af, her kesimi içine alacak bir genel af, ama ismi 'ceza ertelenmesi' şeklinde. 10-12 seneye kadar erteleme gibi bir sınır konabilir.
Peki hükümette böyle bir niyet görüyor musunuz?
- Hükümette böyle niyeti olanlar var, DSP ile ANAP böyle düşünüyor. TCK 312 ile TMY 8'i bunun içine koymak istiyorlar, MHP karşı çıkıyor. Böyle bir sorunları var onların ancak, başka bir teknik sorunları daha var. 'Çete, ırza geçme' gibi suçları da bunun dışında tutmak isterlerse o zaman Anayasa Mahkemesi bozabilir. Anayasa Mahkemesi 'eşitlik ilkesine aykırıdır' der. Anayasa Mahkemesi, 'suç nedir, ne değildir, kötü suçtur, iyi suçtur' diye bakmaz. 'Suç suçtur' öyle bakar. Bu durumda bence iki kanun gelecek gibi görünüyor. Bazı suçları kapsam dışı bırakacak bir af kanunu daha önce olduğu gibi. İkincisi düşünce suçlarının affını sağlayacak bir ceza ertelemesi. Burda TCK 169 da işin içine girebilir. FP olarak 169'un, en az 312 kadar, en az Terörle Mücadele 8 kadar, devlete kadar işlenmiş diğer suçlar kadar af kapsamı içine girmesi gerektiğine inanıyoruz. Asıl toplumsal barışa katkıda bulunacak olan maddelerden biri 169'dur. 169'dan yargılanan, cezası onaylanma aşamasında olan 20 bine yakın insan var. Bunlardan 17 bini Güneydoğu Anadolu bölgesinde. Şimdi yeniden güvenlik ortamı sağlandı. Yeniden toplumsal barışın tesis edilmesi, Güneydoğu'daki kanayan yaranın, akan kanın durdurulması çok önemli, hayati önemde. Bu konu 17 bin kişiyi değil, 65 milyonu ilgilendiriyor. FP'ye göre 169'un af kapsamına girmesi 'olmazsa olmaz.' Bunu mutlaka yapmamız lazım. Meclis'te diğer gruplarla da işbirliği yaparak, eğer tasarıya öyle bir şey konmamışsa, bütün gücümüzle bunun çıkması için gayret göstereceğiz.
- İnsan Hakları Komisyonu'nda başkanlık DSP'den MHP'ye geçti. Bunu protesto edip ayrılanlar oldu. Siz başkanlık seçiminin yapıldığı toplantıya girmeyip protesto ettiniz. Bu gelişmeler bundan sonraki çalışmalarınızı etkileyecek mi?
- Komisyon geçen yıl Sema Pişkinsüt başkanlığında önemli işler yaptı. Komisyonun insan hakları konusunda başvurulacak saygın bir yer olduğunu gösterdik. Sema Pişkinsüt'ün buradan alınması ve başkanlığın MHP'ye verilmesi 'Hükümetin arasındaki bir iş ve bizi ilgilendirmez' gibi görünüyor. Ama, hükümet partilerinin komisyonlardaki tutumlarına baktığım zaman bir iyiniyet göremiyorum. Sema Pişkinsüt alınıyor, Anayasa Komisyonu başkanı alınıyor. Komisyonlarda gerçekten demokratikleşme konusunda tavır koyan arkadaşların tamamı uzaklaştırılıyor. Bu durum bizi, hükümetin demokratikleşme ve insan hakları konusunda niyeti ve tavırları açısından bir endişeye sevketti.
