Bebek katilleri!

İsrail askerlerinin El-Halil de her gün fırlattığı yüzlerce gözyaşartıcı bombadan biri, bir bebeğin ölümüne yol açtı. Askerler, bebek can çekişirken, hastaneye götürülmesini de engellediler.

Batı yüzlü doğulu bir yazar
Güvenç Elman
Türk Edebiyatı'nda, verdiği ürünler adının önüne geçmiş yazarlardan biridir Halide Edip. Toplumsal düzlemlerde ve durumlardaki savaşımlarıyla, gösterdiği gözüpekliklerle hak ettiği yere gelmiştir, Edip Bey'in Amerikan Koleji çıkışlı kızı olarak değil.
Doğu ve Batı kültürleri arasında kurduğu köprünün üzerinden gözlemlediği Türk insanını kendi gelenekselliği içinde kavramaya çalışmıştır ama her zaman Batı'yı göstermiştir onu taşımak istediği yön ve belirlediği doğrultu. Bunun da ideolojik yapılanmasının sağladığı olanaklardan başka kendi kültürel donanımıyla gerçeğe indirgemeye çalışmıştır.
Yaşamından kesitler
Romanlarından, öykülerinden apaçık belli olur iyi bir eğitim aldığı; ancak verdiği ürünler aldıklarının karşılığıdır da denilebilir buna. Aldıklarını kendinde tutsak etmemiş, daha güzel ve daha zengin biçimde geriye vermek için çabalamıştır yaşamı boyunca.
Yapıtlarında kendi yaşamından kesitler, parçacıklar bulunduğu söylenegelir hep. Hangi edebiyat insanının yapıtında kendinden bir ses, bir renk, bir esinti yoktur ki! Bundan daha doğal, hatta daha akılcı bir tutum olabilir mi? Kendi yaşamından yararlanmak, bir sanatçının ciddiliğini ve içtenliğini gösterir bir anlamda.
Küçük yaşta annesini yitirişinin acısını, içinde sürekli duymuş da olabilir, nedir ki bu acı, onu, daha etkin kılmanın yanında, sağlam bir kişilikle özgürce yaşayabilme, birey olma gibi değerlere sahip çıkma becerisini kazandırmıştır kısa sürede.
Bu bilincin, duygusal iniş çıkışların, içsel çekişme ve çatışmaların, kadın erkek ilişkilerindeki tutarsızlığın, iletişimsizliğin, örtüşmezliğin yansımaları, ilk romanlarında böy gösteriyor: Raik'in Annesi, Seviyye Talip, Handan... Birbirine benzer bu yapıtlardaki kadın kahramanlarda; yazar kendisinin verdiği savaşımları onlara da verdirtir. Amacı, herkesin birey olmasıdır; özgür, topluma yararlı, yaşama katkılı birer birey...
Açık düşünceli, düzeyli, Batı'nın bilgi çeşmelerinden beslenip Doğu'nun kendine özgü geleneksel kültürü içinde yaşayan fakat yozlaşmayan bireyler... Toplumun değer yargılarını aşmalarına karşın, herkes gibi düşünmek zorunda olmadıklarının ayrımında olan kişilikler...
Özet olarak, yazarın görmek istediği, Türk insanı, özelikle de Türk kadını tipleridir bu kahramanlar.
Turancılarla temas
Yapılanması doğrultusunda, kişisel yaşamını da kişisel özgürlüğü içinde düzenlemekte çekince görmemiş; belki de yaşadığı dönemdeki gelenek ve göreneklere karşı çıkarcasına ve hayat karşısında takındığı tutumu kanıtlarcasına, matematik dersleri aldığı Salih Zeki Bey'le evlenmiştir. Bundan doğal ne olabilir ama, yazarın evlendiği yıllardaki toplumsal ahlak anlayışı ve geleneksel sınırlamalar göz önünde tutulduğunda, bir sanatçı kişiliğin gösterisi olarak kabul edilmelidir eylemi. Halide Edip, kendi yaşam biçimiyle sanatçının bütün toplumsal değişim ve dönüşümlere, yönsemelere öncülük etmesi gerektiğinin de altını çiziyor.
Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi Türkçülerle 1911-1912 yıllarında tanışmasıyla, bir yapıta daha uzanıyor Halide Edip: Yeni Turan. Bu romanda düşlediği toplumu resmeder ve satırları ütopik bir kalemin hışırtısıyla kaplıdır.
Siyaset Halide Edip'in yaşamının bir başka kanadı. 1917 yılında Suriye dönüşü evlendiği bilim ve politika adamı Adnan Adıvar'la sürdürmektedir artık bu alandaki çalışmalarını. Bu sıralarda gündeme İzmir'in işgali yerleşir. İzmir'in bunaltısını Sultanahmet Meydanı'na taşır ve coşkulu bir konuşma yapar. Bu konuşmadan sonra yurt sorunlarını iyiden iyiye kucakladığına tanık oluyoruz.
Durmayı sevmeyen yazar 1919 yılında eşiyle birlikte Kurtuluş Savaşı'na katılmaktan çekinmiyor Anadolu'ya geçerek. İstanbul'da kurulan sıkıyönetim mahkemesince idamla yargılanıyor Mustafa Kemal ve arkadaşlarıyla omuzdaş olduğundan. İşte o dönemde doğan yapıtlar: Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye.
Bu romanlardaki eksen, yine aşk: Ancak kadın kahramanlar güçlü bu kez ve akın bireysel sancıları kadının kişiliğini, özellikle toplumsal bir varlık oluşunun bilincini yaralamıyor. Bir idealin sahibidir çünkü onlar ve toplumsal kurtuluş hazırlayacaktır bireysel kurtuluşları da.
