'Milliyetçi hareket'te

   küreselleşme revizyonu

'Milliyetçi hareket'te
    küreselleşme revizyonu
Haber Analiz - Fatih Polat
Ortadoğu gazetesi yazarlarından Nazmi Çelik, dünkü yazısında bugün yapılacak MHP'nin 6. Olağan Büyük Kongresi'ne aslında 1. Olağan Yeni Kongre de denilebileceğini belirtmiş ve eklemiş: "Çünkü yeni bir süreç başlıyor." MHP'nin ışıklandırmasından, ses düzenine kadar yaklaşık 100 milyar lira harcadığı bugünkü kongresi için altını çizdiği temel mesaj "değişim" ve siyasal yelpazeyi Yeni Dünya Düzeni'nin renklerine uygunluk sınavından geçirerek biçimlendirmeye önayak olan medya da bu yönüyle MHP kongresine özel anlamlar yüklüyor.
MHP'nin yükselişinde hatırı sayılır bir pay sahibi olan medya "değişim" mesajına daha kongre öncesinden başlayarak sihirli anlamlar yükledi ve MHP kurmaylarına bu "değişimin" sistemin ve günün gereklerine, ihtayaçlarına uygunluğu ölçüsünde desteğinin süreceği mesajını verdi. Türkiye'nin hakim siyasal yapısını belirleyen iç ve dış güçlerin hislerine tercüman olan medyanın MHP kurmaylarına verdiği mesaj şu sözlerle açıklanabilir: "RP gibi yüzümüzü kara çıkartmazsan sonuna kadar arkandayız."
Tarihi kongre ve tabanın tepkisi
Bugünkü kongre MHP kurmayları açısından gerçekten tarihi bir öneme sahip. Birkaç nedenle. Soğuk savaş dönemi boyunca "komünizm tehdidi ile mücadele" motifiyle kendisini var etmiş ve bu bakımdan tam bir Özel Harp partisi gibi davranmış olan Milliyetçi Hareket geleneği Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından son on yıllık gelişimini endekslediği "PKK tehdidine karşı mücadele" motifi bakımından aşamadığı bir sıkıntının sancılarını hâlâ yaşıyor. MGK eksenli siyaset içinde kendisini var etmeye özen gösteren MHP kurmaylarının Öcalan'ın idamının ertelenmesini imzaladıktan sonra, idamın kaldırılması tartışmalarında da topu ortaklarına atarak da olsa sistemle "uzlaşmacı" bir çizgiyi benimsemesi uzun yıllardır aksi yönde kışkırtılmış ve biçimlendirilmiş MHP tabanının tepkisini çekiyor. Bu tepki, MHP kurmaylarının şov yapmayı hesapladığı son Erciyes Kurultayı'na da yansımıştı. Diğer bir "sıkıntı" da din konusunda 28 Şubat'ın baskıcı yönünden kopamayan bir politika izlenmesinin MHP'nin oy aldığı, taban bulduğu kesimler üzerinde olumsuz bir etki yapması ve bunun FP ile "İslamcı basın" tarafından sıkça MHP'ye karşı kullanılması. Bu kongreyi MHP kurmayları için önemli kılan diğer bir yön de Türkiye iç siyasetinin dengelerini derinden etkileyen AB'ye tam üyelik koşullarının MHP'yi ciddi bir sınava zorlaması.
