Kitapların amacı

Onbir ayın sultanı TÜYAP zamanı bitti. Artık okurlarımız kış uykusuna çekilebilir. Yayıncılarımız da yayın planlarını gelecek TÜYAP'a göre yapabilir.

Kitapların amacı
Sennur Sezer
TÜYAP zamanı bitti. Artık okurlarımız kış uykusuna çekilebilir. Yayıncılarımız da yayın planlarını gelecek TÜYAP'a göre yapabilir. Kim kime dum duma yayın hayatımızın bir kısmı ilgi beklerken ötekiler de reklamlarını bankamatiklerde sürdürebilir. Kitaplıklarımıza yeni kitap alımı yapılmadığından zaten sayısı az olan kitaplıklarımız okur kaybına devam eder. Okuru azaldı gerekçesiyle yeni kitaplıklar kapatılır. Bu bir kısır döngüdür ki... İnternetlerin kısır ve kontrollü programlarına yarar. İnternete girenler de işi "chatta geyik" muhabbetine bağlar.
İşin şakası bir yana, kitap ve okuma sorunu ben kendimi bildim bileli sürer. Okumak gerekli denildi mi, yanıt, ne okuyalım değil, nasıl zaman bulalıma dayanır. Ülkemizin, hele büyük kentlerin zaman yoksulu olduğundan başlanır, kitap pahalılığında sonuçlanır. Sözlü toplum oluşumuz, okumayla korkutuluşumuz hiç dile getirilmez. Bunlara bir de içi boş kitaplar furyası katılınca işimiz iş.
İçi boş kitap tanımı size garip gelebilir. Ancak son günlerin gözde kitaplarının tanıtımlarını şöyle bir izlediyseniz ne demek istediğimi kavrayacaksınız. Bir süredir dünya mistik, yarı mistik kitaplara önem verir oldu. Diyelim Avustralya'nın asıl yerlileri Aborjinler ile ilgili araştırmalar bile işi öte dünya-bu dünyanın nimetleri çelişkisine bağlıyor. Uygarlığın bölüşülmemesine değil. İlkel yaşamı, bu yaşamın ruhsal rahatlıklarını öven yazar, yaşam alanı olarak Arupa'yı seçtiğini saklamıyor. Gerekçe olarak da, tuvalet kağıtsız yaşamak istemediğini gösteriyor ama, işin gerçek yanına hiç değinmiyor. Örneğin yok edilen bir halktan, onların uygarlık dışı bırakılışından söz bile etmiyor. Varsa yoksa, ilkellerin sezgi, sağaltım güçleri.
Mistisizm, bilinen dinler üzerinden yayılmıyor. Zamanı ve mekânı belirsiz gizli güç savaşlarının anlatıldığı büyüklere masallar gözde. Yalnız bizde de değil, tüm dünyada. Olağanüstü güçler, sihirli eşyalar. Mitoloji kahramanları... Yunan mitolojisi, Asya mitolojisi ve daha çok bunların çağa göre düzeltilip karıştırılmışı. Bir de tarih yağmaları var. İmparatorlukları, seks hayatı tarihine dönüştürenler. Eski Mısır uygarlığından Osmanlı imparatorluğuna polisiye senaryolarla, gizli tarih anlatıcıları.
Binbirgece Masalları'nın yağması da bunlara katılabilir. Masalın kalıbını, Kaymak Tabağı derekesine indirdiniz mi, yazarınız da yabancıysa yaşadınız gitti.
Böyle bir anlatının ne dil özeni önemli, ne günümüze göndermesi var. TÜYAP'ta Öteki Yayınevi'nin yöneticisi Vedat Yeniçeri bu konuda bir açıklama yapmış. Gazetemizde görmüşsünüzdür. Ben yine de alıntılıyorum:
"Türkiye son dönemde, ideolojik bir bombardımana tutuluyor. Tarih ve mitolojik roman adı altında piyasaya kötü bir edebiyat sürüldü. Bu insan bilincine saldırıyı hedefliyor. İnsanın içini boşaltıp her türlü idealden uzak, günübirlik yaşayan insanlar yaratılmak amaçlanıyor. Bunları yazan insanların büyük bir bölümünün edebiyatçı kimliği tartışmalı."
Bu haklı saptamaya aslında eklenecek çok şey yok. Belki bir soruyu açıkça dile getirmek gerekiyor. Eğer kitaba ve okumaya bu kadar az olanağımız varsa, neden kitaplara karşı daha dikkatli değiliz? Sizin yanıtınız nedir, merak ediyorum.
www.evrensel.net