Kurtuluş Savaşı'nda
Sömürü karşıtı bir savaşımda, Mustafa Kemal'in yanında yer aldığı halde, içine düştüğü umutsuzlukla büyük bir yanılgıya imza atar bir ara: 10 Ağustos 1919 tarihini taşıyan bir mektupla, yurt içindeki karışıklık ve bölünmenin dinmesi için Amerika'ya başvurmanın uygun olacağından söz eder. Oysa, Mustafa Kemal'in "Ya bağımsızlık ya ölüm!" ilkesinin kesinliği, başarıya ulaşmıştır ve yurt dışına çıkar yeniden Halide Edip Adıvar.
2 Nisan 1920 günü Ankara'ya dönen Halide Edip, yazı işlerini üstlenir Mustafa Kemal'in ve cephede görev alır daha sonra. 30 Ağustos 1922 tarihinde de orduyla İzmir'e girecektir.
Görüleceği gibi, savaşımcı kişiliğini geri çekmemiştir hiç; birey olmanın gereğini yerine getirmiş ve vazgeçmemiştir bu tutumundan.
Bir kavganın uğultusu işitilir ürünlerinde sergilediği altyapılarda. Özgür olma, özgür yaşama çabasının gelgitlerinin sesi. Adanmış bir kişisel yaşamdır onunki; toplumsal dalgalanmalar arasında yanlışlıkları da bağışlamayan, el koymak için sürekli gözlem altında tutan bir kişisel yaşam.
Görüşümce, yapıtlarındaki başroller bir kadının her zaman... Görmek istediği adının... İkinci sınıf yurttaşlıktan, ezilmekten, her koşulda teslim olmaktan dış dünyanın çilesine katlanırken iç düşyasından vazgeçme alışkanlığından kurtulmak isteyen, yaşamı daha geniş ve insana yakışır biçimde kavramaya çalışan, bu yolda her türlü savaşımı veren bir kadın... Yaşamının anlamını arayan, aynı zamanda ona yeni anlamlar katma çabası içindeki kentli kadın.
Halide Edip Adıvar, birkaç yönden donatmıştır kendisini. Yabancı dil, sanat, siyaset derken, müziğe olan ilgisini de görüyoruz. Peregrini: Sinekli Bakkal'ın müzisyen tiplemesi. Donanımlı olmak sürekli donanımlı kalmayı zorunlu kılıyor... Kılmalı da. Yeni donanımlar edinme gereksinmesi bu sürekliliğe bağlı. Yazarın küçük yaşlarda aldığı eğitimin de katkısıyla, bu kuşanma hayatın birçok anahtarını vermiştir ona.
Canlı tipler yarattı
Türk Edebiyatı'nı günümüze taşıyan en önemli adlar arasında anılması gereken Halide Edip Adıvar hakkında, dikkate değer bir saptaması var Tahir Alangu'nın "Edebiyat-ı Cedide'nin mızmız aşk anlayışı ve pasif kahramanlarının karşısına etli, canlı, haris tipler getirdi" diyor. Başka bir yazar, Zekeriya Sertel, onun hiçbir zaman Turancı olmadığını söylerken Refik Halit Karay, dil ve anlatımındaki pürüzlere ve acemiliklere karşın, onun yanlış dilini, Edebiyat-ı Cedide'nin dile egemen anlatımlarına yeğlediğini; çünkü, bu akım içindekiler dili süs olarak kullanırken, Halide Edip'in bu dili düşüncenin hizmetine verdiğine değiniyor.
Bunlar gibi, daha birçok eleştiriye rastlamak olanaklı. Ancak, bir yazarın yazar olarak tanınmasının, onun yapıtlarını anlamış olmaktan geçtiğini düşünüyorum. Dolayısıyla, hakkındaki eleştirilerden çok yapıtlarındaki yaşamsal çelişkilerin, iletilerin, savların kavranması yerinde olur; elbette onun hangi yolda yürüdüğünü öğrenmek için. Bu yargı kabul görür ya da görmez, ama ürünlerini verdiği dönemlerin koşullarına bakılırsa, gerçekleri ince bir tül altından göstermesindeki haklılığını teslim etmek gerekir. Ulusal edebiyatımızın harcının pek kolay ortaya çıkmadığı üzerinde de düşünülmeli uzun uzun. Hiçbir sanat, içinde doğduğu yaşayış ve kültürden ayrı düşünülemez çünkü. Organik bağlarla ilişkilediği yere özgüdir mayası da. Alınmış olan geçmişi, verilen ise, şimdiyi getirir önümüze. Şimdiyse, üretkenliğini göstermek zorundadır, geleceğin hazırlanması için.
Öykülerini Harap Mabetler, Dağa Çıkan Kurt, İzmir'den Bursa'ya; anılarını ise, Türk'ün Ateşle İmtihanı ve Mor Salkımlı Ev adlı kitaplarda toplamış olan Halide Edip Adıvar'ın, özellikle sanatçılar konusunda ve sanatın gidişi hakkında görüşü şöyle:
"... bunu tam bir kanaatle söylüyorum ki, ne zaman sanatkârlar şekil kaygısından kurtulurlarsa, ne zaman kalıplaşmış bir şekle doğru gitmek çemberinden kurtulurlarsa, o zaman içlerinde belirli bir şey doğabilir, yaşayabilir."
www.evrensel.net