Türedi MHP uzmanlarının şablonculuğu
Öncelikle "değişim" kavramını, "sosyal devlet" niteliklerinin tasfiyesinden uluslararası tahkimin yasalaştırılmasına kadar yabancı sermayenin globalizasyonu -global çıkarları- ekseninde Türkiye'yi değiştiren ve dolayısıyla iktidara talip siyasi yapıları da elemeden geçiren bir süreç olarak kavramak yerine, MHP kurmaylarının "hikmetiyle" açıklayan medya ve son zamanın "türedi MHP uzmanları" bu kongrede öne çıkartılan AB'ciliği de kafalarında dar şabloncu bakışla değerlendirerek MHP'nin hanesine büyük bir artı olarak yazıyorlar. Burada şunun altı önemle çizilmeli ki MHP'nin küreselleşme ve AB'ye itirazlarında emekçi sınıfların taleplerini, bağımsızlıklı antiemperyalist değerleri içeren bir tutum hiçbir dönem olmadı. MHP her dönem "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" teması etrafından ırkçı bir perspertifle itirazlarını dillendirdi. MHP'nin iktidardaki uygulamaları ve tercihleri de bu gerçeğin açık birer ifadesidir. Örneğin birçokları gibi büyük bir yanılgı içine düşerek Mayıs ayında MHP'ye "methiye" düzen Attilâ İlhan'ı 27 Eylül 1999 tarihli yazısında "MHP'nin yeni lideri Bahçeli az tanınıyordu ama, yazdıklarında ve söylediklerinde ilk Türkçüler'in antiemperyalist ve laik ulusallığına dönüleceği ümidi var gibiydi" dedikten sonra aldanışına MHP'nin seçim bildirgesindeki şu demagojik söylemleri göstermesi bunun bir işaretiydi: "...KİT'lerin korunması ve rehabilite edilmesi yanında, özelleştirmenin de iktidara gelindiğinde durdurulacağı ve altyapısının yeniden düzenleneceği... Sermayenin tabana yayılması ilkesi doğrultusunda, blok satış yöntemiyle yapılan özelleştirmeye karşı olunduğunun beyan edilmesi... Yabancı sermayeye karşı milli bir tutum içinde olunması..." Sloganlarla her tarafa sıcak mesaj
Bugünkü kongreye gidilirken, Bahçeli'nin AB'nin tarihi bir fırsat olduğunu savunması ve "değişimin zorluklarına katlanmak" gerektiğini söylemesi, Bahçeli'nin talimatıyla hazırlanan "MHP'nin AB Görüşü" başlıklı kitapçıkta Kopenhag Kriterleri'ne uyumun şart koşulması, küreselleşme konusunda "sıcak" mesajlar verilmesi; MHP'nin "Milliciliği"nin kendisini küreselleşme revizyonunda geçirdiğinin göstergeleri. Ancak bugün yapılacak kongrede "AB'ye girilirken milli çıkarlarımızdan da vazgeçemeyiz" türü söylemlerin sarf edilmesi de kimseyi şaşırtmamalı. Keza MHP böylelikle, hem AB'ye üyelik sürecinin "boşluğa" düşmeden belirli dengelerden ve içerideki iktadar piramitinin MGK'daki yansımasından vazgeçmeden gerçekleşmesini isteyen Genelkurmay'ın rezervlerini arkasına almış, hem de tabanının hassasiyetlerine tercüman olmuş olacağını hesap ediyor. Aksi yöndeki "ama"sız AB tercihi, MHP'yi ciddi bir kimlik bunalımına sürükleyecektir.
Öte yandan "Yüzyılla Sözleşme" gibi yeni MHP sloganıyla "çağın" gereklerine uyum konusunda çağın egemenlerine yönelik bir mesajı içerirken, "Biz bu ülkeyi karşılıksız sevdik" sloganıyla da hem uzunca bir süredir medya eliyle ürütilen popüler söylemin oluşturduğu kitle tabanına sempatik bir mesaj gönderiliyor, hem de iktidar olduktan sonra partide söz sahibi olamamaktan, itilip kakılmaktan yakınan tabandaki çilekeş ülküdaşa "Vakur ve olgun davranmaya devam et. Geleneğin bunu gerektirir" mesajı verilmiş oluyor. Ayrıca, dışlayıcı içeriğiyle MHP dışı kesimlerin tepkisini alan, "Ya sev ya da terk et" sloganının ardından "Biz bu ülkeyi karşılıksız sevdik" denmiş olması "kurtbaşı" selamının yumuşatılması gibi bir özellik de taşıyor.
Kurt romantizmi
İktidarın bir hesap kitap işi olduğunu öğrenen MHP kurmayları, bunca hesap kitabın, uzun yıllar "kana kan" eksenli "kitapsız" bir siyasetle yetişmiş MHP tabanında bir "motivasyon" erozyonu yaratmasının önüne geçmek için de "Sen doğmana bak güzel gün!" gibi hakim popüler söylemin bulamacından geçmiş bir "kurt romantizmini" kullanmayı uygun görmüşler. Yabancı sermayenin kucağına itilen bir Türkiye'de bu politikaları belirleyen "küreselleşmeci" hedefin derinleştireceği yıkımda gelecek adına güzel günler görmek MHP tabanını ajite etmek ve vitrini sözde "romantikleştirmek" dışında bir işe elbette yaramayacak. Ortadoğu gazetesi başyazarının dünkü yazısına Nâzım Hikmet'in "Dört nala gelip uzak Asya'dan Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim" dizelerini alması da bu mandacı romantizme soldan yama yapma pragmatizminden başka bir anlama gelmiyor. Özelleştirmeci, tahkimci, mandacı politikaların doğrudan hedefi ve kurbanı durumundaki emekçi halkın, "değişen" MHP'nin de, yine halka karşı bir konumda, gayri milli güçlerin çıkarları ekseninde bir "değişime" uğradığını, bu yönde kendisini yeniden yapılandırdığını görmesi için fazla zaman geçmeyecek. Çünkü bu gayrı milli politikalar halkın yaşamını her geçen gün daha derinden etkilemeye devam ediyor.
www.evrensel.net