Bu nedenle ilk toplantıda böyle bir tepki koyduk. Komisyon ne yapar, ne yapmaz onu ilerleyen süreçte göreceğiz. MHP'nin, değişti değişmedi bilemem ama bu konulara bakışı bellidir. MHP bugüne kadar bu tip olaylara kurumları, devleti önceleyen bir tavırla yaklaştı. Yani bireyi önceleyen bir yaklaşım tarzı yok. Komisyon çalışmalarımızda bunu gördük. Sadece MHP'nin değil, DSP'li üyelerin de tavırlarını gördük. Ortada bir hak ihlali olduğunda bunu gündeme getirirken, insan hakları savunucuları olarak endişemiz, kişinin fizik ve ruhsal bütünlüğüne dokunulmuş, ihlal edilmiş olmasıdır. Burada mazlum kimdir, zalim kimdir bu bizi ilgilendirmez. Ben o suçu işleyeni görmem, 'Burada bir hak ihlali var' der, bunu tespit edip, suçu işleyenlerle ilgili gerekenin yapılmasını isterim. Ama MHP ve DSP'nin olaya devlet öncelikli, konu öncelikli baktıkları kanaatindeyim. FP'li üyeler olarak, yasanın komisyona vermiş olduğu görevleri yapabildiğimiz müddetçe orada kalacağız. Yapamazsak bırakacağız.
Geçen sene güzel çalışmalar yaptık, ama maalesef Adalet Bakanlığı yapılan suç duyurularıyla ilgili hiçbir şey yapmadı. En son Uşak Cezaevi'ndeki olayla ilgili geçen sene cezaevleri raporunda suç duyurusunda bulunduk. 'Cezaevlerine silah girmesi, telefon girmesi hepsi organize örgüt tarafından yapılmaktadır. Bunun içinde mahkûmlar kadar dış-iç güvenlik, savcılık ve bakanlık mensupları da vardır. Konuyu Adalet Bakanlığı müfettişleriyle çözemezsiniz, özel bir komisyon kurun ve bu olayların üzerine gidin' dedik. Ama Adalet Bakanlığı bir şey yapmadı.
Şu anda bine yakın tutuklu ve hükümlü cezaevlerinde açlık grevi yapıyor. 30'uncu gününü geçti. F tipi, M tipi önemli değil, ölüm orucuna doğru gidiyor. Türkiye AB yolunda falan... Kimse bu konunun üzerine gitmedi. Kimsenin haberi yok, varsa yoksa Uşak'ta bilmem ne kardeşler Karagümrük Çetesi'nin eline düştü falan. 800 kişi açlık grevinde, yarın bunlar ölüm orucuna döndüğü zaman ne olacak. '96 yılında yaşadıklarımızın benzerleri yaşanmayacak mı? Bunlar problem olarak duruyor. İnsan Hakları Komisyonu'nun önünde çok ciddi konular var. Umarız, inşallah bu konuların üzerine gidebilir. Ama biz gitmeye çalışacağız, gidemezsek çekileceğiz.
- Sizce Türkiye'de işkence münferit mi?
- İşkence Türkiye'de sistematik, yaygın. İşkence kültürün bir parçası. Türkümüze bakın, 'Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar'. Nasıl doğru söyler karakolda, ifade almanın tek yöntemi olan dayakla. İşkence 'münferit' diyemeyiz. Türk polisinin, üzülerek söyleyeyim işkencenin, baskının dışında ifade alacak yöntemi yoktur. Mahkeme kararlarına bakın, genellikle itiraf üzerine karar verir mahkemelerimiz. Çağdaş yargıda itiraf etse bile deliller yoksa mahkemeler ceza vermez. Bizde deliller pek aranmaz, itiraf önemlidir. Bu bile Türkiye'de işkencenin ne kadar yaygın olduğunu, kültürün ne kadar parçası olduğunu gösteriyor. Aile içinde başlayıp, karakollara, cezaevlerine kadar... 'İşkence münferittir' külahıma anlat. Yok böyle bir şey. Bizde işkence vardır, böyle bir kültür vardır. Biz bunu yenmek için uğraşıyoruz. Bu kültürün, bu bilincin değişmesi, başka türden bilincin ortaya çıkması için çalışıyoruz, gayret ediyoruz' derseniz buna inanırlar. Yoksa işiniz gücünüz suçlu psikolojisiyle işkencenin münferit olduğunu anlatır, olayları kapatırsınız. Olmaz böyle bir şey.
www.evrensel.net