Öncü güç kültür emperyalizmi

Kitap Fuarı etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen "Kültür Emperyalizminin Duvarlarını Yıkma Girişimi" adlı panelde, emperyalizmin öncü gücünün kültür olduğuna dikkat çekildi.

Öncü güç kültür emperyalizmi
Kültür emperyalizminin tartışıldığı panelde konuşan Prof. Dr. İzettin Önder, kültür emperyalizminin emperyalizmin öncü gücü olarak kullanıldığını söyledi. Önceki gün TÜYAP A Salonu'nda yapılan panele Adnan Özyalçıner, İzettin Önder, Şükrün Kurdakul, Burhan Günel ve Aydın Hatipoğlu katıldı.
Aydın Hatipoğlu'nun başkanlığını yaptığı panelde ilk olarak İzzettin Önder söz aldı. Kültür emperyalizminin emperyalizmin öncü gücü olduğunu söyleyen Önder, emperyalizmin günümüzde rafine hale gelerek normalleştirildiğini kaydetti. Küreselleşmede kararı merkezi sermayenin verdiğini ifade eden Önder, sermayenin küreselleşme ile kendisine yeni üretim ve tüketim alanları yaratmaya çalıştığına dikkat çekti.
Normalleştiriyorlar
Askeri olarak bir yeri işgal eden emperyalizm döneminin sona erdiğini anlatan Önder, "Bunun için artık askeri güce ihtiyaç duymuyorlar. Kültürü ve bilimi kendi toplumunun sorunlarında soyutluyorlar. Bu da ajanlıktır. Çünkü ajanlık başka ülkenin çıkarlarını kendi ülkenin çıkarları gibi görmektir" dedi.
Emperyalizmin bütün davranışları merkezi davranışlar yolunda değiştirip normalleştirmeye çalıştığını anlatan Önder, bu durumun kültürel doku erozyonu yarattığını dile getirdi. Önder son olarak "Küreselleşme ile bütün bireylerin kültürel dokularının bir araya gelmesi ile zenginlik oluşmadı. Kararlar yerelden merkezi sermayeye çekildi. Demokrasi ise merkezi sermayenin hegemonyasına çekilmesi oldu" dedi.
Her alanda eyleme geçmeli
Daha sonra söz alan Adnan Özyalçıner ise, Kurtuluş Savaşı'nda bir avuç toprak için verilen mücadele sonrası tatil köyleri adı altında yabancılara toprakların peşkeş çekildiğini, Eurogold gibi şirketlere verilerek doğanın yok edilmek istendiğini söyledi. Emperyalizm için toprakları ele geçirmenin yetmediğini anlatan Özyalçıner, kültür alanını da ele geçirmeye çalıştığını, eğitim yolu ile dile de yöneldiğini belirtti. Yabancı dil eğitiminin yabancı dilde eğitim haline getirildiği Türkiye'de insanların kendi dilinde bilgi üretemediğini açıklayan Özyalçıner, dil-düşünce ve dil-kimlik bağlantısının ortadan kaldırılmak istendiğine dikkat çekti. Sinema, basın, edebiyat ve televizyonlar yolu ile kültür ve dili ele geçiren emperyalizmin kendi isteklerini daha rahat yerine getirdiğini kaydeden Özyalçıner, Hollywood'un buna en güzel örnek olduğunu aktardı. İyi bir filmi gösterecek sinema bulunamadığını anlatan Özyalçıner, iletişim araçlarını ele geçiren emperyalizmin ajanslar yolu ile istediği haberleri seçerek duyurduğunu dile getirdi.
Bu anlamda yeni sanat anlayışında da sanatın eylemsizleştirildiğini dile getiren Özyalçıner, son dönem yazılan popüler kitaplarda zaman, mekân ve toplumsal ilişkiler gibi konuların tamamen göz ardı edilerek betimlemelerden oluştuğunu söyledi. Özyalçıner, bu kuşatmayı kırmanın tek yolunun her alanda insanların sorunu dile getirerek eyleme geçmesi olduğunu söyledi.
Postmodernist akım
Edebiyat Derneği Başkanı Burhan Günel ise, Avrupa'nın dünyayı kirleten fabrikalarını güneye götürdüğünü söyleyerek "Almanya'da yeşil alana çevrilmiş bir fabrika vardı. Bana Almanya ne kadar modern dediler. Ben fabrikaya ne oldu dedim. İran'a taşımışlar" dedi. Bunun kârdan başka bir şey düşünmeyen kapitalist sistem olduğunu belirten Günel, özellikle bu dönemde bir postmodernizm fırtınası estirildiğini söyledi. Postmodernizmle birlikte kültür ve edebiyatın, cinsellik, pornografi, şiddet, din ve arabesk üzerine kurulduğunu kaydeden Günel, postmodernizmin son olarak götürdüğü yerin milliyetçilik, din ve arabesk olduğunu söyledi. Özelleştirme ve yağmalarla beraber sosyal devletin yok olduğunu ifade eden Günel, devletin buna karşı insanlara sunduğu yerin din, milliyetçilik ve arabesk olduğuna dikkat çekti.
Bilincimizi silah gibi...
Son olarak söz alan Şükran Kurdakul ise dünyada en haklı mirasın kültür mirası olduğunu ifade etti. Türkiye'nin mirası da Türkiye'yi kolay yutulur lokma hale getirmediğini vurgulayan Kurdakul, ülkenin daha karanlık dönemlerde yaşadığını ancak yeni kuşağın bu durumu kavrayacağını ve kurtulacağını kaydetti. 12 Eylül 1980 darbesinde 600 bin aydının cezaevine atıldığını aktaran Kurdakul, "Bu kadar aydın varsa ciddi bir iç dinamik de vardır" dedi. Türkiye'de amele takımından işçi sınıfına ve kapı kulundan kamu emekçisine gelindiğini anlatan Şükran Kurdakul, bilincimizi silah gibi kullandığımız takdirde yıkamayacağımız duvarın olmayacağını dile getirdi.
www.evrensel.net